01.06.2020 Tarihte Bugün- 1 Haziran;

29 Eki 2019
83
40
18
01.01.2020 Tarihte Bugün- 1 Haziran;

987Hugh Capet Fransa kralı seçildi.
1453Ayasofya'da ilk cuma namazı Akşemseddin tarafından kıldırıldı. İstanbul’un fethinin sembolü olarak İslami gelenek doğrultusunda şehrin en büyük kilisesi olan Ayasofya Camiye dönüştürüldü. Fetihten sonraki ilk Cuma namazı 1 Haziran 1453 tarihinde bizzat Fatih Sultan Mehmet tarafından kıldırıldı. Hutbe ise Akşemsettin tarafından Fatih sultan Mehmet adına okundu. Hutbe okutmak Türk-İslam geleneğinde hükümdarlık alametidir. Hırıstiyan dünyası Ayasofya’nın cami olmasını hiçbir zaman hazmedememiştir.
1475Osmanlı Donanması Kırım’a Ulaştı (1475) Fatih Sultan Mehmet Karadeniz’i bir Türk gölü haline getirmek istiyordu. Bu amaçla Karadeniz’in Anadolu kıyılarını tamamen kontrol altına almıştı. Cenevizlilerden Amasra, İsfendiyar oğullarından Sinop ve Trabzon Rum İmparatorluğundan Trabzon alınmıştı. Cenevizlilerin Kırım’da karışıklık çıkarmaları üzerine duruma Fatih müdahale etti. Kaptan-ı Derya Gedik Ahmet Paşa komutasında büyük bir donanma Kırım’a gönderildi. Osmanlı donanması 1 Haziran 1475 tarihlerinde Kırım önlerine demirledi.
1792Kentucky, ABD'nin 15. eyaleti oldu.
1796Tennessee, ABD'nin 16. eyaleti oldu.
1831James Clark Ross, Kuzey Kutbunu keşfetti.
1855Amerikalı maceraperest, paralı asker William Walker Nikaragua'yı ele geçirdi.
1869Thomas Edison, elektrikli oy verme makinesinin patentini aldı.
1911Türk Hava Kuvvetleri kuruldu. (Kıtaat-ı Fenniye ve Mevaki-i Müstahkame)
1920Adolfo de la Huerta, Meksika devlet başkanı oldu.
1921Dr.Şefik Hüsnü Değmer önderliğinde Osmanlı'nın ilk sosyalist mecmuası Aydınlık yayın hayatına başladı.
1952Berlin ikiye bölündü.
1959Nikaragua devriminin başlangıcı.
1963Bursaspor futbol kulubü kuruldu.
1967Bütün zamanların en iyi albümü kabul edilen The Beatles grubunun Sgt. Pepper's Lonely Hearts Club Band adlı rock albümleri piyasaya sürüldü.
1973Yunanistan hükümeti monarşiyi kaldırarak cumhuriyeti ilan etti.
1974Nefes borusuna yabancı cisim kaçan hastaları boğulmaktan kurtaracak Heimlich manevrası'nın nasıl yapılacağı ilk defa Emergency Medicine (Acil Tıp) dergisinde yayımlandı.
1979Rodezya'da 90 yıl sonra ilk kez siyahların çoğunlukta olduğu bir hükümet göreve geldi.
1980CNN yayın hayatına başladı.
1985Alan García, Peru devlet başkanı oldu.
1990George H. W. Bush ve Mikhail Gorbachev, kimyasal silah üretimine son veren bir antlaşma imzaladılar.
1997Hugo Banzer, Bolivya'da devlet başkanlığı seçimlerini kazandı.
2001Bir Hamas intihar bombacısı Tel Aviv'deki bir diskoda 21 kişinin ölümüne yol açtı.
2003Dünyanın en büyük hidroelektrik barajı olan Çin Halk Cumhuriyeti'ndeki Üç Boğaz Barajı'nda su tutulmasına başlandı.

Tarihte Bugün Doğanlar (1 Haziran);
1869Ernest Fox Nichols, ABD'li eğitimci ve fizikçi (ö. 1924)
1926Marilyn Monroe, ABD'li sinema oyucusu (ö. 1962)
1926Andy Griffith, ABD'li sinema oyuncusu
1927Moyra Caldecott, İngiliz yazar
1937Morgan Freeman, ABD'li sinema oyuncusu
1947Ron Dennis, McLaren Mercedes F1 Takımı patronu
1952Şenol Güneş, Türk futbolcu ve teknik direktör
1957Abdullah Çatlı, Bedrettin Cömert suikastı faili ve 7 TİP'li öğrencinin öldürüldüğü Bahçelievler Katliamı'nın planlayıcısı.
1973Heidi Klum, Alman manken
1973Alanis Morissette, Kanadalı, Grammy Ödülü sahibi müzisyen
1980Oliver James, İngiltere doğumlu oyuncu
1980Agasi Ağagüloğlu, Türk ve Azeri boksör.
1982Justine Henin, Belçikalı, ünlü tenis oyuncusu
1983Gökhan Türkmen, Türk pop sanatçısı

Tarihte Bugün Ölenler (1 Haziran);
193Roma İmparatoru Didius Julianus suikast sonucu öldürüldü.
1841Nicolas Appert, Fransiz mucit.(d. 1749)
1868James Buchanan, ABD'nin 15. başkanı (d. 1791)
1943Leslie Howard, İngiliz aktör (d. 1893)
1962Adolf Eichmann, Nazi subayı (idam edildi) (d. 1906)
1968Helen Keller, ABD'li pedagog (d. 1880)
2008Yves Saint Laurent, Fransız moda tasarımcısı (d. 1936)

33943531-1673247149455262-6201139507849330688-n_1a42e.jpg1453 - Ayasofya Camiinde ilk cuma namazı Akşemseddin tarafından kıldırıldı

İstanbul’un fethinin sembolü olarak İslami gelenek doğrultusunda şehrin en büyük kilisesi olan Ayasofya, Camiye dönüştürüldü. Fetihten sonraki ilk Cuma namazı 1 Haziran 1453 tarihinde Akşemseddin tarafından kıldırıldı. Hutbe de Akşemsettin tarafından Fatih sultan Mehmet adına okundu. Hutbe okutmak Türk-İslam geleneğinde hükümdarlık alametidir. Hırıstiyan dünyası Ayasofya’nın cami olmasını hiçbir zaman hazmedememiştir.

Ayasofya'nın Müslüman Olduğu Gün

Mustafa Armağan - Yeni Şafak


Fatih bir Hicret yolcusu olduğuna göre tabiatıyla Hicrî takvim kullanırdı. Dolayısıyla onun cebindeki ajandada Fetih 20 Cemaziyelevvel 857'de yapılmış görünüyordu. Öte yandan İstanbul'un fethi Miladi takvimle 29 Mayıs 1453 gününe rast gelir. Müslümanlarca İstanbul'un ve devlet protokolünün baş mabedi ('Ulu Mabed') ve Fethin sembolü kabul edilen Ayasofya, Fatih Sultan Mehmed'in emriyle 3 gün sonraki Cuma namazı için hızla hazır hale getirilecektir.

29 Mayıs Salı günü şehre giren ve Ayasofya'yı ziyaret edip kubbesine kadar çıktıktan sonra camiye çevrilmesi emrini veren genç Sultan, yaklaşık 9 asırlık bu mabette bir cami için gerekli olan minber, mihrap, halı gibi unsurların eklenmesini ve Hıristiyanlığa ait olup da İslamiyet tarafından hoş görülmeyen sıra, heykel ve ikona gibi objelerin kaldırılmasını istemişti.

Emrettiği şeylerden biri de, Ortodoks kiliselerinin Patrik ve din adamlarının kısmını (“bema”) cemaatten ayırmak üzere konulan “ikonostasis” bölmesi ile buradaki ikonaların derhal kaldırılmasıdır ki, İslamiyet'in eşitlikçi tavrını daha ilk günden ortaya koyan bir uygulama olarak karşımıza çıkar. Buradaki sunağın da kaldırıldığını biliyoruz.

Bunların yerine minber ve mihrap ilave edildi. Ayrıca caminin güneybatı köşesine, yani Sultanahmet Camii'nden bakılınca sol ön köşedeki ağırlık kulesinin üzerine de hemen ahşap bir minare inşa ettirildi.

Ayasofya, 1204'te Katoliklerin eline düştükten ve fetihten kısa bir süre önce Katoliklerle ortak ayin yapıldığından beri buranın iyice pislendiğini, murdar olduğunu düşünen dindar Ortodokslar, Ayasofya'ya adım atmaz olmuşlardı. Ulu Mabed bu yüzden epeyce bakımsız ve harap durumdaydı.

Fatih'in emriyle Ayasofya'nın içi ve çevresi hızla temizlendi. Kubbesindeki devasa çan indirildi. Duvarlardaki tasvirlerin (ikonaların) üzeri bir örtüyle kapatıldı. İçindeki heykeller dışarıya çıkartıldı. Yerlere rengarenk halılar serildi. Hatta Ayasofya için özel bir mimar dahi tahsis edilmişti.

AYASOFYA NASIL CAMİ OLMUŞTU?

Ferik Ahmed Muhtar Paşa Feth-i Celile-i Kostantiniyye adlı kitabında Osmanlı kaynaklarındaki malumatı şöyle sunar:

Takvim 1 Haziran 1453 Cuma'yı göstermektedir. Ayasofya Camii tarihî günlerinden birindedir. Hafızlar aşirler okuyor, güzel sesli müezzinler caminin muhtelif köşelerinden birbiri ardınca tekbirler getiriyorlardı. Cuma salası ve ezan-ı Muhammedî İstanbul'un ve Ayasofya'nın ruhuyla ilk kez o gün tutuksuz buluşmaktadır.

3 gündür “Fatih” unvanını isminin başına koymaya hak kazanmış bulunan Sultan Mehmed'in, komutanları, devlet büyükleri ve ulemayı da yanına alarak Ayasofya Camii'ni teşrif ettiği görüldü. Bir yandan selâlar veriliyor, “İnnallâhe ve melâiketehû yusallûne alennebiyyi; Yâ eyyühellezîne âmenû, sallû aleyhi ve sellimû teslîma” (“Gerçekten Allah ve melekleri, Peygambere salât ederler (şeref ve şanını yüceltirler). Ey iman edenler! Siz de O'na salât edin (Allahümme salli alâ Muhammed, deyin) ve gönülden teslim olun”) buyurulan Ahzab suresinin 56. ayeti hafızlar tarafından hüzünlü bir sesle okunuyordu.

Başka kaynaklarda farklı anlatılmasına rağmen Ahmed Muhtar Paşa'nın dediğine bakılırsa Akşemseddin, genç Sultan'ın koltuğuna girerek onu saygıyla minbere çıkardı. Fatih de, elinde kılıcıyla çıktığı minberde yüksek ve heybetli bir sesle, “Elhamdülillah! Elhamdülillah!” diyerek hutbeyi okumaya başladı. Bu sırada muharip gaziler hep bir ağızdan feryad u figan eyleyip gözlerinden seller gibi yaşlar döküyordu.

Fatih, İstanbul'daki bu ilk konuşmasında İslamiyet'in şan ve şerefinden, Müslümanlığın yüceliğinden bahsetmekte, gül renkli kanı içinde şehadet şerbetini içmiş olan şehitlerin ruhlarına bol bol dualar göndermekte, 8.5 asırdır Peygamber Efendimiz'in (sas) emir ve müjdelerini yerine getirmekle yükümlü oldukları halde bunu yerine getiremeyen Müslümanları bu büyük mazhariyete ulaştırmış olmasından dolayı Cenab-ı Hakk'a hamd u senalarda bulunmaktaydı.

Fatih daha sonra minberden aşağıya inip Akşemseddin'in yanına gitti ve onu kendi eliyle imamlığa geçirdi. Kendisi de arkasında cemaatle Cuma namazını eda etti.

“Güya bir cesed idi ki derisini yüzdüler”

Buna mukabil Gelibolulu Mustafa Âli gibi o devre yakın kaynaklar minbere Akşemseddin'in çıktığını ve söz konusu hutbenin onun tarafından okunduğunu yazmaktadırlar. Ayrıca Ayasofya'nın içindeki “nukûş-ı masnu'a” veya “suver-i acîbesini”, yani sanatlı ve tuhaf mozaik ve resimlerini bozduklarını ve sildiklerini söylüyor ki, Gelibolulu'ya göre Müslümanlar bunları yapmakla Ayasofya'nın adeta derisini yüzmüşler, ona farklı bir kimlik kazandırmışlardı.

Hoca Sadeddin Efendi ise namaz kılınıp hutbe okununca Ayasofya'nın içi “Hanif dininin nuru ile aydınlan”mış, “şanlı şeriatin tatlı yelleri ile tütsülenip içi yüceler yücesi dine girmiş, tek Tanrıya inanmış insanlarla dolup boşal”mıştı diye yazar.

Ahmed Akgündüz, Said Öztürk ve Yaşar Baş'ın Üç Devirde Bir Mabed: Ayasofya (OSAV: 2005) adlı kitabında Ayasofya'daki ilk Cuma namazı sahnesi şöyle tasvir edilir:

“Fethin üçüncü gününe tekabül eden Cuma günü Fatih tekrar Ayasofya'ya gelip ilk Cuma namazını askerleriyle beraber kılmıştır. İmamete İstanbul'un fethinin manevî mimarı Akşemseddin geçmiş, ilk olarak Fatih namına hutbeyi de bu nuranî zat okumuştur. [Bazı kaynaklarda] Hutbenin Fatih tarafından irad edildiği de yazılmaktadır. Diğer bir rivayette ise Fatih, Ayasofya'nın camiye tahvil edildiği gün askerine bir hutbe irad etmiştir. Fatih'in iradesi ile Cuma gününden evvel Ayasofya'daki tasvirler, heykeller ve putlar kaldırılıp, kıble tarafına mihrab yapıldığı, minber konulduğu, bütün hazırlıkların Cuma gününe kadar ikmali için mimarlarla ustaların gece gündüz çalıştıkları rivayet olunur. Bu arada, üç gün zarfında bir de tahtadan minare yapılmıştır. [O tarihte] yapılan minber ve mihrap zamanımıza ulaşmamıştır.

Nitekim tarihçi Solakzade, Cuma namazından önce mihrab, minber ve mahfil hazırlandığını, duvarlarda bulunan tasvirlerin kaldırıldığını, Cuma hutbesini Akşemseddin'in irad ettiğini ve imameti de yine bu zatın yaptığını belirtir. “Yeniçeri Kanunnamesi”nde Fatih hakkında “ol zaman kim saadetle İslambol'u feth eyledikleri zamanda Eğrikapı kurbünde [yakınında] Tekfur-ı makhurun sarayına konub, Ayasofya Camii'nin çanların yıkub minarelerin bina edip Cuma namazına azimet buyurup geri saraylarına döndüklerinde…” ifadesi geçmektedir.

AYASOFYA'NIN ANLAMI

Bu durumda ilk Cuma namazının gerçeğe en yakın tablosunu gözümüzün önüne şöyle getirebiliriz:

Fatih Sultan Mehmed 1 Haziran günü yanında devlet adamları, komutanları ve ulema ile birlikte Ayasofya'ya geldi. Azınlık görüşüne göre hutbeyi Fatih okudu, namazı Akşemseddin kıldırdı. Kuvvetli görüşe göre ise hutbe “Fatih adına” okundu ama Akşemseddin'di okuyan. Namazı Akşemseddin'in kıldırdığı konusunda ise herhangi bir ihtilaf yoktur.

Asıl önemli husus, Ayasofya ve çevresinin bir Müslüman mabedine dönüştürülmesi, yani İslamlaştırılması sürecidir ki, binaya sonraki yüzyıllarda eklenen 4 minare, 2 sebil, Kazasker Mustafa İzzet Efendi'ninkiler başta olmak üzere muhteşem hat levhaları, minber, mihrap, maksureler, hünkâr kasrı, kütüphane, bahçesine yaptırılan şadırvan, imaret, muvakkithane ve türbeler, en önemlisi de Ayasofya'nın Fethin sembolü olması ve Osmanlı cami hiyerarşisinin en üstünde yer alması gibi mimari ve kültürel açılımlar, fethin asırlar boyunca sürdüğünü gösteren örneklerdir.

Burada duralım ve sözü, Necip Fazıl Kısakürek'e bırakalım. Bakalım Üstad, 1965 yılında Milli Türk Talebe Birliği gençlerine yaptığı konuşmada Ayasofya Camii, Fatih Sultan Mehmed ve Fetih üçlüsünü birbirlerine ve hepsini birden geçmiş, bugün ve geleceği kapsayan ideolojik hesaplaşmasına nasıl büyük bir maharetle düğümlemiş:

“Büyük İskender ve Sezar'ı dâva ve gayesi bakımından hizmetçiliğine kabul etmeyecek kadar üstün hükümdar, başbuğ ve aksiyon adamı Fatih, İstanbul'u fethedip onun kalbi Ayasofya'da namazını edâ ettiği zaman, Cenubî [Güney] Fransa'da kırılıp Viyana'da tekrar Batıyı dişleyecek olan İslam taarruz kıskacının mihver çivisini ele geçirmişti. Ayasofya işte bu incecik mildir, bu çividir; onu İslam kıskacına yerleştiren Fatih Sultan Mehmed'dir; ve eğer ondan sonra kıskaç kapatılamadıysa suç kapatamayanlardadır. (…) Fakat bütün bu olanlara rağmen, Fatih'in o kadar maharetle yerine oturttuğu mili söküp atamıyorlar, çekip alamıyorlar. Ayasofya açılacak… hem de öyle bir açılacak ki, kaybedilen bütün mânalar, zincire vurulmuş masumlar gibi onun içinden fırlayacak!”

images.jpgDünya tarihinde ismi dile getirildiğinde en fazla kafa karışıklığı yaratan insanlardan biri sanırım Thomas Alva Edison’dur.

Gezegenimizin gördüğü en büyük mucitlerden biri, yanında çalışanlara karşı kaba ve saygısız, acımasız ve aç gözlü kapitalist, dünyayı aydınlatan adam vb. pek çok sıfatı üzerinde barındıran biraz da karanlık bir adam.

Özellikle 2000’li yıllarla beraber dünya çapında ateşlenen Nicola Tesla sevdası sonucu, yukarıda sayılan sıfatların en olumsuzlarının ismi ile daha fazla anıldığı bir mucit ve girişimci.

Edison’un hayatının kısa bir özetini aşağıda dikkatinize sunuyorum.

1847 yılında Ohio’nun Milan kentinde dünyaya geldi. Thomas Edison 7 yaşında ikin ailesi ile birlikte Port Huron adında bir kasabaya yerleştiler. Thomas Edison ilköğretimine burada başladı. Ancak daha üzerinden 4 ay geçmeden bir hastalığa yakalandı. Okula tekrar başladığında disleksi hastası olduğu için algı sorunları yaşıyordu bu yüzden okul yönetimi Edison’u okuldan uzaklaştırma kararı aldı. Kanada’da öğretmenlik yapmış olan annesi Thomas Edison’un eğimine devam etti.

Evlerinin bodrum katını küçük bir kimya Laboratuvarına dönüştürmüştü. Özellikle de volta kaplarından elektrik akımı elde etme üzerinde araştırmalar yapıyor ve kendisi de deniyordu. Kısa zaman sonra Thomas Edison mors alfabesini öğrendi ve kendisi bir telgraf yaptı. Tam da bu dönemlerde geçirdiği bir rahatsızlık sonucu kulaklarında işitme problemleri yaşamaya başladı.

12 yaşına geldiğinde Port Huron ile Detroit arasında çalışan trende gazete ve meyve satmıştır. Kimya aşkı yüzünden Thomas Edison laboratuvarının bir kısmını trene taşımıştı. Trene götürdüğü kimyasallardan birinin kırılması ve treni yakması üzerine işinden oldu. Sonrasın da Jimmie Mackenzie sayesinde Edison telgraf operatörlüğüne başladı. Edison’nun işitme engeli onu etkilemişti. Ancak yanındaki telgraflardan gelen sesler onun duyması için teşvik olmuştu.

Thomas Edison, Michael Faraday’ın Experi Mental Research in Electricity isimli kitabını okudu ve çok etkilendi Faraday’ın deneylerini tekrarladı. Kendi deneylerine dair notlar tutmaya başladı.

21 Yaşına geldiğinde Thomas Edison’un Hayatı bir atölye kurarak devam etti ve elektrikli bir oy kayıt makinesi geliştirdi. Ancak makineyi kimse almayınca beş parasız ve borçlu bir şekilde New York’a yerleşti. Altın borsasında kullanılan telgraf bozulunca çareyi Edison’dan yardım istemekte buldular. Edison’un cihazı çok iyi şekilde onarması üzerine Western Union Telegraph Company firması Thomas Edison’ a bir öneride bulundu. Geliştirilmekte olan telgraflı kayıt aygıtları üzerine çalışmalar yapacaktı. Edison bunun üzerine bir arkadaşı ile birlikte şirket kurdu ve patentlerini satmaya başladı. Bu işten çok iyi para kazanan Thomas Edison bu parayla New Jersey’de telgraf ve telex makinesi üretimine başladı. Bir süre sonra buradaki iş yerini kapatarak New Jersey’ de bulunan Melon Park’ ta bir araştırma laboratuvarını kurdu. Yeni buluşlar yapmak için çalışmalarına yoğunlaştı.
general-electric-thomas-edison.jpg
1877 yılında sesi kaydedip tekrarlanabilen gramofonu (fonograf) geliştirdi. Thomas Edison’nun bu buluşu çok ses getirdi. Ünü artık yurtdışına yayılmaya başlamıştı.

1878 yılında, William Wallace’in yaptığı 500 ampul gücündeki ark lambasına göre maliyeti daha düşük ve daha güvenli bir yöntemle çalışan bir elektrik lambasını geliştirme işine girdi. Bunun içi kampanya başlattı ve gerekli parasal desteği sağladıktan sonra Edison Electric Company adında bir şirket kurdu. Havası boşaltılmış bir ortamda ışık yayan ve düşük akımla çalışan bir ampul yapmayı planlıyordu. Tam bir yıl süresince flaman olarak kullanabileceği bir tel yapmak için uğraş verdi. Yaklaşık 3000 denemeden sonra nihayet 1879 yılında yılbaşı gecesi 2000 adet karbon flamanlı elektrik ampulünü halka tanıttı. 1882 yılında New York sokakları ilk defa bu lambalarla aydınlığa kavuştu.

19 Şubat 1877’de yani 141 yıl önce bugün, Edison sesleri kaydedip tekrar çalabilmeyi sağlayan fonograf makinesinin patentini aldı.

Aslında bazıları endüstriyel tasarım olan toplamda 1.093 buluşun patent belgesini almıştır. Bir o kadar buluşu da patent belgesine bağlanmamakla birlikte dünyanın kullanımına açılmıştır.

Tüm bu başarılarına rağmen dünya bugün onu yardımcısı Nicola Tesla ile olan sorunlu ilişkisi ve ampulün mucidi olarak hatırlamaktadır. Oysa Edison (ya da ekibi) ampulü değil, ampulün içinde akkor hale gelen dayanıklılığı daha yüksek ve maliyeti çok daha düşük olan bir malzemeyi buldu. Pek çok sunumda yer alan “vazgeçmeyin Edison da 3000’den fazla denemenin sonunda amacına ulaştı” diye anlatılan amaç budur aslında.

50’li yıllarda bir senatörün ABD kongresindeki sitem dolu konuşması sırasında “Ülkeyi 3 General yönetiyor.. General Motors, General Eisenhower ve General Electric” diye saydığı 3 generalden !!! birinin, General Electric’in de kurucusudur.

Yaptığı fonograf cihazının patentinin 141. Yıl dönümü nedeniyle bu yazıda anmak istediğimiz Edison hakkında “Nasıl bir insandı” sorununun cevabını okuyucuya bırakalım ve lambayı söndürüp, ofisten çıkalım…



Not: Patentler sadece tescil edildikleri ülkelerde ve sadece 20 yıllık koruma sağlar. Yazıda bahsi geçen tüm patentler artık kamu malıdır.
 
Moderatör tarafında düzenlendi:
Üst