08.02.2020 Tarihte Bugün- 8 Şubat;

Emrah Burulday

Administrator
Yönetici
3 Ağu 2019
429
141
43
08.02.2020 Tarihte Bugün- 8 Şubat;
1587İskoçya kraliçesi Mary Stuart kafası kesilerek idam edildi. 19 yıl hapiste kaldıktan sonra idam edilen Kraliçe Mary, Kraliçe I. Elizabeth'in katledilmesine karışmakla suçlanıyordu.
1870Kız öğretmen okulu Dar-ül Muallimat açıldı. Sınavla 32 kız öğrenci alındı.
1904Japonların, Çin'in Port Arthur limanına sürpriz bir atak yapıp, Rus filosunu tahrip etmesi ve geçişine engel olması üzerine Rus-Japon Savaşı başladı.
1915D.W. Griffith'in Bir Ulusun Doğuşu (The Birth of a Nation) adlı tartışmalı başyapıtı Los Angeles'ta ilk kez gösterildi.
191923 Kasım 1918'de İstanbul'a vapurla gelen Doğu Orduları Başkomutanı General Franchet D'Esperey, görkemli bir törenle İstanbul'a girdi.
1921Antep'e, TBMM tarafından "Gazi" unvanı verildi.
1922Gaziantep'te, "Gazisancak" adlı gazetenin birinci sayısı çıktı. 285 sayı çıkan gazete, 1925 yılında kapandı.
1922ABD başkanı Warren G. Harding ilk radyoyu Beyaz Saray'da tanıttı.
1924İdam cezası: ABD'de idam cezasını gaz kullanmak suretiyle gerçekleştiren ilk eyalet Nevada oldu.
1935Türkiye Büyük Millet Meclisi 5. dönem seçimleri yapıldı. Türk kadını ilk kez seçme seçilme hakkını kullandı. Cumhuriyet Halk Fırkası (CHF) iktidarı devam ediyor. 17 kadın milletvekili ilk defa Meclise girdi. Ara seçimlerde bu sayı 18'e ulaştı. Bu dönemde kadın milletvekillerinin meclisteki 395 milletvekiline oranı yüzde 4,5.
1937Orman Kanunu kabul edildi.
1951Atatürk'ün manevi kızı ve Türkiye'nin ilk kadın pilotu Sabiha Gökçen, pilot olarak Kore Savaşı'na katılmak için başvuruda bulundu. Sabiha Gökçen'in bu girişimi batı basının da geniş bir biçimde yer aldı. Ancak Gökçen'in bu isteği Amerikan ordusunda kadın pilot bulunmaması nedeniyle gerçekleşemedi.
1956Gazetelerin sayfa sayısı sınırlandı; piyango ve ikramiyeler yasaklandı.
1956Dolandırıcılar kralı Sülün Osman Bursa'da yakalandı.
1958Bobby Fischer henüz 15 yaşında ve Dünya satranç şampiyonu oldu.
1959Charles de Gaulle, Fransa'nın beşinci cumhuriyetinin ilk başkanı sıfatıyla görevine başladı.
1962Fransa'da Gizli Ordu'nun bombalama eylemlerini protesto edenlere polis müdahale etti; 8 kişi öldü
1962Turizm Bankası A.Ş. çalışmalarına başladı.
1963ABD vatandaşlarının Küba ile seyahat, finansal ve ticari amaçlı her türlü ilişkisi John F. Kennedy yönetimince yasaklandı.
1963Irak'ta, Abdüsselam Arif'in önderliğindeki "Baas"çı subaylar yönetimi ele geçirdi, Başbakan Abdülkerim Kasım öldürüldü.
1969TRT, köye yönelik televizyon yayınlarının izlenmesi için Ankara'nın 4 köyüne televizyon izleme merkezi kurdu.
1973Eski Milli Birlik Komitesi üyesi emekli Korgeneral Cemal Madanoğlu ve 31 arkadaşının yargılanmasına, başlandı. Cemal Madanoğlu ve arkadaşları, Millet Meclisi'ni feshederek Anayasa'nın tamamını veya bir kısmını değiştirmeye teşebbüsle suçlanıyorlardı.
1974Amerikan uzay istasyonu Skylab uzayda 84 gün geçirdikten sonra dünyaya döndü.
1974Yukarı Volta'da askeri darbe.
1976Insbruck'ta yapılan kış olimpiyatları TRT televizyonundan naklen verildi.
1976İngiltere, Strasbourg'da kendini savunmak durumunda kaldı. İngiltere hakkında IRA (İrlanda Cumhuriyet Ordusu) sanıklarına işkence ettiği iddiaları vardı.
1977İstanbul gazetelerinin fiyatı 2 liraya çıktı.
1977THY grevi, Bakanlar Kurulu tarafından ikinci kez ertelendi.
1980İzmir'de 55 bin işçi 1 günlük işi bırakma eylemi yaptı. Eylem yapan işçiler Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu DİSK'e bağlı sendikalara üyeydiler.
1980Tariş işçileri işletmenin bazı bölümlerini işgal etti, Çiğli İplik Fabrikası'nda işçiler fabrika kapılarını kapatarak barikat kurdu.
1983Cumhurbaşkanı Kenan Evren kürtajın günah olmadığını söyledi.
1984Kış Olimpiyatları Sarayova'da başladı.
1985Hisarbank, İstanbul Bankası ve Odibank'ın 66 yöneticisinin mallarına tedbir konuldu. Mallarına tedbir konulan bankacılar arasında Ömer Çavuşoğlu, Ahmet Kozanoğlu, Melih Saydam, Özer Uçaran Çiller de bulunuyor.
19866 yıl aradan sonra ilk işçi yürüyüşü Balıkesir'de yapıldı. Yürüyüşe yaklaşık 5000 kişi katıldı.
1989Boeing 707 tipi bir yolcu uçağı, Portekiz açıklarındaki Azor Adaları'nda düştü: 144 kişi öldü.
1990Amasya Yeniçeltek'te toprak altında kalan 63 işçiden umut kesildi. Madenin hava bacaları betonlandı. Bir gün önce meydana gelen grizu patlamasında ölenlerin sayısı 66'ya ulaştı.
199181 şair savaşa karşı birer dize yazarak hazırladıkları ortak şiiri yayınladılar.
1992Olağanüstü Hal Bölge (OHAL) valiliğine Ünal Erkan atandı.
1994Erdal Çelik 16. Uluslararası Cavon Şarkı Yarışması'nı kazandı. Çelik yarışmaya "Like A Gift" adlı parçayla katılmıştı.
1994TEKEL ürünlerine yüzde 13.04 ile 16.67 oranlarında zam yapıldı
1999Ürdün kralı Hüseyin, Amman'da düzenlenen bir törenle toprağa verildi.
2000Danıştay 10. Dairesi, FP'den İstanbul Milletvekili seçilen Merve Safa Kavakçı'nın, 'Türk vatandaşlığının kaybettirilmesine' ilişkin Bakanlar Kurulu Kararı'nın iptali istemini oybirliğiyle reddetti.
2001Bonn Başsavcılığı'nın Hıristiyan-Demokrat Parti'ye (CDU) yapılan karanlık bağışlarla ilgili dava çerçevesinde eski Başbakan Helmut Kohl hakkında açtığı dava, 150 bin Euro tutarında cezanın ödenmesiyle kapandı.
2001Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Esad Coşan ile damadı Ali Yücel Uyarel'in Süleymaniye Camii haziresine definlerine imkân tanıyan kararname taslağını imzalamayarak Başbakanlık'a geri gönderdi.
2001Kırklareli'nin Lüleburgaz İlçesi'nde, SSK hastanesinde hatalı iğne yapıldığı için sol kolu dirseğinden kesilen Ayşen Başaran'ın ailesinin, 1996 yılında SSK aleyhine açtığı tazminat davası sonuçlandı. Mahkeme, Başaran ailesine, yasal faizleriyle 119 milyar lira manevi tazminat ödenmesine karar verdi.
2002Yargıtay 6. Ceza Dairesi, "Yüksekova Çetesi" davasında 5 sanık hakkında verilen çeşitli hapis cezalarına ilişkin mahkumiyet kararlarını bozdu.
2002Kış Olimpiyatları Salt Lake City'de başladı.
2004ABD'li şarkıcı Beyonce beş Grammy ödülü kazandı.
2005İsrail başbakanı Ariel Sharon ve Filistin lideri Mahmud Abbas arasında, Mısır'da imzalanan bir antlaşma ile ateşkes sağlandı.

Tarihte Bugün Doğanlar (08 Şubat);
1677Jacques Cassini, Fransız astronom (ö. 1756)
1700Daniel Bernoulli, İsviçreli matematikçi (ö. 1782)
1828Jules Verne, Fransız yazar (ö. 1905)
1830Abdülaziz, Osmanlı padişahı (ö. 1876)
1834Dimitri Mendeleyev, Rus kimyacı (ö. 1907)
1859Gabriele Reuter, Alman kadın edebiyatçı (ö. 1941)
1883Joseph Alois Schumpeter, Avusturyalı iktisatçı ve siyaset bilimci (ö. 1950)
1906Chester Carlson, ABD'li fizikçi ve fotokopinin mucidi
1921Prof. Dr. Kemal Kafalı, eski İTÜ rektörü
1921Lana Turner, ABD'li oyuncu, akrist (ö. 1995)
1925Jack Lemmon, ABD'li sinema oyuncusu (ö. 2001)
1931James Dean, ABD'li sinema oyuncusu (ö. 1955)
1932John Williams, ABD'li besteci
1933Uno Palu, Estonyalı dekatloncu
1940Ted Koppel, ABD'li gazeteci
1941Nick Nolte, ABD'li artist
1957Mehmet Ali Erbil, Türk oyuncu ve şovmen
1961Vince Neil, Rock müzisyeni (Mötley Crüe)
1966Hristo Stoichkov, Bulgar futbolcu
1977Phoenix, Rock dansçısı (Linkin Park)
1980Bilge Kösebalaban, Direc-t grubu gitarist ve vokalisti.
1984Manon Flier, Hollandalı voleybolcu
1987Carolina Kostner, İtalyan buz patenci

Tarihte Bugün Ölenler (08 Şubat);
1265Hülagû Han, Moğol hükümdar (d. 1217)
1587Mary Stuart, İskoçya Kraliçesi (d. 1542)
1640Sultan IV. Murat vefat etti (d. 1612)
1696V. İvan, Rus çarı (d. 1666)
1709Giuseppe Torelli, İtalyan besteci (d. 1658)
1725I. Petro, Rus çarı (d. 1672)
1954Abidin Daver, Türk gazeteci yazar (d. 1886)
1978Ahmet Kemal Atay, Çapa Tıp Fakültesi Cerrahi Kliniğinin kurucusu Ordinaryüs Prof. Dr.
1982Lauri Virtanen, Finlandiyalı atlet (d. 1904)
1990Del Shannon, ABD'li şarkıcı (intihar) (d. 1934)
1999Iris Murdoch, İrlandalı yazar, filozof (d. 1919)
2001Ahmet Kabaklı, Türk gazeteci yazar (d. 1924)
2004Cem Karaca, Türk Pop/Rock Müziği sanatçısı (d. 1945)
2007Haluk Cecan, sualtı belgeselcisi (d. 1946)

Sultan 4. Murat Han
Sultan 4. Murat Han kimdir?

Sultan 4. Murat kimdir? Hayatı, padişahlık yaşamı, ailesiyle ilişkileri ve ölümü hakkında bilgiler haberimizde.
27 Temmuz 1612 tarihinde İstanbulda doğan Sultan 4. Murat (Murad (Murat) Han IV) Osmanlı padişahlarının on yedincisi ve İslam halifelerinin seksen ikincisi oldu. Babası Birinci Ahmed Han, annesi ise Mahpeyker Kösem Sultan'dır. 4. Murat çocuk yaşta tahtla tanıştı. 11 yaşında amcası I. Mustafa'nın yerine tahta geçti. Enderun mektebinde son derece iyi bir şekilde yetiştirilen Sultan 4. Murat, bu iyi eğitiminin faydasını 16 yıl süren hükümdarlığı boyunca görecekti.
YENİÇERİLER AYAKLANDI
4. Murat, Osmanlı'nın buhranlı bir döneminde tahta çıktı. İdari işler karışık olduğundan, Yeniçeri ve Sipahi askerleri zorbalığa başvuruyorlardı. 4. Murat çocuk yaşta olduğu için, bu durumda annesi Kösem Valide Sultan saltanat naibesi oldu ve devletin bilfiil idaresinde söz sahibi oldu.
Döneminde yeniçeri ayaklanmaları artmaya başlamıştı. Yeniçeri zorbalarının ayaklanmaları, büyük facialarla bitiyordu. Zorbalar, 1632de IV. Muratın gözleri önünde, değerli vezir-ı âzami Müezzinzade Damat Hafız Ahmet Paşayı parçaladılar.
Yalnız, genç padişah da artık devlet işlerine hakim olmaya başlamıştı. Zorba ele başılarından olan eski vezir-i âzam ve serdâr-ı ekrem Hüsrev Paşayı Tokatta idam ettirdi.
sultan-4-murat-hayati-4-murat-kimdir-8ffd1b.jpg

Yeniçeriler bunun üzerine yeniden ayaklandılarsa da IV. Murat, zorbaları tutan vezir-i azam Topal Recep Paşa'yı da idam ettirip durumu kesin şekilde eline aldı. Daha sonra, zorbalarla çok hafif bir şekilde ilgilenmiş olan Şeyhülislâm Ahizade Hüseyin Efendiyi de, sırf gözdağı vermek için idam ettirdi; halbuki ulema sınıfından en küçük bir ferdin bile idamı kanunen yasaktı. IV. Murat, bu mevkie yeniden sevgili şeyhülislamı şair Yahya Efendiyi getirdi; Yahya Efendi, 18 yıl şeyhülislamlıkta kalmıştır.
Bağdat Fatihi olarak anılan 4. Murat, ordusuyla Abbasilerin başkentine giriş yapmayı başardı. Kanlı Bağdat kuşatmasında 40.000 kişilik Türk-Safevi ordusuna karşı mücadele verdi.
Döneminde imparatorluğu müthiş bir kargaşadan kurtaran ve idareyi ele alan Sultan 4. Murat, damla (Nikris) hastalığıyla mücadele etmeye başladı. Ancak ömrü uzun sürmedi ve 8/9 Şubat 1640 günü vefat etti.
ALKOL YASAĞI
IV. Murat ilk olarak, yaygınlaşmış olan rüşvet ve iltiması azalttı. İstanbulda alkol, tütün ve kahveyi yasakladı.Yasağın sebebinin 1631deki büyük İstanbul yangını olduğu ve padişahın yaptırtığı bir soruşturma sonucuna göre bu yangının tütün içen sarhoş yeniçeriler tarafından çıkarıldığı iddia edilir.Ayrıca meyhane ve kahvelerin Yeniçeri ve isyancıların toplanma mekanı haline gelmesi padişahı düşündürmüştü. Yasak, kaybolan devlet otoritesinin de bir nevi tekrar tesisinin bir göstergesi olacaktı.
Padişah kendi yasağına ne derece uyulduğuna bağlı olarak otoritesini ölçtü. Bu nedenle yasak çok katı bir şekilde uygulandı. Sultan Murat, yasağa uymayanların öldürülmesini emretti.Bazı geceler tebdîl-i kıyafet (kıyafet değiştirerek) ile sokaklarda teftişlerde bulunurdu.Bu tebdil-i kıyafet teftiş uygulamasını sıklıkla yapmış ve bir çok meyhaneyi gece kendisi bizzat baskınlar ve infazlarla kapattı. Padişahın üstün ve kutsal bir figür olarak Topkapı Sarayında bulunmasına alışık İstanbul halkı halk arasına karışan ve doğrudan gücünü sergileyen 4. Murata bu yüzden farklı bir gözle bakmıştır.
Sultanın ölünceye kadar sürdüğü bu uygulaması sonucu hiç bir padişaha karşı üretilmeyen efsane ve menkıbelere neden olmuştur. 4. Muratın sözlü kültürdeki zengin konumu onun özlenen otoriter bir padişah figürünün bir tecellisi olarak yorumlanmıştır.

hulagu-han-42e47c.jpgHülagû Han, Moğol hükümdar; Babası Cengiz Han’ın en küçük oğlu Toluy Han, annesi Kerayit Hükümdarı Ong Han’ın yeğeni Sorgaktani Hatun’dur. Toluy’un 1232 yılında henüz kırk yaşında iken ölmesi üzerine Büyük Han Ögedey kardeşine ait yerlerin idaresini Sorgaktani’ye verdi. Bir hıristiyan olan Sorgaktani Hatun, dönemin kaynaklarındaki bilgilere göre oğullarının eğitimini Budist Uygur Türkleri’nden Sevinç Tuğrul (Toğril), Bulad Kaya, Mungsuz ve Töre Kaya gibi Cengiz Han’ın yakın adamlarına bırakmıştır.

Hülâgû’nun çocukluk ve gençlik yıllarına ait bilgiler sınırlı olup sadece dedesi Cengiz Han’ın batı seferi sırasında onunla ilgili bir kayıt vardır. Buna göre Cengiz Han, torunlarından on bir yaşındaki Kubilay ile dokuz yaşındaki Hülâgû’yu İmil nehri kıyılarında ilk avları dolayısıyla mükâfatlandırmıştır. Bundan başka gençlik yıllarında Karakorum’da vergi ve para işleriyle meşgul olduğuna dair bazı bilgiler daha bulunmaktaysa da bunları ihtiyatla karşılamak gerekir; çünkü Moğol geleneğine göre şehzadelere bu görevin verilmesi uzak bir ihtimaldir.

Cengiz Han döneminde batıda ele geçirilen topraklar merkezden gönderilen sivil ve askerî valilerce idare ediliyordu. Ancak yörenin başşehir Karakorum’a olan uzaklığı ve diğer bazı sebeplerden dolayı batı yönünde beklenen ilerleme gerçekleşmediği gibi mevcut topraklar da tehdit altında kalmıştı. Bu yüzden Mengü Han, merkezî otoriteyi güçlendirmek ve doğuda da batıda da sınırları genişletebilmek için kardeşlerinden Kubilay’ı Çin’e, Hülâgû’yu Yakındoğu’ya göndermiştir. Alınan kurultay kararınca her iki şehzadeye de Moğol ordusunun onda ikisi verilecek, bunun yanında diğer hânedan üyeleri de güçleri oranında bu seferlere katılacaktı. Mengü Han’ın ölmesi ve değişen bazı şartlar sebebiyle Hülâgû ve Kubilay kendilerine verilen görevi tamamladıktan sonra Karakorum’a dönmemişler ve idareleri altındaki topraklar üzerinde merkeze bağlı iki ayrı Moğol devleti kurmuşlardır. Böylece Hülâgû, Karakorum’da oturan büyük hanın nüfuzu altında kalmak şartıyla batıda zaptettiği toprakları idare etmeye başladı. İlhanlı hükümdarlarının merkeze olan bağımlılıkları 1294 yılına kadar sürmüştür.

Hülâgû’nun Ketboğa (Kitbuğa) Noyan idaresindeki öncü birlikleri 24 Ağustos 1252’de, kendisi ise 24 Nisan 1253 tarihinde Karakorum’dan hareket etmiştir. Kurultay kararına göre ordunun iâşesi batıdaki Moğol tâbileri tarafından karşılanacak, ayrıca güzergâh üzerindeki yollar ve köprüler onarılacak, sulara ve çayırlıklara el konulacaktı. Hülâgû’ya İsmâilîler’in ortadan kaldırılması, Abbâsî halifeliğinin itaat altına alınması ve Mısır ile Suriye’nin zaptı görevleri verilmişti. Öncü birlikler Mayıs 1253’te İsmâilîler’e karşı harekete geçerek daha Hülâgû gelmeden birçok kaleyi teslim aldı. İsmâilîler Moğollar karşısında tutunamadılar; merkezleri Alamut’ta oturan reisleri Rükneddin Hûrşah 19 Kasım 1256 tarihinde Hülâgû’ya teslim oldu. Hülâgû kaleyi yerle bir edip halkını kılıçtan geçirmesine rağmen Rükneddin’e iyi davrandı ve onu bir Moğol prensesiyle evlendirdikten sonra Büyük Han Mengü’ye gönderdi. Ancak Mengü Han, kıymetli hediyelerle Karakorum’a gelen Rükneddin’i kabul etmeyerek onu henüz Moğollar’ın eline geçmemiş İsmâilî kalelerinin tesliminden sonra gelmesi için Hülâgû’ya geri gönderdi; ardından fikrini değiştirip dönüş yolculuğu sırasında öldürülmesini emretti. Hülâgû, çoğu Suriye’de bulunan İsmâilî kalelerinin zaptı işini Otçiğin Noyan’a verdi. Kısa zamanda kalelerin tamamı alındı; böylece yıllardan beri bütün Yakındoğu’yu tehdit eden İsmâilî varlığı dağıtılmış oldu.

Rivayete göre Hülâgû Alamut Kalesi’ne saldırmadan önce 653’te (1255) Abbâsî Halifesi Müsta‘sım-Billâh’tan bu harekât için asker göndermesini istedi; ancak halife, bunun Bağdat’ın müdafaasını zayıflatmak amacına yönelik bir taktik olduğunu düşünerek elçiye olumlu cevap vermedi. Alamut’un zaptından sonra Hülâgû halifeye ikinci bir mektup daha yollayıp şehrin surlarını yıkmasını, hendekleri doldurmasını ve idareyi oğluna bırakıp bizzat huzuruna gelmesini istedi. Halifenin bu teklifi de reddetmesi üzerine Hülâgû, üçüncü bir mektupla Tanrı’nın dünyayı idare etme görevini Cengiz Han’a ve onun soyuna tevdi ettiğini bildirerek halifeyi şiddetle azarladı. Halife ise mektubunda Mengü Han’la ve kendisiyle dost olduğunu, elçilerin getirdiği haberlere inanmadığını ve eğer Bağdat’a karşı harekete geçecek olursa başına büyük felâketler geleceğini bildirdi. Bu cevap üzerine Hülâgû 9 Rebîülevvel 655’te (27 Mart 1257) Hemedan’dan Bağdat’a hareket etti ve sağ kanat, sol kanat, merkez olmak üzere üçe ayırdığı ordusuyla şehri çepeçevre kuşattı. Daha önce yakınlarını, ailesini ve hazinesini yanına alıp bir gemiyle Basra’ya kaçması teklifini nasıl olsa kendisine dokunulmayacağını düşünerek reddeden Halife Müsta‘sım 4 Safer 656’da (10 Şubat 1258) kayıtsız şartsız teslim oldu; fakat bir süre üç oğluyla birlikte Bâbülkelvâzâ’da hapsedildikten sonra işkenceyle öldürüldü. Moğollar, çeşitli rivayetlere göre şehri 7, 30, 34 veya 40 gün süreyle yağma ve tahrip ederken halkı da kılıçtan geçirdiler. Yanan eserler arasında Halife Camii, Mûsâ Kâzım’ın türbesi ve Rusâfe’deki halife mezarları da vardı. Halifeden hazinelerini sakladığı yeri işkenceyle öğrenen Hülâgû bunları ele geçirerek Urmiye gölünün ortasındaki Şâhî (Şahu) adasına yaptırdığı kaleye göndermiş, şehirden ayrılmadan önce de Halife Camii ile Mûsâ Kâzım’ın türbesinin ve yıkılan diğer bazı binaların onarılmasını emretmiştir.

Kaynaklarda Bağdat’ta kılıçtan geçirilen halkın sayısı hakkında 800.000’den 2.300.000’e kadar değişen rakamlar verilmektedir (Özdemir, s. 200). Halife Müsta‘sım’ın öldürülmesi ve Hülâgû’yu Bağdat’ı istilâya teşvik ettiği söylenen Abbâsî Veziri İbnü’l-Alkamî ile ilgili olarak da farklı rivayetler vardır (a.g.e., s. 202 vd., 207 vd.). Bağdat’ın işgali ve Abbâsî halifeliğine son verilmesi İslâm tarihi ve medeniyeti açısından bir dönüm noktası olmuştur. Burada tarihte eşine az rastlanır bir katliam yapılmış, cesetlerden yayılan kokular Hülâgû’yu dahi şehirden uzaklaşmak zorunda bırakmıştır. Cami ve kütüphaneler tahrip edilmiş, kitaplar Dicle’ye atılmış, nehir günlerce mürekkep renginde akmıştır. Bu istilâ, sadece Bağdat için değil bütün İslâm dünyası için bir felâket olmuştur. Bu tarihten itibaren İslâm medeniyetinin duraklamaya ve gerilemeye başladığı görülür.

Hülâgû, kurultay tarafından kendisine verilen iki önemli görevi yerine getirdikten sonra yapacağı Suriye ve Mısır seferinin hazırlıklarını tamamlamak üzere ağırlıklarının bulunduğu Hemedan’a, oradan da Azerbaycan’a geçti; daha önce Boğatimur (Buka Timur) idaresindeki Moğol kuvvetleri de Kûfe, Vâsıt ve Basra şehirleriyle Hûzistan bölgesini ele geçirmişti. Hülâgû, Suriye seferi için gereken hazırlıkları tamamladıktan sonra Ketboğa Noyan idaresindeki öncü birliklerini gönderdi, kendisi de 12 Eylül 1259 tarihinde Tebriz’den hareket etti. Suriye şehirleri yaklaşan Moğol tehlikesine karşı ortak bir cephe oluşturamadı. Bu sebeple Urfa, Harran, Hama, Humus ve Dımaşk kısa zamanda Moğol kuvvetlerine teslim oldu. Bizzat Hülâgû tarafından idare edilen ve Ermeniler’le Haçlılar’ca da desteklenen kuvvetler Halep’i kuşattılar ve bir süre sonra ele geçirdiler. Halep’in arkasından da Antakya dolaylarındaki Hârim Kalesi düşürüldü.

Mengü Han’ın ölümü üzerine Kubilay ile Arıkboğa arasında başlayan büyük hanlık mücadelesi sebebiyle Karakorum’daki gelişmeleri yakından takip etmek isteyen Hülâgû, Suriye’deki Moğol kuvvetlerinin kumandasını Ketboğa Noyan’a bırakıp doğuya hareket etmişti. Ketboğa, bazı başarılar elde etmekle birlikte 3 Eylül 1260 tarihinde Filistin’de Aynicâlût’ta Memlük kuvvetlerine mağlûp oldu ve öldürüldü. İslâm dünyasında büyük bir sevinç yaratan Memlükler’in bu zaferiyle Suriye, Mısır ve Mağrib Moğol istilâsından kurtarılmıştır. Moğollar bu savaştan sonra Suriye’yi istilâ amacıyla bir daha ciddi bir harekâta teşebbüs edemediler. Hülâgû’nun intikam almak amacıyla gönderdiği ordu Aralık 1260’ta Halep civarında çok sayıda müslümanı öldürdüyse de kısa sürede geri çekilmek zorunda kaldı.

Hülâgû 1260’tan sonra doğuda Çağatay, kuzeyde Altın Orda ve batıda Memlük devletleriyle sürekli şekilde mücadele etmiştir. Bu devletlerden Çağatay ve Altın Orda’nın Cengiz Han’ın oğul ve torunları tarafından kurulmuş olması dikkat çekicidir. Bu dönemde dikkat çeken diğer bir husus da Altın Orda-Memlük dostluğuna karşı oluşturulan İlhanlı-Bizans-Küçük Ermeni Krallığı-Fransa Krallığı-Haçlılar-papalık iş birliğidir. Hülâgû, Altın Orda Hükümdarı Berke Han ile yaptığı Terek Savaşı’nda ağır bir bozguna uğradı (Rebîülevvel 661 / Ocak 1263). Bu iki kardeş devlet arasındaki mücadele Hülâgû’dan sonra İlhanlı tahtına çıkan hükümdarlar zamanında da devam etmiştir.

Anadolu 1243 Kösedağ Savaşı ile Moğol hâkimiyeti altına girmişti. Hülâgû’nun gelmesinden sonra buradaki Moğol baskısı daha da arttı. Hülâgû 1258 yılında Anadolu’yu, merkezi Konya ve Tokat olmak üzere II. İzzeddin Keykâvus ile IV. Rükneddin Kılıcarslan arasında taksim etti ve her iki sultanla ayrı ayrı antlaşmalar yaparak Anadolu’nun İlhanlı Devleti’ne ödediği vergiyi iki katına çıkardı. Hülâgû’nun oğullarından Yeşmut’un emrindeki kuvvetler de 658’de (1260) Meyyâfârikīn’ı işgal ederek el-Melikü’l-Kâmil Muhammed b. Şehâbeddin Muzaffer Gāzî’yi öldürüp Eyyûbîler’in Meyyâfârikīn, Cebel ve Sincar koluna son verdiler (Reşîdüddin [nşr. Abdülkerîm Alioğlu Alizâde], s. 77-78). Hülâgû’nun el-Melikü’l-Kâmil Muhammed’in şehid edilmesinden sonra sara hastalığına yakalandığı ve ölünceye kadar bu dertten kurtulamadığı söylenir (Abdüsselâm Abdülazîz Fehmî, s. 149).

Hülâgû 1254 ve 1255’te Büyük Han Mengü adına, 1256 yılında ise kendi adına para bastırmış ve kendi adını taşıyan paralara İslâm dünyasındaki geleneğe uygun olarak kelime-i tevhid koydurmuştur. Onun 1262 yılından itibaren imar faaliyetlerine ağırlık verdiği ve İran ile Azerbaycan’da birçok âbidevî eser yaptırdığı görülmektedir. Bunlar arasında Tebriz, Aladağ ve Merâga’daki saraylarla Merâga Rasathânesi, Hoy’daki Budist mâbedleri zikredilebilir.

19 Rebîülâhir 663’te (8 Şubat 1265) Merâga’da kırk sekiz yaşında ölen Hülâgû hazineleri için Şâhî adasında yaptırdığı kaleye defnedildi. Hülâgû’nun on iki karısı, on dört oğlu ve yedi kızı vardı. Ölüm haberinin duyulması üzerine tahtına büyük oğlu Abaka geçmiştir.

Hülâgû matematik, astroloji, astronomi ve kimya ile ilgilenmiş, ünlü bilgin Nasîrüddîn-i Tûsî’nin Merâga’da bir rasathâne kurması için masraftan kaçınmamıştır. Posta teşkilâtını geliştirmiş ve böylece idaresi altındaki şehirler arasında ulaşım ve haberleşmeyi kolaylaştırmıştır. Cesur, kararlı, savaş taktiklerini iyi bilen, cömert, ulemâ ve filozofları koruyan bir hükümdar olarak tanınan Hülâgû, Nasîrüddîn-i Tûsî ile Târîḫ-i Cihângüşâ adlı eserinde Cengiz Han ve haleflerinden bahseden Alâeddin Atâ Melik Cüveynî’yi himayesi altına almıştır. Kendisi Budist olmasına rağmen kaynaklarda hanımları arasında en itibarlısı olarak gösterilen hıristiyan Dokuz Hatun’un da tesiriyle onun devrinde Hıristiyanlığın nüfuzu artmış, birçok kilise ve manastır yapılırken bazı mescidler kiliseye çevrilmiş, müslümanlar zulüm, işkence ve katliama mâruz kalmıştır.
 
Geri
Üst