08.07.2020 Tarihte Bugün- 8 Temmuz;

Akif Er

Aktif Üye
Yönetici
Vip Üye
8 Kas 2019
311
79
28
08.07.2020 Tarihte Bugün- 8 Temmuz;

1522I. Süleyman, Rodos'a çıktı.
1829Erzurum, Salih Paşa'nın Çarlık ordusunun teslim koşullarını kabulüyle Rus işgaline uğradı.
1833Osmanlı Devleti ile Çarlık Rusyası arasında Hünkar İskelesi anlaşması imzalandı.
1889The Wall Street Journal'ın ilk sayısı yayımlandı.
1853ABD Deniz Kuvvetleri Pasifik Filosu komutanı Matthew C. Perry, Japonya'nın Uraga kasabasına ulaştı.
1919Mustafa Kemal, resmî görevinden ve askerlikten çekildi.
1920Bursa , Yunan askeri birlikleri tarafından işgal ediliyor.
1928Ankara Hukuk Fakültesi ilk mezunlarını verdi.
1937Türkiye ile İran, Irak ve Afganistan arasında saldırmazlık paktı (Sadabad Paktı) imzalandı.
1947Bir UFO'nun Roswell, New Mexico'ya düşerek parçalandığına dair bazı haberler yayınlandı.
1948Amerika Birleşik Devletleri Hava Kuvvetleri, ilk kez başlattığı bir program çerçevesinde kadınları da birliklerinde eğitmeye başladı.
1950İhracat tamamen serbest bırakıldı.
1954Türkiye'de ilk gece maçı, Ankara 19 Mayıs Stadı'nda Gençlerbirliği ile Ankara Demirspor arasında yapıldı.
1960U-2 pilotu Francis Gary Powers, Sovyetler Birliği toprakları üzerinde uçağı düşürüldükten sonra yargılandığı mahkemede casuslukla suçlandı.
1966Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay, Celâl Bayar'ın cezasını hastalığı dolayısıyla affetti.
1971Yazar Çetin Altan cumhurbaşkanına hakaretten bir yıl hapis cezasına çarptırıldı.
1982Düceyil'de Irak devlet başkanı Saddam Hüseyin'e başarısız bir suikast girişimi düzenlendi.
1984Erdal İnönü, Sosyal Demokrasi Partisi genel başkanı seçildi.
1993Özel radyo ile televizyon işletilmesi ve kurulması serbest bırakıldı.
1996RP-DYP Koalisyon Hükümeti güvenoyu aldı; Refahyol dönemi başladı.
1997NATO; Çek Cumhuriyeti, Macaristan ve Polonya'yı 1999'da birliğe katılmaya davet etti.
1999Florida'da Allen Lee Davis adlı bir mahkumun idam cezası elektrikli sandalye ile infaz edildi. Bu Florida'da elektrikli sandalyenin son kullanılışı oldu.
2003Sudan havayollarına ait bir yolcu uçağı Sudan'da düştü: 117 kişi öldü, iki yaşında bir çocuk kurtuldu.

Tarihte Bugün Doğanlar (08 Temmuz);
1621La Fontaine, Fransız yazar (ö. 1695)
1838Ferdinand Graf von Zeppelin, Alman kaşif (ö. 1917)
1839John D. Rockefeller, ABD'li sanayici (ö. 1937)
1885Ernst Bloch, Alman filozof (ö. 1977)
1908Nelson A. Rockefeller, ABD'nin 41. başkanı (ö. 1979)
1914Billy Eckstine, ABD'li caz şarkıcısı (ö. 1993)
1919Walter Scheel, Alman politikacı
1921Edgar Morin, Fransız filozof ve sosyolog
1933Marty Feldman, İngiliz komedyen, aktör (ö. 1982)
1951Anjelica Huston, ABD'li aktris
1952Ahmad Nazif, Mısırlı politikacı
1958Kevin Bacon, ABD'li oyuncu
1959Robert Knepper, ABD'li oyuncu
1961Andy Fletcher, İngiliz müzisyen (Depeche Mode)
1972Viorel Moldovan, Rumen futbolcu
1974Elvir Baliç, Boşnak futbolcu
1977Milo Ventimiglia, ABD'li oyuncu
1982Sophia Bush, ABD'li oyuncu

Tarihte Bugün Ölenler (08 Temmuz);
1695Christiaan Huygens, Hollandalı bilimadamı (d. 1629)
1822Percy Bysshe Shelley, İngiliz şair (d. 1792)
1917Tom Thomson, Kanadalı ressam (d. 1877)
1942Refik Saydam, Türkiye Cumhuriyeti'nin 4. başbakanı (d. 1881)
1943Jean Moulin, Fransız direniş lideri (d. 1899)
1962Georges Bataille, Fransız yazar, sosyolog, antropolog ve filozof (d. 1897)
1977Vivien Leigh, İngiliz oyuncu (d. 1913)
1979Siniçiro Tomonaga, Nobel ödüllü Japon fizikçi (d. 1906)
1979Robert Burns Woodward, Nobel Kimya Ödülü sahibi ABD'li kimyacı (d. 1917)
1981Cengiz Tuncer, Türk yazar (d. 1942)
1994Kim İl Sung, Kuzey Kore devlet başkanı (d. 1912)
1994Dick Sargent, ABD'li aktör (d. 1930)
2006June Allyson, ABD'li aktris (d. 1917)

1594184997665.png
Hünkar İskelesi Antlaşması, Mısır valiliğini ele geçirdikten sonra (1805), devrin olaylarıyla bunalmış merkezden uzak bu vilâyetteki iktidarına çeşitli tedbir ve reformlarla kuvvet katan ve Osmanlı Devleti’nin içine düştüğü sıkıntı ve krizlerden istifade ile Mısır’da müstakil bir devlet kurmayı düşleyen Mehmed Ali Paşa 1832 yılında isyan bayrağını resmen açmış ve oğlu İbrâhim Paşa idaresindeki kuvvetleri kısa zamanda Anadolu içlerinde ilerleyebilme başarısını göstermişti. Mısır ordusu, 21 Aralık 1832’de Konya’da Sadrazam Mehmed Reşid Paşa kumandasındaki Osmanlı ordusunu yendi; ileri bir hamle ile Kütahya’ya kadar gelerek (2 Şubat 1833) İstanbul’u ve Osmanlı hânedanını tehdit etmeye başladı.

Başlangıçtan beri Mısır Valisi Mehmed Ali Paşa’yı desteklemekte olan Fransa karşısında İngiltere’yi bir denge unsuru olarak kendi yanına çekmeyi başaramayan Bâbıâli, nihayet bu yakın tehdit karşısında, gelişmeleri kendi menfaat noktasından hareketle müdahaleye hazır bir endişeyle takip eden ve bu anlamda her türlü askerî tedbiri almış bulunan Rusya’nın yardım tekliflerini kabul etmekten başka bir çare göremedi. Rusya’nın yardıma davet edilmesiyle (3-7 Şubat 1833) Bâbıâli, 3 Ocak 1799 tarihindeki ilk Osmanlı-Rus ittifakından edindiği tecrübelerinin ışığında, kendiliğinden gerçekleşebilecek ve fazlaca davet edilmeyi beklemeyecek bir emrivâkiyi de önlemek istemekteydi. Nitekim Fransa ve İngiltere’yi harekete geçirmek için bu yardım talebini son ana kadar bir koz olarak kullanmaya çalışan Bâbıâli’nin, adı geçen devlet elçileriyle yapmakta olduğu görüşmelerden endişelenen Rusya, gemilerinin Boğaz’a girmesini engelleyebilecek bir uzlaşmanın olgunlaşmasına fırsat ve meydan vermeden sekiz parçalık bir filosunu Karadeniz Boğazı’ndan geçirerek Büyükdere önlerine demirletti (20 Şubat 1833).

Mehmed Ali Paşa’nın karşı propagandasından ve genel bir infialden çekinen Bâbıâli’nin filonun Boğaz dışında Süzeboli açıklarında demir atması teklifleri ise etkisiz kaldı. Rus filosunun Boğaz’a gelmesi karşısında ne Fransa’nın Mehmed Ali Paşa yanlısı politikasında, ne de İngiltere’nin ısrarla sürdürmekte olduğu tesbit edilen ilgisiz tutumunda bütün diplomatik teşebbüslere rağmen herhangi bir değişiklik görmeyen Bâbıâli, başşehrin müdafaası için Rusya kara kuvvetlerinin de getirilmesine karar verdi (1833 Mart sonları). 5000 kişilik bir Rus kuvveti 5 Nisan’da İstanbul’a gelerek Beykoz’da karaya çıkıp Hünkâr İskelesi’nde karargâh kurdu. O sıralarda Mısır kuvvetleriyle anlaşmak üzere Kütahya’da görüşmeler sürdürülmekteydi. Nihayet Adana’nın da “muhassıllık” olarak İbrâhim Paşa’ya bırakılması, Mısır ve bütün Suriye vilâyetlerinin, diğer bir ifadeyle I. Selim’in 1516 Mercidâbık ve 1517 Ridâniye zaferleriyle ele geçen bütün yerlerin, Mehmed Ali Paşa’ya terkiyle varılan uzlaşma neticesinde Mısır meselesinin birinci safhası sona ermiş ve bu tevcîhatı ihtiva eden ferman 6 Mayıs’ta Mehmed Ali Paşa’ya gönderilerek iki taraf arasındaki ihtilâfa şimdilik son verilmişti.

Mısır kuvvetlerinin Toroslar’ın öte taraflarına çekilmesi işi başlamış olmakla beraber Rus kara ve deniz kuvvetlerinde herhangi bir toparlanma gözlenmediği gibi, 5 Mayıs 1833’te çarın büyük yetkilerle yolladığı olağan üstü elçisi Aleksey Orlof’un (Alexej Orlow) İstanbul’a gelişi yapılan bu yardımın faturasının ağır olacağına işaret etmekteydi. Nitekim Orlof, iki devlet arasında 3 Ocak 1799’da yapılan antlaşmaya benzer bir savunma ittifakı teklif etmekte gecikmemiştir. Öte yandan Rusya’nın kara ve deniz kuvvetlerini geri çekmemesi İngiltere ve Fransa’nın donanma nümayişlerine yol açmaktaydı. Ortak harekât, Boğazlar’dan geçerek Rus kuvvetlerini geri çekilmeye zorlama teşebbüslerine kadar varan temayüller gösterdiyse de Rus ittifak teklifinin Bâbıâli tarafından reddine yeterli olmadı. İlk esasları Ahmed Fevzi Paşa ve Orlof arasında tesbit edilen görüşmelere daha sonra Serasker Hüsrev Paşa ve Reîsülküttâb Âkif Efendi ile Rus elçisi Butenef de katıldı. İlk toplantı 26 Haziran’da Hüsrev Paşa’nın Emirgân’daki yalısında yapıldı ve 8 Temmuz’daki ikinci toplantıda antlaşma burada imzalandı. Antlaşmanın yapılmasından iki gün sonra Rus filosu ve sayıları 13 veya 15.000’e varan kara kuvvetleri Karadeniz’e çıkmak üzere Boğaz’dan hareket etti.

Adını Rus kuvvetlerinin karargâh kurduğu yer olan Beykoz Hünkâr İskelesi’nden alan bu savunma antlaşması sekiz yıl için geçerli olmak kaydıyla biri gizli yedi maddeden ibarettir. Antlaşmanın 1. maddesinde iki devlet arasında “ebedî sulh ve ittifak” hali olduğu belirtilerek yapılan ittifakın sadece tarafların her türlü tecavüzden korunması amacını güttüğü, dolayısıyla iki tarafın asayiş ve emniyetine dair her türlü hususun noksansız olarak tanzim edileceği ve bunu temin için karşılıklı maddî yardımlaşma ve etkili dayanışma içinde olunacağı vurgulanmaktaydı. 2. maddede, 14 Eylül 1829 tarihli Edirne Antlaşması ve bu antlaşmaya dahil edilen iki devlet arasında daha önce yapılmış bütün antlaşmalar (dolayısıyla 1799 ittifak antlaşması ve bunun 1805’teki temdidi), yine Petersburg’da imzalanan 26 Nisan 1830 tarihli senet ve 29 Temmuz 1832’de İstanbul’da Yunanistan ile ilgili olarak akdedilen tanzimnâme aynen tasdik ediliyordu. 3. maddede tarafların birbirlerini muhafaza ve müdafaası yapılan ittifakın esası olarak tasrih edilmekte ve Osmanlı Devleti’nin tam istiklâl ve istikrarının Rusya’nın samimi arzusu olduğu belirtilmekteydi. Ayrıca Rusya Bâbıâli’nin, kara ve deniz kuvvetlerine tekrar ihtiyaç duyabileceği yeni durumlarla karşılaşılması halinde ihtiyaç gösterilecek miktarda kuvvetin karadan ve denizden sevkini taahhüt etmekteydi. Böyle bir durumda yardım için talep edeceği kara ve deniz kuvvetlerinin sevk ve idaresi Bâbıâli’nin uhdesinde olacaktı. 4. maddeye göre tarafların hangisi diğerinden yardım görürse gönderilecek kara ve deniz kuvvetlerinin iâşe masraflarını da üstlenecekti. 5. maddede, yapılan antlaşmanın uzun süre geçerli olması tarafların samimi arzusu olmakla beraber zamanla antlaşmada bazı değişikliklerin yapılmasını gerekli kılacak durumların oluşabileceği düşüncesiyle antlaşmanın geçerlilik süresi sekiz yıl olarak belirlenmiştir. Bu sürenin sonunda mevcut duruma göre antlaşmanın yenilenmesi hususu tekrar müzakere edilecektir. 6. maddede bu antlaşmanın iki ay içinde onaylanacağı, tasdiknâmelerin İstanbul’da mübadele edileceği belirtilmiştir. 7. gizli maddede, önce açık metnin karşılıklı askerî yardımlaşmayı öngören 1 ve 3. maddelerine atıfta bulunulmakta ve böyle bir maddî yardımın ağır külfetinden Osmanlı Devleti’ni korumak isteyen Rusya, bunun yerine Çanakkale Boğazı’nın kendi lehine kapatılmasını ve hiçbir yabancı geminin geçmesine müsaade edilmemesi hususunu Bâbıâli’ye kabul ettirmekteydi.

Antlaşmanın bu gizli maddesi, Rus harp gemilerinin Boğazlar’dan geçerek Akdeniz’e çıkabileceklerini açıkça ifade etmemekle beraber böyle bir hakkı vermiş bulunan Ocak 1799 ve bunu yenileyen 1805 antlaşmalarının adları anılmasa bile 2. maddenin genel yapısı içinde yürürlükte olduğuna işaret edilmesi, gizli maddenin Avrupa genelinde büyük bir infiale yol açmasına ve endişe kaynağı olarak Mısır meselesinin sonuna kadar dikkatleri üzerinde toplamasına yetmiştir. Bu antlaşma ile Bâbıâli’nin Rusya’nın korumacılığı altına girdiğinde bir dereceye kadar doğruluk payı olmakla beraber, bu gelişmeyi bazı tarihçilerin vaktiyle ileri sürmüş oldukları gibi vasallık mertebesine indirmek herhalde yanlış, ancak konuya karşı duyulan hassasiyetin abartmalı bir göstergesidir. Hünkâr İskelesi Antlaşması Avrupa’da geniş akisler yarattı ve Mehmed Ali Paşa’nın dizginlenmesinde önemli bir vazife gördü. Geriye böyle bir antlaşma bırakmış olsa bile Rus kuvvetlerinin Boğaz’dan çekilmesi sevinçle karşılandı. Fakat kısa bir zaman sonra, varlığından önce birtakım söylentiler halinde haber aldıkları gizli maddenin mevcudiyetinin kesinlik ve muhtevasının açıklık kazanması bu rahatlamaların yerini kızgınlık ve endişeye bıraktı. İngiltere ve Fransa, Petersburg ve Bâbıâli nezdinde bir dizi resmî protestolara başladılar ve donanmalarını Çanakkale Boğazı önlerine sevkettiler. Nota teâtileri meseleyi yeni bir devletlerarası krize dönüştürdü; gerginlik, İngiltere ve Fransa cephesiyle Rusya karşısındaki münasebetlerin kesilebileceği zehâbına yol açtı. Büyüyen kriz Avusturya Başbakanı Metternich’in ara buluculuğu ile yatıştırıldı. Rus siyasî çizgisinden ayrılmamaya özen göstermekle beraber Avusturya menfaatlerini de en iyi şekilde kollamaya çalışan Metternich, Hünkâr İskelesi’nin Rusya’ya sağladığı üstün durumu kontrol edebileceği ve hatta duruma ortak olabileceği bir çözüm yoluna başarı ile teşebbüs etti. Avusturya ve Rus hükümdarlarının (I. Franz ve I. Nikola) Münchengraetz’de (Bohemya) buluşmalarını temin etti, Hünkâr İskelesi ile oluşan ağır siyasî havayı dağıtacak ve Rusya’yı şarkta yalnız bırakmayacak yeni bir antlaşmanın yapılmasını sağladı. Hünkâr İskelesi’nin doğrudan bir uzantısı olan Münchengraetz Antlaşması (18 Eylül 1833), Mehmed Ali Paşa tehlikesinin boyutlarını da açıkça gözler önüne sermesi bakımından ayrıca büyük bir önem taşır. İkisi gizli olmak üzere beş maddeden oluşan antlaşmada taraflar Osmanlı Devleti’nin Osmanlı hânedanı elinde kalmasını bütün güçlerini kullanarak temin etmeye, muhtemel bir hânedan değişikliği ve Bâbıâli’nin hükümranlık haklarının tehdit edildiği bir durumda bu gibi gelişmeleri engellemek üzere ortak tavır alıp etkili tedbirlerle karşı çıkmaya karar vermekteydiler. Gizli maddelerde ise yine aynı kaygılardan hareketle neler yapılacağı açıklanmaktaydı. Mehmed Ali Paşa’nın Osmanlı hânedanı yerine geçmesi halinde devletin Avrupa’daki toprakları üzerinde de hükümranlığını teşmil etmesine imkân verilmemesi, Osmanlı Devleti’nin yıkılması ihtimali söz konusu olduğunda da iki devletin ortak dayanışmasının hedefi, Balkanlar’daki Osmanlı topraklarında küçük millî devletler kurulmasının, dolayısıyla Metternich’in görüşü doğrultusunda büyük bir Yunan krallığı oluşturulmamasının sağlanması ve Avrupa devletler dengesini bozacak gelişmelerin önlenmesiydi.

Mısır meselesi böylece devletlerarası gündeme Boğazlar meselesini çıkarmış oluyordu. Meselenin çözümünün de beraberce olması gerekeceği anlaşılmaktaydı. Nitekim 1840 yazında Mısır meselesinin halli üzerine ertesi yıl Londra’da yapılan toplantıda Londra Boğazlar Mukavelenâmesi imzalanmış (13 Temmuz 1841) ve sekiz yıllık süresi sona ermiş bulunan Hünkâr İskelesi Antlaşması yenilenmemiş, Boğazlar’ın kapalılığını emreden, ancak Osmanlı Devleti’nin hukukî üstünlüğü yanında diğer devletlerin de hukukunu dengeleyen ve ortak kefalete bağlayan yeni bir statü ortaya konmuştur (bk. BOĞAZLAR MESELESİ).

Hünkâr İskelesi Antlaşması ile iki devlet arasında oluşan ittifakın hâtırası olmak üzere Rus askerlerinin ordugâh kurdukları yere bir anıt dikilmiştir (zamanında yapılmış gravürü için bk. Kutluoğlu, rs. nr. 7, 8). Anıtın iki cephesinde Türkçe ve Rusça olmak üzere iki devlet arasındaki dostluğu tebcil eden mısralar, İstanbul halkının bu gelişme karşısında duyduğu infiali aksettirmemektedir. Muhafazakâr çevrelerin Rusya’ya karşı duymakta olduğu nefret ve özellikle II. Mahmud aleyhine sarfettikleri sözler, Avusturya elçisi Baron von Stürmer’in raporlarında görülen ve padişahı “sarhoş, çılgın, gâvur” olarak niteleyen kayıtlarla da sabittir. Rus ittifakına karşı duyulan bu infialin arkasında, Mehmed Ali Paşa’nın bütün Avrupa’da pek etkili olan ve büyük para gücü ile devreye sokup başarı ile yürüttüğü propaganda faaliyetlerinin olduğu açıktır.

Hünkâr İskelesi’nde Serviburnu mahalline dikilen bu anıt 3,75 m. yüksekliğinde ve 115 cm. eninde idi. Türkçe mısralar sadâret kethüdâsı Pertev Efendi (daha sonra Paşa) tarafından yazılmış olmakla beraber bunlara paşanın idamından (1837) sonra 1840’ta İstanbul’da basılan divanında yer verilmemiş olması söz konusu duygularla ilgili bulunmaktadır. I. Dünya Savaşı’nda Rusya’ya harp ilânı ile anıt -93 zaferi nişanesi olarak dikilen Ayastefanos Anıtı gibi- yıkılarak ortadan kaldırılmıştır. Anıttaki Türkçe dizeler şöyledir: “Bu sahrâya müsâfir geldi gitti asker-i Rûsî / Bu seng-i kûh-peyker yâdigâr olsun nişan kalsın / Vifâkı devleteynin böyle dursun sâbit ü muhkem / Lisân-ı dôstanda dâsitânı çok zaman kalsın.”

1594185581802.png
Bursa Yunanlılar tarafından işgal edildiğinde takvimler 8 Temmuz 1920'yi gösteriyordu. O gün Bursa’da sessiz bir bekleyiş vardı. Bu sessizlik fazla uzun sürmedi: Yunan süvarileri Çekirge ve Çarşamba semtlerinden hızlıca geçerek Heykel'deki tarihi belediye binasına ulaştılar. Dönemin Genel Kurmay Başkanlığınca Bursa’daki askeri birlikler Doğu Cephesi karargahına çekilmişlerdi.

Yunanlılar belediye binasına gelmeden şehrin önde gelenleri toplantı salonunda toplandılar. Gelenler arasında en gururlu olanı hiç şüphesiz Bursa Metropoliti Polikarpos’tu. Baş köşeye yerleşti. Onun bu tavrı herkesi rahatsız etmişti ama yapacak artık bir şey kalmamıştı. Yanında bulunanlara “Biz bu günü tam 594 yıl bekledik” diyordu.

Rumlar 594 yıl beklemişlerdi beklemesine ama Bursa halkının o kadar beklemeye sabrı yoktu. Türkler açısından Bursa’nın işgali halkı ve TBMM’ni çok rahatsız etmişti.

İşgal haberi gelince TBMM kürsüsüne siyah örtü serildi. Büyük bir imparatorluğun ilk başkenti artık Yunanlıların himayesine geçmişti. Fakat Türkler için bu hasret sadece 27 ay sürecekti. 11 Eylül 1922 sabahında

Mirleva (Tuğgeneral) Şükrü Naili Paşa komutasındaki 3. Kolordu Bursa’ya girerek, bir döneme tanıklık eden ecdat yadigarı Hüdavendigar Vilayetini düşmandan kurtardı.
1594185611459.png
Türk 3. Kolordusu 29 ve 30 Ağustos günü dağılan Yunan birliklerini Eskişehir ve Bozüyük arasında bulunan İnönü kasabasında yakaladılar. İlk çatışmalarda Yunan birliklerinin kaybı büyük oldu, hızla geri çekilmeye başladılar. Bozüyük Macır Alınca köyünde bulunan tali karargah boşaltıldı. Yunan askerleri hızla İnegöl ilçesinin Samanlıdağ-Dimboz (Erdoğan Köy) ve kazancı hattına çekildiler. Yunanlıların amacı Mudanya’ya gelecek gemileri burada beklemek ve Türk askerinin Bursa’ya ulaşmasını engellemekti.

8 Eylül 1922 günü akşamüstü Yenişehir ve İnegöl ilçelerinin Bursa’ya çıkan yolları tutuldu, bugünkü Erdoğan köy ve Koyunhisar köyünün güneydoğusu Türk askerleri tarafından çember içine alınarak amansız bir taarruz başlatıldı. Daha ilk saatlerde düşman ileri mevzilerini terk etmek zorunda kaldı. Gecenin karanlığında çatışmalar olanca hızla devam ediyordu. 9 Eylül günü düşman mevzilerini terk ederek Keşiş Dağı'nın eteklerine çekilmek zorunda kaldı. Önemli bir gelişme ise Yunan askerleri arasında yaşanıyordu ve artık savaşma arzuları kalmamıştı. Yunan askerleri arasında başlayan huzursuzluk iyice su yüzüne çıkınca Mudanya’ya devamlı olarak haber gönderilmeye başlandı.

Düşman askeri için asıl kötü haber Türk süvari tümeninin Bursa’ya hareket etmesi oldu. Yunan birlikleri Türk süvarilerini engellemek için bir piyade alayı ve iki topçu bataryasını görevlendirdi. Yunanlılar kötü haberi henüz yeni almışlardı ama süvari tümeni yönünü değiştirerek Bursa- Mudanya karayolunu kesecek şekilde Samanlı- Ömerbey üzerinden Nilüfer Vadisi'ne ilerlemeye başlamışlardı. Bu arada 3. Kolordu Karargahı ise Kestel’deki yüksek tepeye yerleşmişti, artık Bursa net bir şekilde karargahtan görünüyordu.
1594185660662.png


Bursa’nın kuzey doğusunda, Kocaeli’nden gelen Türk birlikleri Gemlik-Umurbey-Tepederbent yönünde, Adliye-Muratoba bölgesinde düşmana saldırıya geçiyorlardı. 18. Türk Tümeni ise Dışkaya Dağı'nda tutunmak isteyen Yunan birliklerine doğru ilerlemeye çalışıyordu. Yunan birlikleri ise topçu ateşiyle Gemlik sırtlarını ateş altına almaya çalıştı. Amaçları 18. Tümenin ilerleyişini durdurmaktı.

Türk birliklerinin toplamda dört koldan taarruzları 24 saat içinde sonuç vermişti. 11 Eylül 1922 sabahı 3. kolordunun subayları belediye binasına gelerek Türk bayrağını astılar. Ecdat yadigarı Bursa 27 ay sonra yeniden bir Türk toprağı idi.

İlk Mecliste pek kritik durumda olan cephelerden bahsedilmektedir. Bursa milletvekili Muhiddin Baha (Pars), uzun gözlemlerini anlattığı konuşmasını şöyle bitirir:

“Efendiler bu sahifeyi burada kapattıktan sonra müsadenizle bir müşahademi arz edeceğim. Geçenlerde İnegöl cephesinde ağaçlar arasında sis ortasında gazilerimizi ziyaret eder ve onların ayrı ayrı ellerini sıkarken 15 yaşında kadar bir çocuk gördük. Ona “Oğlum burada ne yapıyorsun? dedim. “Vatani vazifemi yapmaya geldim” cevabını verdi. “Peki hiç muharebeye karıştın mı? Düşmanla cenkleştin mi? Sualime de “evet” diye katıldığı çarpışmaları, boğuşmaları saymaya başlayınca ben, bu çocuğun karşısında bir parça küçüldüğümü hissettim. Sonra daha ileride yine gaziler arasında ve babasının yanında babasıyla omuz omuza düşmana karşı harp eden 12 yaşında Feridun isminde bir çocuk gördüm ki! Efendiler bir diyorum ama hangisi bir?

Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
 
Üst