14.03.2020 Tarihte Bugün- 14 Mart;

Emrah Burulday

Administrator
Yönetici
3 Ağu 2019
417
136
43
14.03.2020 Tarihte Bugün- 14 Mart;
1489Kıbrıs Krallığı kraliçesi Catherine Cornaro, adayı Venedik'e sattı.
1794Eli Whitney, pamuk ayrıştırma makinesinin patentini aldı.
1827II. Mahmut döneminde, Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane kuruldu.
1918Hınıs ve Köprüköy'ün kurtuluşu
1919Tıp Bayramı ve Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane'nin kuruluş yıldönümü. Hikmet Boran önderliğinde, tıp camiasının emperyalist güçlerin karşısına resmen çıkışı nedniyle bugün Tıp Bayramı olarak kutlanmaktadır.
1919Yunanların İzmir'e çıkarma planı, İngiltere Başbakanı Lloyd George, Fransa Başbakanı Georges Clemenceau, İtalya Başbakanı Vittorio Emanuele Orlando ve ABD Başkanı Woodrow Wilson tarafından kabul edildi.
1923Gençlerbirliği Spor Kulübü Ankara'da kuruldu.
1939Slovakya Cumhuriyeti ve Karpatlar Ukraynası, Çekoslovakya'dan bağımsızlıklarını ilan etti.
1939Hatay Meclisi, Türk Lirası'nı resmi para olarak kabul etti.
1951Kore Savaşı: Birleşmiş Milletler kuvvetleri Seul'ü geri aldı
1953Sovyetler Birliği Komünist Partisi Genel Sekreteri Stalin'in ölümü üzerine yerine getirilen Malenkov, görevini 8 gün sonra Kruşçev'e devretti.
1964Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Barış Gücü'nün Kıbrıs'a gitmesini kararlaştırdı.
1980ABD Hava Kuvvetleri'ne ait C-130 tipi askeri nakliye uçağı, İncirlik Hava Üssü'ne iniş yaparken düştü. 18 ABD askeri öldü.
1983Devlet Güvenlik Mahkemeleri'nin kurulmasını öngören yasa tasarısı, Danışma Meclisi'nde kabul edildi.
1985ABD, Batista güçlerine ambargo uygulama kararı aldı.
1998İran'da Richter ölçeğine göre 6,9 büyüklüğünde deprem oldu.
199814 Mart 1998 YÖK başörtüsü takma taktırmanın suç olduğunu açıkladı.
2000Naim Süleymanoğlu, Ankara'da devam ettiği idmanlarda koparmada 145 kilo kaldırarak dünya rekoru kırdı.
2003Türkiye Cumhuriyeti'nin 59'uncu hükümeti, Siirt Milletvekili Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında kuruldu.
2006MacGyver adlı Amerikan dizisinin 5. sezon DVD'si çıktı.
2008Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, Adalet ve Kalkınma Partisi'nin kapatılması için Anayasa Mahkemesi'nde dava açtı.

Tarihte Bugün Doğanlar (14 Mart):
1681Georg Philipp Telemann, Alman besteci (ö. 1767)
1692Peter Van Musschenbroek, Hollandalı bilim insanı (ö. 1761)
1835Giovanni Schiaparelli, İtalyan astronom (ö. 1910)
1879Albert Einstein, Alman fizikçi ve Nobel Fizik Ödülü sahibi (ö. 1955)
1906Ulvi Cemal Erkin, Türk besteci (ö. 1973)
1908Maurice Merleau-Ponty, Fransız filozof (ö. 1961)
1920Memduh Ün, Türk yönetmen
1942Emin Çölaşan, Türk gazeteci ve yazar
1947Billy Crystal, Galli sinema oyuncusu
1972Kaan Dobra, Polonya asıllı Türk futbolcu
1979Nicolas Anelka, Fransız futbolcu
1982Begüm Sürek, Türk müzisyen
1985Eva Angelina, Amerikan porno yıldızı
1988Sasha Grey, Amerikan porno yıldızı
1989Colby O'Donis, Porto Riko asıllı ABD'li R&B ve pop şarkıcısı

Tarihte Bugün Ölenler (14 Mart):
1883Karl Marx, Alman filozof ve ekonomist (d. 1818)
1928Abdülhamid Hamdi Bey, Türk siyasetçi ve din adamı (d. 1871)
1932George Eastman, ABD'li mucit, sanayici (Kodak Şirketi)(d. 1854)
1946Werner von Blomberg (d. 1878)
1953Klement Gottwald (d. 1896)
1955Şamran Hanım, Türk besteci, kanto sanatçısı (d. 1880)
1959Faik Ahmet Barutçu, Türk siyasetçi
1973Chic Young, ABD'li karikatürist (Blondie-Fatoş-'un çizeri) (d. 1901)
1975Susan Hayward, ABD'li sinema oyuncusu (d. 1917)
1977Hikmet Onat, Türk ressam (d. 1882)
1978Aziz Basmacı, Türk tiyatro ve sinema oyuncusu (d. 1912)
1980Mohammad Hatta (d. 1902)
1983Maurice Ronet, Fransız sinema oyuncusu (d. 1927)
1989Zita von Bourbon-Parma (d. 1892)
1995William Alfred Fowler, ABD'li filozof (d. 1911)
1997Fred Zinnemann, Avusturya asıllı ABD'li film yönetmeni (d. 1907)
2006Lennart Meri (d. 1929)
2007Lucie Aubrac (d. 1912)
2010Peter Graves, ABD'li aktör (Görevimiz Tehlike) (d. 1926)
2011Jülide Gülizar, TRT'nin ve Türkiye’nin ilk haber spikerlerinden, sunucu, yazar, eğitmen.

foto1_92_makine_s111.jpg
Çırçır makinesinin mucidi Eli Whitney 1765 yılında bir çiftlikte doğdu ve burada tamir işleriyle uğraştı. Üniversite eğitiminden sonra Catherine Greene ile tanışan Whitney, Bir ziyaretinde Greene’in pamuğu tohumdan ayrıştıran bir makineye ihtiyacı olduğunu gördü. Greene’den de gelen istek üzerine Whitney, o güne kadar sahip olduğu bilgi birikimini kullanarak 1793 yılında çırçır makinesini icat etti. Eli Whitney, ABD’de patentini aldığı çırçır makinesiyle kapitalizmin seyrini değiştirdi. Pamuğu tohumundan ayıran bu makine sayesinde, pamuktan elde edilen verim 50 kat arttı. Böylece dünya pamuk üretiminin yüzde 70’i ABD topraklarında yapılmaya ve dünyaya pamuk ihraç edilmeye başlandı.

foto2_92_makine_s111.jpg


Aslında ilk çırçır makinesi Eli Whitney’in icadından yüzyıllar öncesine dayanıyor fakat bu ürün daha yöresel şartlara uygun bir makineydi. Hindistan’da üretilen bu makinenin özelliği tohumun geçemeyeceği kadar dar bir aralık bırakılarak yan yana yerleştirilmiş, elle döndürülen iki makarası olmasıydı. Bu dar aralıklar her ne kadar Hint pa - muğunun kısa lifli kozalarını ayırmada işe yarasa da dünya üzerindeki diğer uzun lifli pamuk tohumları için uygun değildi. Whitney’in modern çırçır makinesi ise üstünde metal bir ızgaranın içine doğru uzanan 1,2 santimetre arayla yerleştirilmiş ince dil dizileri bulunan bir tahta silindirden oluşuyordu. Diller, ızgaradan geçerken lifleri çekip tohumları bırakıyor, daha sonra bu diller, toplama fırçasıyla temizleniyordu.

foto3_92_makine_s111.jpg
Peki bu makine nasıl çalışıyordu? Makinenin bir tarafı pamukla doldurulur ve makine döndüğünde pamuklar tohumlarından ayrılırken tarak yardımıyla taşınır. Pamuktan ayrılan tohumlar ise alt kısımda bulunan bölümden bir bölmede biriktirilir. Pamuk ve tohum ayrıştırmasına hız kazandıran bu icat, insanları büyük bir zahmetten kurtardı. İcadın bir diğer katkısı ise kıyafet üretimini kolaylaştırırken bir yandan da pamuk israfının azaltılmış olması.

Whitney’in icadından sonra da bu alanda çalışmalar devam etti. 1796 yılında Hogden Holmes adlı mucit, Whitney’in yaptığı makineyi geliştirdi. Holmes, makineye dilli silindir yerine dairesel testere bıçakları yerleştirdi ve yeni makinenin patentini aldı.

Whitney’ın bu patente itirazları sonucunda 1807 yılında patent iptal edildi. Ancak bu iki makine de pamukları tohumdan ayırmada oldukça başarılıydı. Bu iki makinenin tek farkı ise silindirli çırçır makinesi, daha çok güneyde yetişen uzun lifli pamuk için, testere bıçaklı olanı ise ülkenin öteki bölgelerinde yetişen küçük lifli kozalar için elverişli olmasıydı.

foto4_92_makine_s111.jpg

İstanbul’daki tıp fakültesine Avrupa’nın dudak büktüğünü duyan Sultan Abdülmecid, 1847 yılında mezunları, Viyana’ya gönderdi. Buradaki meşhur hocaların huzurunda açık bitirme imtihanlarına girerek yüksek muvaffakiyet kazandılar. Böylece Osmanlı tabiplerinin, Avrupa ayarında tahsil gördüğü ispatlanmış oldu.

Sultan II. Mahmud, 14 Mart 1827 yılında Avrupaî usulde ilk tıp fakültesini kurdu. Kuruluşu, her sene Türkiye’de tıp bayramı olarak kutlanır.
Sultan II. Mahmud’un Tıbhane-i Âmire adıyla kurduğu modern tıp fakültesinde, askerî ve sivil tabipler beraberce tedrisat görürdü. Eczacı, baytar ve dişçiler de buradan yetişirdi. Şehzadebaşı’ndaki mektepte yetişen talebeler; Gülhane’de saray bahçesinde inşa edilen ve bugün de binası hâlâ mevcut bulunan tatbikat hastanesinde staj görürdü. Mektep de sonradan buraya taşınmıştır.

Avrupa ayarında
Viyana’dan getirtilen genç tabip Karl Ambrose Bernard’ın dizayn ettiği mektep, 1839’da Mekteb-i Tıbbiye-i Şâhâne [Ecole Imperiale de Médicine] adıyla anılmaya başladı. Sultan Abdülmecid, Mekteb-i Tıbbiye ile yakından alakalanır; sene sonundaki imtihanları bizzat takip ederdi. Avrupa’da bazılarının fakülteyi küçümsediğini duyunca, 1847 yılında mezunları Viyana’ya gönderdi. Buradaki meşhur hocaların huzurunda açık bitirme imtihanlarına girerek yüksek muvaffakiyet kazandılar. Böylece İstanbul’daki Mekteb-i Tıbbiye’nin, Avrupa ayarında tıp tahsili verdiği ispatlanmış oldu.
Sultan Abdülmecid, ilk günlerde burada bir Musevî talebenin okuduğunu öğrenince, bu çocuk için kendi dininin koşer kâidelerine göre yemek pişiren bir mutfak kurulmasını emretmişti. [Koşer, Yahudiliğe göre yenilmesi caiz olan et, süt, peynir gibi hayvan mahsullerinin, ayrıca dine uygun şekilde haham kontrolünde kesildiğini, sağıldığını veya mayalandığını ifade eder. Böyle olmayan yiyeceklerin yenilmesi bu dinde günah sayılır.] Dahası var: Nezâketi ile tarihe geçmiş Padişah, Yahudiliğin mukaddes Şabat [cumartesi] günü, o talebenin tatil yapması talimatını vermişti.

Mahzun şahitler
Mekteb-i Tıbbiye, Sultan II. Abdülhamid zamanında dünyanın en ileri tıp fakültelerinden biri hâline geldi. Her milletten talebenin tahsil gördüğü mektepte, hocaların çoğu Avrupa’dan gelmiş veya burada yetişmiş, sahasında otorite şahıslar idi. Her talebeye bir mikroskop düştüğünü, burada okuyanlar hatıralarında anlatırlar. Mektebi gezen yabancı seyyah, diplomat ve ilim adamları hayranlıklarını ifade etmekten kendilerini alamamıştır.
Mektebin üç yılı lise ve dört yılı da fakülte seviyesinde idi. Hakkında anlatılan fıkralarla meşhur Rum asıllı tabip Marko Paşa, Mekteb-i Tıbbiye müdürlerindendi. Talebelerin her ihtiyacı mektep tarafından karşılanır; sivil talebeler askerlikten muaf tutulurdu. Fransızca, Arapça, Farsça ve dinî ilimler de, okutulan dersler arasındaydı.
Sultan Abdülhamid, Şam gibi büyük merkezlerde tıbbiye mektebi açtırdığı gibi, yeni hastaneler yaptırarak halk sağlığına mühim hizmette bulundu. Küçükken ateşlenerek vefat eden kızının hatırasına Şişli’de yaptırdığı Hamidiye Etfal Hastanesi hâlâ faaliyettedir.

Popüler meslek
Doktorluk böylece, kâtiplik ve subaylıkla beraber zamanın en popüler mesleklerinden biri hâline geldi. O zamana kadar küçük görülen ve gayrimüslimlerin tercih ettiği doktorluk mesleği, Müslümanlar arasında da yayıldı. Artık kızlar arasında, bir doktorla evlenmeyi hayal edenlerin sayısı az değildi. Bu hususta şarkılar bile yazıldı. Bir doktora âşık genç kızın ağzından yazılan “Nabzımı bırak a doktor, kalbime bak!” şarkısı bunlardan biridir. Arapça ‘tabib’ veya ‘hekim’ yerine, ‘doktor’ gibi Avrupa dillerinden bir tabirin tercihi de bu devre rastlar.
Mekteb-i Tıbbiye çeşitli binalarda tedrisat yaptıktan sonra, Haydarpaşa’da Sultan Abdülhamid’in 1903’te yaptırdığı ve bugün de ayakta bulunan ihtişamlı binaya taşındı. Burası, İstanbul güzel sanatlar mektebi hocaları mimar Alexandre Vallaury ve Raimondo d’Aronco’nun oryantalist üslupta inşa ettiği eseridir. Binanın zemininde bir tarafı caddeye ve bir tarafı da denize bakan en güzel odalarından birisi mescid olarak tanzim edilmişti. Bugün toplantı salonu olarak kullanılan bu odanın duvarlarında hâlâ duran İslâm harfli levhalar, o günlerin mahzun birer şahidi gibidir.
Ekran%20Resmi%202017-09-11%2007_32_07.png


Parasız muayene
Haydarpaşa Tıbbiye Mektebi binası yapılacağı zaman, mimarlar tarafından tanzim edilen plan ve resimler padişaha takdim olunmuştu. Padişah, bu binada hem tıp tedrisatı icra, hem de hastalar tedavi olunacağından, plan ve resimlerin bir kere de mütehassıs doktorlar tarafından görülmesini emretti. Dershanede oturacak talebe ile koğuşlarda yatacak hastaların adedine nazaran bunların fazla havadar olmaları lâzım geleceğini ve binaenaleyh tavanların yüksekliğine itina olunmasını tembih etti. Sultan Abdülhamid’in bu iradesi nazar-ı dikkate alınarak tavanlar yüksek yapıldı. Binanın estetik cihetle zarafeti kalmadı. Fakat doktorlar bu sayede sıhhî icapların temin edilmiş olduğunu söylerlerdi.
Gülhane’deki Tıp Fakültesi’nde parasız muayene ve ilaç günleri vardı. Fakirler, bundan istifade ederdi. Fakültenin Haydarpaşa’ya nakli üzerine bu kolaylık ortadan kalktığı arz olununca, Sultan Hamid Gülhane müessesesini o vakit belediyeye devrettirdi ve parasız muayene ve ilaç usulüne eskiden olduğu gibi devamını emretti.
1867’de sivil tabipler için ayrıca Mekteb-i Tıbbiye-i Mülkiye kurulmuştu. Burası, 1909 yılında, askerî tabip yetiştiren Mekteb-i Tıbbiye-i Şâhâne ile birleştirilerek Dârülfünun Tıp Fakültesi adını aldı. 1933’ten sonra da Avrupa yakasına taşındı ve İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi diye anılmaya başladı. Askerî tıbbiye ise Ankara’ya taşınarak, faaliyetine ayrıca devam etti.
Haydarpaşa’daki bina da Haydarpaşa Lisesine, daha sonra da Marmara Üniversitesine tahsis edilmiştir. Şimdi Sağlık Bilimleri Üniversitesine dönüştürülmüş; yanı başındaki eski Gülhane Hastanesine, 2016’da askerî hastaneler lağvedilince, Sultan Abdülhamid’in isim verilmiştir. Bahçesinde Sultan Abdülhamid’i tahttan indirmeye gelen ordunun kumandanın heykelinin bulunması garip bir tesadüftür.
1(26).png

Haydarpaşa Mekteb-i Tıbbiye talebesi derste

2(25).png

Haydarpasa Mekteb-i Tıbbiye binası.

2519479_810x458.jpgAlbert Einstein; Almanya İmparatorluğu’nun Ulm kentinde 14 Nisan 1879 dünyaya gelmiştir. Kendisi Yahudi asıllı, Dünyaca tanınan Alman teorik fizikçidir. Çocukluk hayatı Ulm kentinde başlayan Albert Einstein 1808 yılında ailesi ile birlikte Almanya’nın Münih kentine taşınmıştır. Burada babası ve amcası ile birlikte bir elektrik şirketi kurmuştur. Annesi ise; başarılı bir piyanisttir. Albert Einstein 2 yaşındayken kız kardeşi Maja dünyaya gelmiştir. Albert okula başlamadan önce konuşmada zorluklar yaşamıştır. Bu nedenle annesi ve babası tedirgin olmuş, doktora götürmüşlerdir.

ÇOCUK YAŞTA BAŞLADI

Yaklaşık 4-5 yaşlarındayken hastalandığı bir zamanda babasının verdiği manyetik pusula Albert Einstein’ın oldukça dikkatini çekmiş ve meraklanmasını sağlamıştır. Albert Einstein’ın anne ve babası Yahudi kökenlilerdi, ancak dindar olmadıkları bilinmekteydi. Aile için önemli olan dinin gereklilikleri değil, çocuklarının eğitimiydi. Albert Einstein 5 yaşına geldiğinde; ailesi daha iyi bir eğitim alabileceğini düşündüğü için evlerinin yakınında bulunan Katolik Hristiyan ilkokuluna yazdırmışlardır. Albert Einstein okula başladıktan sonra okulun ezberci anlayışı olması ve sıkı disiplininden dolayı rahatsız olmaya başlamıştır. Ancak bu düşüncelerine rağmen sınıfında birinci ve yüksek notlar alan başarılı bir öğrenci olmaya devam etmiştir.

Annesi başarılı bir piyanist olduğundan dolayı çocuklarının müzik ile ilgilenmelerini istediği için; Albert’i 6 yaşında kemana, kızı Maja’yı da piyano derslerine göndermiştir. Albert Einstein 6 yaşından 13 yaşına kadar keman dersi almaya devam etmiştir. Bu süreçte Mozart’ın sonatlarını beğenmiş ve tekniklerin üzerinde durarak iyi amatör bir kemancı olmuştur. Sonrasında Beethoven ve Mozart’ın sonatlarını çalmaktan hoşlanmıştır.

EĞİTİMİ

Albert Einstein
; 9 yaşına geldiğinde eğitim gördüğü Katolik Hristiyan ilkokulundan ayrılmış ve Luitpold Gymnasium okulunda eğitim almaya başlamıştır. Luitpold Gymnasium eğitim olarak Antik Yunanca ve Latinceye önem veren bir okuldu. Ayrıca modern diller arasında; coğrafya, matematik ve edebiyat dersleri de bulunmaktaydı. Albert Einstein en çok Matematik ve Latince derslerindeki keskin mantığı sevdiğinden en yüksek notları almaktaydı. Ancak Katolik Hristiyan ilkokulundan daha sıkı bir disiplin anlayışı olan Gymnasium okulunda; Albert Einstein sürekli öğretmenleri ile çatışıyor ve bağımsız kişiliği nedeniyle sorun yaşıyordu.

Bu süreçte Yahudi geleneğinden dolayı ailesi imkanı olmayan bir öğrenciyi evlerinde yemeğe davet ediyorlardı. Bu kişi; Max Talmud isminde Yahudi yoksul bir üniversite öğrencisiydi. Albert Einstein; Max Talmud evlerine gelmeye başladığında 10 yaşlarındaydı. Bu öğrenci Albert’in normal bir çocuk olmadığı fark etmiş ve sürekli matematik, felsefe ve bilim hakkında muhabbetler etmeye başlamışlardır. Beraber muhabbet etmeleri süreci yaklaşık 5 sene boyunca sürmüştür. Bu süreçte Max Talmud; Albert’e farklı kitaplar getirmiş ve çeşitli konularda incelemeler yapmasını sağlamıştır. Albert Einstein; okuduğu kitaplarda bulunan birçok problemi çözmüş ve teoremlere alternatif ispatlar koymuştur.

Yahudi olmasından kaynaklanan geleneklerinde dolayı 11 yaşındayken evde din dersleri almaya başlamıştır. Çok fazla dindar olmayan ailesine karşı Albert Einstein dinine önem vermeye başlamış, dine göre yenilmemesi gereken yiyecekleri yemeyen, ilahi müzikler dinlemeye başlamış ve dini şarkılarda yazmıştır. Bir süre sonra okuduğu dini kitaplar ile bilim kitaplarındaki bilgilerin çeliştiğini görmüştür ve bu konudaki şevki kırılmıştır.

2519479_913f901d55d00f57e7a2eb59b0714af6.jpg


Bunun ardında mühendis olan amcası Jacob’ın Albert’e cebir kitabı getirmesi sonucunda yaz süresince cebir çalışmış, en zor problemleri bile kendi başına çözerek, Pisagor teoreminin tekrar bir ispatını yapmıştır. O zamanlar 13 yaşında olan Albert Einstein; geometri, cebir öğrendikten sonra kalkülüse yönelerek öğrenmeye başlamıştır. Albert Einstein 16 yaşına geldiğinde ise; diferansiyel ve integral hesaplamalarıyla analitik geometriyi kendi başına öğrenmiştir.

İTALYA'YA GİDİŞİ

Babası ve amcasının yaptıkları işin batması sonucu iki aile Münih’ten İtalya’ya gitmeye karar vererek orada iş yapmayı düşünmüşlerdir. Bu sırada ailesi Einstein’ın tek başında Münih’te kalarak Gymnasium okulunu bitirmesine karar vermişlerdir. Yaklaşık 6 ay boyunca yalnız kalan Albert Einstein bunalıma girerek, doktorunu ikna edip sinir sorunları nedeniyle ailesinin yanında bulunması gerektiğini belirten bir rapor almış ve okulunu bırakıp İtalya’ya gitmiştir.

Albert Einstein İtalya’ya geldiğinde liseyi bırakmış olsa da eğitimini yarıda bırakmak istememiştir. Bu neden ailesinde tek başına derslerine çalışma sözünü vererek, İsviçre’nin Zürih kentindeki Federal Politeknik Okuluna gitmek istediğini belirtmiştir. Politeknik okulu kabul şartları için lise diploması istemeden kabul sınavı ile alım yaptığından tek yapması gerek bu sınavı geçmek olacaktı.

Bunun yanı sıra disiplinden ve militarizmden hoşlanmayan Albert Einstein, zorunlu askerlik yapmayı istemediği için babasından Alman vatandaşlığından çıkarak İsviçre vatandaşı olmak için gerekli belgelerini almıştır. Alman vatandaşlığından çıktıktan sonra hemen İsviçre vatandaşlığına kabul edilmediği için yaklaşık 5 yıl boyunca vatansız kalmıştır.

Federal Politeknik Okulu; kabul şartı için giriş sınavını ve 18 yaş üzeri kişileri aldığından Einstein 18 yaşından küçük başvuracağı için özel bir izin alarak başvurmuştur. Ardından mühendislik bölümüne başvurmuştur. Sınavda matematik ve fizik sorularında büyük başarı göstermesine karşı diğer derslerden başarılı not alamayınca okulun yönetici tarafından lise diploması aldıktan sonra tekrar başvurması gerektiği söylenmiştir. Bu şekilde lise diplomasını alarak tekrar başvuru yapan Einstein yine 18 yaşını doldurmadan Politeknik Okuluna kayıt olmuştur. Mühendislik bölümüne kayıt olan Einstein; fizik okumayı seçmiştir. Dünya standartlarında bir fakültede ünlü matematik profesörlerinden ders almaktaydı. Ancak Einstein sadece hangi derslere odaklanmak istiyorsa o dersi çalışmakta ve ders anlatımını beğenmediği profesör varsa dersine girmeyi tercih etmeyen bir yapısı vardı. Okulunda sınavlar dönem sonunda yapıldığından not veya devam sorunu bulunmamaktaydı.

FİZİĞE İLGİSİ

Albert Einstein; okulda üçüncü senesine geçtiğinde Profesör Heinrich Weber’in elektroteknik laboratuvarı dersini almaştır. Ancak Einstein fiziğe giriş dersleri beğenmesine rağmen, ileri fizik konuları yetersiz bulmasından dolayı davranışları ukala ve saygısız olmaya başlamıştır. Okuduğu okuldan 1900 yılında mezun olmuştur. Profesör Weber’e bu şekilde davranması, çoğu dersi yetersiz bulması sonucunda fizik diplomasını aldığında uzun bir süre hiçbir akademik kurumda kendisine bir iş bulamamıştır.

Mezun olduktan sonra iki yıl boyunca iş sıkıntısı yaşayan Albert Einstein; bir arkadaşının babasının patent ofisinde müfettiş olarak çalışmaya başlamıştır. Bu süreç boyunca elektromanyetik cihazların patentini incelemiştir.

1908 yılına gelindiğinde Bern Üniversitesinde öğretmen olarak da çalışan Einstein; sonrasında hem öğretmenlikten hem de müfettişlikten ayrılarak 1909 yılında Zürih Üniversitesinde doçentliğe başlamıştır. 1911 yılında Prag’da bulunan Karl Ferdinand Üniversitesinde profesörlük unvanını almıştır. Bunun sonucunda 1914 yılında Almanya’ya dönen Albert Einstein; Kaiser Willhelm Fizik Enstitüsünde yönetici ve Berlin Humboldt Üniversitesinde de profesörlük yapmıştır. 1916 yılında Alman Fizik Derneği’nin başkanı olmuştur ve bunun sonucunda 1911 yılında; genel yeni görecelik kuramına göre başka bir yıldız ışığının güneş tarafından kırılacağını hesaplamıştır. Bu şekilde sonuçlanan araştırması sonraki yıllarda Arthur Eddington’un güneş tutulması gözlemini doğrulamıştır ve Albert Einstein Dünya tarafından tanınmıştır. 1921 yılında Nobel Fizik ödülüne fotoelektrik etkisi açıklaması ile layık görülmüştür. 1925 yılında da; Royal Society tarafından Copley Madal almaya layık görülmüştür.

EVLİLİĞİ

1903 yılında Federal Politeknik okulunda sınıf arkadaşı olarak tanıştığı Mileva Maric ile evlenmiş olan Einstein; 1919 yılında kuzeni Elsa Einstein ile aşk yaşaması sonucu boşanmış ve Elsa ile evlenmiştir. Çiftin bu evlilikten çocukları olmasa da; Mileva ile evliliğinden olan çocuklarını Elsa kendi çocukları gibi kabul ederek Amerika’ya göç etmelerine kadar Berlin’de yaşamışlardır. Ardından 1933 yılında Amerika’da üniversiteleri ziyarete gittiği sırada Almanların Yahudileri kısıtlaması ve bütün resmi konumlardan men edilmesinden dolayı Naziler kitap yakma kampanyalarına başlamıştır. Bu kitapların arasında Albert Einstein’ında kitapları bulunduğundan o gezi sırasında Einstein bir daha Almanya’ya dönmeyeceğini belirtmiştir.


2519479_3d64b9eb1cecc404202082cbccab0b58.jpg



NEYİ BULDU?

Bu gezisi sonunda Avrupa’ya dönen Einstein; birkaç ay Belçika, sonrasında İngiltere’de kalmıştır. Aynı yıl içinde Amerika’ya göç ederek New Jersey Princeton Institude For Advanced Study’de görev almıştır ve ölümüne kadar burada yaşamıştır. 1939 yılında Nazilerin Atom Bombası araştırmaları konusunda Washington’u uyarmıştır. Ardından Amerika ve Almanlar atom bombası geliştirme yarışına girmiş ve savaş sırasında Amerika atom bombasını geliştirmiştir.

18 Nisan 1955 yılında İsrail’in yedinci kuruluşu için konuşma taslağı hazırlarken yazısını tamamlamadan iç kanama geçirmiştir. Einstein; yaşama süresinin doğal bir zamanda son bulması gerektiğini söyleyerek ve yapay bir şekilde hayata devam etmek istemediğini belirterek ameliyat olmayı reddetmiştir. Princeton Hastanesinde aynı gece yaşamını yitirmiştir. O gece hastanede nöbetçi olan patoloji uzmanı Thomas Stoltz Harvey; Einstein’ın ölüm nedeninin belirlenmesi için beynini çıkarmıştır ve ailesi bedeninin yakılmasını istediği için hazırlamıştır. Bu işlemin sonra Harvey; Einstein’ın beynini sefer tasına koyarak evine götürmüştür. Bu yüzden Harvey işinden olmuştur. Einstein’ın ailesi de bu durum konusunda baskı yaparak beyninin geri getirilmesini istemiştir. Ancak Harvey sadece araştırma amaçlı kullanılacağını belirterek herkesi ikna etmiştir. Ardından yaklaşık 1985 yılında kadar Einstein’ın beyni Harvey için ilham kaynağı olmuştur. Einstein’ın beyni ölümünden 53 yıl sonunda Harvey tarafından Princeton Hastanesine teslim edilmiştir.

Albert Einstein hayatı boyunca birçok bilimsel araştırma ile Dünya’ya birçok katkıda bulunmuştur. Yaptığı bilimsel çalışmalar; Genel Görelilik Kuramı, Özel Görelilik Kuramı, Kütle-Enerji Eşitliği, Fotoelektrik Etki, Brown Hareketi ve İstatiksel Fizik, Bose- Einstein İstatistiği, Kuantum Fiziği ve Belirsizlik İlkesi, Kozmoloji ve Birleşik Alan Kuramı şeklindedir.
 
Üst