15.01.2020 Tarihte Bugün- 15 Ocak;

Emrah Burulday

Administrator
Yönetici
3 Ağu 2019
429
141
43
15.01.2020 Tarihte Bugün- 15 Ocak;
M.Ö. 588Babil hükümdarı II. Nebukadnezar Kudüs'ü kuşattı. Kuşatma 18 Temmuz M.Ö. 586'ya dek sürdü.
1559İngiltere kraliçesi I. Elizabeth taç giydi.
1582Rusya, Estonya ve Livonya'yı Polonya'ya bıraktı.
1759British Museum açıldı.
1870Amerika Birleşik Devletleri'nin Demokrat Partisini eşek sembolü ile tanımlayan ilk politik karikatür yayımlandı.
1884İstanbul Erkek Lisesi açıldı. Okulun ilk adı "Şems-ül Maarif" idi. 1896 yılında resmi okullar arasına dahil edildi.
1889Daha önce adı Pemberton İlaç Şirketi olan Coca-Cola şirketi, Atlanta, Georgia'da resmen kuruldu.
1892Basketbolun kuralları ilk kez, oyunun doğum yeri sayılan Springfield, Massachusetts'de (Amerika Birleşik Devletleri) James Naismith tarafından yayımlandı.
1915Sarıkamış Harekâtı bitti.
1919Mustafa Kemal Paşa, Şişli'deki evinde, Albay İsmet (İnönü) Bey ile Anadolu'ya geçmek konularını görüştü.
1919Almanya'nın tanınmış sosyalistleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht öldürüldü.
1924İzmir'de harp oyunları yapıldı.
1932Samsun'da Mustafa Kemal Paşa'nın Anadolu'ya ayak bastığı yerde dikilen heykel açıldı.
1932Üsküdar ağaçlandırıldı, Harem-Salacak arasındaki sırta 1000 çam ağacı dikildi.
1935Kuğu Gölü Balesi'nin açılışı yapıldı.
1940Ankara radyosu Fransızca, Yunanca, Farsça ve Bulgarca haber yayınına İngilizce'yi de ekledi.
19432. Dünya Savaşı: Guadalcanal Japonlardan temizlendi.
1945Müttefik Kuvvetler gemilerinin Boğazlardan geçişine izin verildi.
1949İmam Hatip Liseleri açıldı.
1952Amerika Birleşik Devletleri, Türkiye'nin Kuzey Atlantik Antlaşması Teşkilatı'na (NATO) girişini onayladı.
1957Mısır hükümeti, ülkedeki bütün İngiliz ve Fransız bankalarının kamulaştırılacağını açıkladı.
1958İçişleri bakanlığının açıklamasına göre İstanbul'da 40.000, Ankara'da 45.000, İzmir'de 4500 gecekondu var.
1964III. Londra Konferansı toplandı.Birleşik Krallık, Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs hükümetleri ile Kıbrıs Türk ve Rum toplumu liderleri katıldı.
1966Amerika Birleşik Devletleri başkanı Lyndon Johnson'ın ve eski Başbakan İsmet İnönü'nün 1964 yılında yazdıkları mektuplar kamuoyuna açıklandı.
1969Sovyetler Birliği, Soyuz 5 uzay aracını fırlattı.
1970Muammer Kaddafi, kendini Libya devlet başkanı ilan etti.
1970Nijerya'dan bağımsızlığını kazanmak için 32 aydır sürdürdükleri çatışmalardan sonra Biafra teslim oldu.
1972Tarihi Yeniköy Adliyesi yandı.
1973Amerika Birleşik Devletleri başkanı Richard Nixon, Kuzey Vietnam'daki birliklerinin saldırılarını durdurduklarını ve barış görüşmelerinde ilerleme kaydettiklerini açıkladı.
1975Angola, Portekiz'den bağımsızlığını kazandı.
1976Türkiye nin Beyrut büyükelçiliği başkatibi Oktar Cirit ermeni teröristler tarafından öldürüldü.
1985Almedia Neves, Brezilya devlet başkanı seçildi. Neves 21 yıl sonra ilk sivil devlet başkanı oldu.
198612 Eylül askeri darbesinden sonra ilk öğrenci derneği kongresi İzmir'de toplandı.
1987Başörtüsü yasağı nedeniyle Erzurum İlahiyat Fakültesi öğrencileri, dekanlığı işgal etti; Konya'da 122 öğrenci sınavları boykot etti; Bursa'da öğrenciler protesto telgrafı çekti.
1988Yargıtay sanığın güvenlik görevlileri tarafından bir hafta iş ve gücüne engel olacak şekilde dövülmesi işkence kapsamına girmez yolunda bir karar verdi.
1989Demokratik Sol Parti (DSP) genel başkanlığına Bülent Ecevit seçildi.
1991Sosyalist Birlik Partisi (SBP) kuruldu; Sadun Aren genel başkanlığa getirildi.
1991Birleşmiş Milletler'in Irak'a Kuveyt'ten çekilmesi için tanıdığı süre doldu.
1992Avrupa'nın, Hırvatistan ve Slovenya'nın bağımsızlığını resmen tanıması üzerine Yugoslavya dağılmış oldu.
1993Serik Tepesi'nde bulunan PKK kamplarına operasyon düzenlendi, yaklaşık 150 PKK militanı öldürüldü.
1994Uyuşturucu ve silah kaçakçısı 44 yaşındaki Behçet Cantürk, Sapanca'da yol kenarında ölü bulundu.
1996Şırnak'ın Güçlükonak ilçesinde 11 köylü bir minibüs içerisinde kurşunlanıp, yakılarak katledildi.
1996"Kumkapı Davası" sanığı Zeynep Uludağ, 6 yıl 8 ay hapis cezası aldı.
1997Basında promosyonu yasaklayan yasa TBMM'de kabul edildi.
2001Vikipedi yayın hayatına başladı.
2005Filistin Lideri Yaser Arafat'ın 11 Kasım 2004'te ölmesinin ardından 9 Ocak'ta devlet başkanı seçilen Mahmud Abbas, yemin ederek göreve başladı. Başbakanlığa Ahmed Kurey'i getiren Abbas, İsrail'e karşılıklı ateşkes ve nihai barış anlaşması çağrısında bulundu.
2005Teksas'daki bir askeri mahkeme, ordu mensubu Charles Graner Jr.'ı, Iraklı mahkumları fiziksel ve cinsel tacizde bulunduğu gerekçesiyle 10 yıl hapse mahkûm etti.
2006Sosyalist Michelle Bachelet, Şili'nin ilk kadın devlet başkanı oldu. Bachelet, aynı zamanda Latin Amerika'da devlet başkanlığı görevine gelen altıncı kadın oldu.
2007İdam edilen devrik Irak lideri Saddam Hüseyin'in üvey kardeşi Barzan İbrahim el Tikriti ile eski Irak devrim mahkemesi başkanı Avad Hamid el Bender, asılarak idam edildi ve Tikrit kentinin Avca köyünde Saddam Hüseyin'in yanına gömüldü.
2009New York'ta 146 yolcu ve 5 mürettebat taşıyan bir uçak Hudson Nehri'ne düştü, ölen yok.
2011Türk Telekom Arena Galatasaray ve AFC Ajax arasında oyanan dostluk maçıyla açıldı.

Bugün Doğanlar (15 Ocak);
1622Jean-Baptiste Poquelin (Moliere), Fransız komedi yazarı ve oyuncu (ö. 1673)
1809Pierre-Joseph Proudhon, Anarşizmin teorisyenlerinden Fransız sosyalist ve gazeteci
1891İlya Grigoryeviç Ehrenburg, Sovyet yazar, gazeteci ve romancı
1891Franz Babinger, Alman yazar (ö. 1967)
1902Nâzım Hikmet Ran, şair. (ö. 1963)
1906Aristotle Onassis, Yunan işadamı (ö. 1975)
1912Michel Debré Fransız devlet adamı
1918Cemal Abdül Nasır, Mısır devlet başkanı (ö. 1970)
1925Nermi Uygur, Türk felsefeci
1929Martin Luther King, Nobel Barış Ödülü sahibi ABD'li rahip
1958Boris Tadiç, Sırp siyasetçi
1969Meret Becker, Alman oyuncu ve şarkıcı
1975Mary Pierce, Fransız tenis oyuncusu.
1976Florentin Petre, Romanyalı futbolcu.
1978Eddie Cahill, ABD'li oyuncu
1981Pamela Tola, Finlandiyalı oyuncu
1983Luis Monti, Arjantinli futbolcu
1987Kelly Kelly, Amerikalı profesyonel güreşçi ve manken

Bugün Ölenler (15 Ocak);
1459Akşemsettin, Fatih Sultan Mehmet'in hocası
1595III. Murat, Osmanlı Padişahı (d. 1546)
1919Rosa Luxemburg, Alman sosyalist politikacı (d. 1870)
1919Karl Liebknecht, Alman sosyalist politikacı (d. 1871)
1945Sami Yetik, Türk ressam
1954Şükrü Kanatlı, Eski Kara Kuvvetleri Komutanı
1956Enis Akaygen, Türk siyasetçi ve diplomat
1971Etem Tem, Atatürk'ün fotoğrafçısı
1984Fazıl Küçük, Kıbrıslı siyasetçi
1995Onat Kutlar
2000Nezihe Becerikli, Türk tiyatro ve sinema oyuncusu. (d. 1918)
2006Cabir El Ahmed El Sabah, Kuveyt emiri
2007Lale Oraloğlu, Türk tiyatro sanatçısı


Akşemseddin
Akşemseddin kimdir?

Fatih Sultan Mehmet´in hocalarından, ünü, kendi büyüklüğüne dayandığı kadar Fatih´in hocası olmasına da dayanıyor. Akşemseddin Ankaralı Hacı Bayram Veli´nin en gözde talebelerindendir.
Osmanlılar zamanında yetişen büyük evliya ve İstanbul’un manevi fatihi. İsmi, Muhammed bin Hamza’dır. Saçının sakalının ak olması veya beyaz elbiseler giymesinden dolayı Akşeyh veya Akşemseddin lakablarıyla meşhur olmuştur. Evliyanın büyüklerinden Şihabüddin Sühreverdi’nin neslinden olup, soyu hazret-i Ebu Bekr-i Sıddik’a kadar ulaşır. 1390 (H. 792) senesinde Şam’da doğdu. 1460 (H.864)da Bolu'nun Göynük ilçesinde vefat etti.
Küçük yaşta ilim tahsiline başlayan Akşemseddin Kur’an-ı kerimi ezberledi. Yedi yaşında babası ile Anadolu’ya gelip, o tarihte Amasya’ya bağlı olan Kavak nahiyesine yerleşti. Alim ve veli bir zat olan babası vefat edince, tahsiline devam etti. Genç yaşta akli ve nakli ilimlerde akranlarından daha üstün derecelere ulaştı. İlim tahsilini tamamladıktan sonra, Osmancık’a müderris oldu. İlim öğretmekle ve nefsinin terbiyesiyle meşgulken, tasavvufa yönelip, Ankara’da bulunan zamanın büyük velisi Hacı Bayram-ı Veli’ye talebe olmak üzere gitti. Fakat ona talebe olamadı. Halep’te bulunan Şeyh Zeynüddin’e talebe olmak için Haleb’e giderken, gördüğü bir rüya üzerine Hacı Bayram-ı Veli’ye talebe olmak üzere Ankara’ya geri döndü. Hacı Bayram-ı Veli tarafından kabul edilip, onun sohbetinde tasavvuf yolunun bütün inceliklerini öğrendi ve Hacı Bayram-ı Veli’den icazet (diploma) aldı. Aynı zamanda tıp ilminde de kendini yetiştiren Akşemseddin, bulaşıcı hastalıklar üzerinde çalıştı. Araştırmalar sonunda Maddet-ül-Hayat adlı eserinde:
"Hastalıkların insanlarda birer birer ortaya çıktığını sanmak yanlıştır. Hastalıklar insandan insana bulaşmak suretiyle geçer. Bu bulaşma gözle görülemiyecek kadar küçük fakat canlı tohumlar vasıtasıyla olur." diyerek, bundan beş yüz sene önce mikrobun tarifini yaptı.
Pasteur’un teknik aletlerle Akşemseddin’den dört asır sonra varabildiği neticeyi dünyada ilk defa haber verdi. Buna rağmen mikrop teorisi yanlış olarak Pasteur’a mal edilmiştir. Aynı zamanda ilk kanser araştırmacılarından olan Akşemseddin, o devirde seratan denilen bu hastalıkla çok uğraştı.
Sadrazam Çandarlı Halil Paşanın oğlu Kazasker Süleyman Çelebi’yi tedavi etti. Ayrıca hangi hastalıkların hangi bitkilerden hazırlanan ilaçlarla tedavi edileceğine dair bilgiler ve formüller ortaya koydu.
Akşemseddin, zahiri ve batıni ilimleri bilen birçok alim yetiştirdi. Oğulları Muhammed Sa’dullah, Muhammed Fazlullah, Muhammed Nurullah, Muhammed Emrullah, Muhmmed Nasrullah, Muhammed Mir-ul-Huda ve Muhammed Hamdullah ile Harizat-üş-Şami Mısırlıoğlu, Abdurrahim Karahisari, Muslihuddin İskilibi ve İbrahim Tennuri bunlardan bazılarıdır.
Fatih Sultan Mehmed Han muhteşem ordusuyla İstanbul’un fethine çıktığında, Akşemseddin, Akbıyık Sultan, Molla Fenari, Molla Gürani, Şeyh Sinan gibi meşhur veliler ve alimler de talebeleriyle birlikte orduya katıldılar. Akşemseddin hazretleri savaş esnasında Sultan’a gerekli tavsiyelerde bulunarak, yeni müjdeler veriyordu. Kuşatmanın uzaması ve Sultan’ın ısrarı üzerine ve Allahü tealanın izni ile fethin ne gün olacağını bildiren Akşemseddin, Sultan şehre girerken yanında yer aldı. Fetih ordusu İstanbul’a girdikten sonra İslamiyetin harple ilgili hukukunun gözetilmesini genç Padişah’a hatırlattı ve buna göre hareket edilmesini bildirdi. Sultan’ın Eshab-ı kiramdan Ebu Eyyub el-Ensari’nin kabrinin bulunduğu yeri sorması üzerine:
"Şu karşı yakadaki tepenin eteğinde bir nur görüyorum. Orada olmalıdır." cevabını verdi.
Daha sonra orası kazıldı ve Eyyub Sultan’ın (radıyallahü anh) kabri ortaya çıktı. Fatih Sultan Mehmed Han, Ebu Eyyub el-Ensari’nin kabr-i şerifinin üzerine bir türbe,yanına bir cami ve ilim öğrenmek için gelen talebelerin kalabileceği odalar inşa ettirdi. Sultan, Akşemseddin’den İstanbul’da kalmasını istediyse de, Akşemseddin Padişah’ın bu teklifini kabul etmedi.
Akşemseddin, İstanbul’un fethinden sonra, Göynük’e yerleşti ve vefatına kadar orada kaldı. Göynük’e yerleştikten sonra, bir taraftan ahiret hazırlığı yapıyor, diğer taraftan da küçük oğlu Hamdullah’ın ilim ve terbiyesi ile meşgul oluyordu. “Bu küçük oğlum, yetim, zelil kalır, yoksa, bu zahmeti çok dünyadan göçerdim.” derdi. Bir gün hanımının; “Göçerdim dersin yine göçmezsin!” demesi üzerine; “Göçeyim!” deyip mescide girdi. Akrabasını ve evladını toplayıp, vasiyetini yaptı. Helallaşıp veda etti. Yasin-i şerifi okumaya başladı. Sünnet üzere yatıp temiz ruhunu teslim etti (1460). Göynük’teki tarihi Süleyman Paşa Caminin bahçesine defnedildi. Daha sonra oğullarının kabri ile beraber bir türbe içine alındı.
Buyururdu ki: “Her işe besmele ile başla. Temiz ol, daim iyiliği adet edin, tembel olma, namaza önem ver. Nimete şükür, belaya sabret. Dünyanın mutluluğuna mağrur olma. Ömrüm uzun olsun dersen, kimseye kızma, eziyet etme. Kimsenin nimetine haset etme. Senden üstün olan kimsenin önünden yürüme. Tırnağını asla dişinle kesme. Çok uyumak kazancın azalmasına sebeb olur. Akıllı isen yalnız yolculuğa çıkma. Gece uyanık ol, seher vakti Kur’an-ı kerim oku. Zikrin daima hamd-i Hüda (Allahü tealaya hamd etmek) olsun. Hem Cehennem azabından endişeli ol. Hasedi terk et, kendini başkalarına medh etme. Namahreme (harama) bakma, harama bakmak gaflet verir. Kimsenin kalbini kırma. Düşen şeyi alıp (temizleyerek) yersen fakirlikten kurtulursun. Edepli, mütevazi ve cömert ol. Cünüb kimse ile yemek yemek gam verir. Yalnız bir evde yatmaktan sakın. Çıplak yatmak fakirliğe sebep olur.”
ESERLERİ:
1) Risalet-ün-Nuriyye: Tasavvufa ve tasavvuf ehline dil uzatanlara cevab mahiyetindedir. Arabça olup, kardeşi Hacı Ali tarafından Türkçe’ye çevrilmiştir. 2) Def’ü Metain, 3) Risale-i Zikrullah, 4) Risale-i Şerh-i Ahval-i Hacı Bayram-ı Veli, 5) Malumat-ı Evliya, 6) Maddet-ül-Hayat, 7)Nasihatname-i Akşemseddin.

1579073599493.png


Başörtüsü yasağı türkiye 1987

Türkiyenin Kara Tarihi malesef Başörtüsü veya Türban yasakları ve türbana yapılan saldırılar. Aslında Olay türban değil İslam Ve toplumun tüm yapılanlara rağmen dininden Kopmaması. Bu zulüm günümüzde Bitmiş görünsede Bir zihniyet halen daha Cesurca Salyaları ile kuduz köpek gibi Dine Türbana Camiye Kurana Saldırabiliyor. İnşallah Bir daha Canım ülkem Bu tür Şerefsizliklerle uğraşmaz..


KAMUSAL ALANDA BAŞINI ÖRTEN İLK KADIN

Kamusal alanda başını ilk örten kadın 1950'li yıllarda Dr. Hümeyra Ökten olur.
İlk başörtülü öğrenci için ise 15 sene geçmesi gerekecektir. 1964 yılında Tıp Fakültesi öğrencisi Gülsen Ataseven Cerrahpaşayı birincilikle bitirdiği halde kürsüye çıkarılmamıştır.

BAŞÖRTÜSÜ İÇİN İLK ÜNİVERSİTE EYLEMİ

Ancak başörtüsünün öğrenci eylemine sebep olduğu ilk olay Hatice Babacan'ın başörtüsü sebebiyle gerçekleşmiştir. Yıl 1967'yi göstermektedir. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğrencilerden Hatice Babacan derse başını örterek girmiş, kürsüdeki hoca Prof. Dr. Neşet Çağatay kendisine şöyle seslenmiştir: ‘’Hey sen! Sen başörtülü kız! Sınıfta bu kıyafetle oturamazsın. Ya başını aç ya da dışarı çık!’’ Sonrasında tartışmalar devam etmiş ve olayın duyulması fakültede öğrenci eylemleri yapılmasına yol açmıştır. Bu eylem aynı zamanda öğrenci eylemlerinin ilki olarak Türkiye tarihineki yerini alacaktır. Sonunda Hatice Babacan okuldan atılmıştır.

HATİCE BABACAN'IN YEĞENİ ALİ BABACAN

Yine tarihten ilginç bir not düşmek gerekirse, o gün okuldan atılan Hatice Babacan'ın yeğeni bugün Devlet Bakanı Ali Babacan'dır. Evet, Hatice Babacan Ali Babacan'ın halasıdır.

BAŞÖRTÜLÜ YAZAR HAPİS YATTI

60'lı yıların sonunda hapis yatan ilk başörtülü yazar ise Şule Yüksel Şenler olacaktır.
1965 yılında başını kapayan Şenler Yeni İstiklal Gazetesi'nde yazılar yazmaktadır. Yazılara açılan davanın sayısını bile bilemez. Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay'dır. Birgün "sokaklardaki başı kapalı hanımların öncüleri cezalarını görecekler” diyecek, Şenler de kendisini özür dilemeye çağıracaktır. Hapse böyle girer Şule Şenler.

Sunay onu 2 ay sonra affeder ama Şenler affı reddeder ve cezasını çektikten sonra konferanslar vermek üzere il il dolaşmaya başlar. Şenler’i örnek alan gençler başlarını onun gibi bağlamaya başladıklarında “Şulebaş” kavramıyla da tanışmış oluyordu Türkiye. Yıllar sonra “Şulebaş”; bugünkü türbanın “anası” sayılacaktır yıllar sonra…

VE 80 SONRASI

Yıl 1980… 12 Eylül... Askeri Darbe yılları... 1982 yılında YÖK tarafından çıkarılan kıyafet genelgesine göre başörtüsü yasaktır. Ancak bu yasağı kaldırmak için 1984'te ilk adım yine YÖK tarafından atılmıştır. YÖK’ten ilk olarak boynu açıkta bırakacak ve kulakların arkasından dolanarak bağlanılan örtülere izin çıkar. Ancak Cumhurbaşkanı Kenan Evren, "Türkiye’de irtica tehlikesi var" deyince 1987’de başörtüsü yeniden yasaklanarak disiplin suçu sayılmaya başlanır.

İRTİCA TEHLİKESİ VAR

1982 yılında YÖK tarafından çıkarılan kıyafet genelgesiyle başörtüsü üniversitelerde yasaklandı. Bu yasağı kaldırak için ilk adımsa 1984’de atıldı. YÖK’ten ilk olarak boynu açıkta bırakacak ve kulakların arkasından dolanarak bağlanılan örtülere izin çıktı. Ancak Cumhurbaşkanı Kenan Evren’in, "Türkiye’de irtica tehlikesi" olduğuna ilişkin söylemleri üzerine 1987’de başörtüsü yeniden yasaklanarak disiplin suçu sayılmaya başlandı.

YA MAYOLULAR DA GELİRSE

1987 genel seçiminin ardından Özal hükümeti YÖK Kanunu’nda bir değişiklik yaparak başörtüsünün yeniden serbest bırakılmasını sağladı. Evren’in "Türbanlılar tamam ama çarşaflı ve mayolular da gelirse ne olacak" diyerek yasayı veto etmesi üzerine Özal, Evren’e çıktı. "Yükseköğretim kurumlarında, dersane, laboratuvar, klinik, poliklinik ve koridorlarında çağdaş kıyafet ve görünümde bulunmak zorunludur. Dini inanç sebebiyle boyun ve saçların örtü veya türbanla kapatılması serbesttir" hükmünü getiren yasa Aralık 1988’de Meclis’ten geçirildi. Evren yasayı bu defa imzaladı, ancak Anayasa Mahkemesi’ne götürdü. Mahkeme, 26 Mart 1989 yerel seçimlerinden hemen önce yasayı iptal etti.

KEMAL GÜRÜZ'E KADAR BAŞÖRTÜ SERBEST

ANAP mahkemenin iptal gerekçesini dikkate alarak 25 Ekim 1990’da yükseköğretim kurumlarında başörtüye serbesti getiren üçüncü kanunu çıkardı. Bu defa SHP iptal talebiyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu, ancak talep reddedildi. 2547’nin ek 17. maddesi uyarınca üniversitelerde her türlü kılık ve kıyafet serbest oldu. 1997’de Kemal Gürüz’ün YÖK Başkanı seçilmesine kadar uygulandı.

2483320_810x458.jpgMemleket hasreti ile Moskova’da yaşamını yitiren Nazım Hikmet 3 Haziran 1963 yılında geçirdiği kalp krizi sonucu hayata gözlerini yummuştu. UNESCO tarafından Nazım Hikmet Yılı olarak kabul edilen 2002 yılında dönemin ünlü bestecisi Suat Özönder, “Şarkılarda Nazım Hikmet” isimli albüm oluşturmuştu. Peki, Nazım Hikmet kimdir? İşte tüm detaylar...

NAZIM HİKMET KİMDİR?

Nâzım Hikmet Ran ya da kısaca Nâzım Hikmet (15 Ocak 1902 – 3 Haziran 1963),Türk şair, oyun yazarı, romancı ve anı yazarı. "Romantik komünist" ve "romantik devrimci" olarak tanımlanır. Siyasi düşünceleri yüzünden defalarca tutuklanmış ve yetişkin yaşamının büyük bölümünü hapiste ya da sürgünde geçirmiştir. Şiirleri elliden fazla dile çevrilmiş ve eserleri birçok ödül almıştır.

Yasaklı olduğu yıllarda Orhan Selim, Ahmet Oğuz, Mümtaz Osman ve Ercüment Er adlarını da kullanmıştır. İt Ürür Kervan Yürür kitabı Orhan Selim imzasıyla çıkmıştır. Türkiye'de serbest nazımın ilk uygulayıcısı ve çağdaş Türk şiirinin en önemli isimlerindendir. Uluslararası bir üne ulaşmıştır ve dünyada 20. yüzyılın en gözde şairleri arasında gösterilmektedir.

Şiirleri yasaklanan ve yaşamı boyunca yazdıkları yüzünden 11 ayrı davadan yargılanan Nazım Hikmet, İstanbul, Ankara, Çankırı ve Bursa cezaevlerinde 12 yılı aşkın süre yattı. 1951 yılında Türk vatandaşlığından çıkarıldı; ölümünden 46 yıl sonra, 5 Ocak 2009 tarihli Bakanlar Kurulu kararı ile bu işlem iptal edildi. Mezarı Moskova'da bulunmaktadır.

İlk şiiri Feryad-ı Vatanı 3 Temmuz 1913'te yazdı. Aynı yıl Mekteb-i Sultani'de ortaokula başladı. Bir aile toplantısında denizciler için yazdığı bir kahramanlık şiirini Bahriye Nazırı Cemal Paşa'ya okuyunca çocuğun Bahriye Mektebine gitmesine karar verildi. 25 Eylül 1915'te Heybeliada Bahriye Mektebi'ne girdi, 1918'de 26 kişi içinden 8. olarak mezun oldu. Karne değerlendirmelerinde zeki, orta derecede çalışkan, elbisesine özen göstermeyen, sinirli ve ahlakî tavırları iyi bir öğrenci görülmektedir. Mezun olduğunda dönemin okul gemisi Hamidiye gemisine güverte stajyer subayı olarak atandı. 17 Mayıs 1921'de aşırıya kaçan halleri bulunduğundan ordu ile ilişiği kesildi.

Nazım Hikmet, 1920'de arkadaşı Vâlâ Nureddin ile Milli Mücadele'ye katılmak üzere ailesinden habersiz Anadolu'ya geçti, Bolu'da öğretmenlik yaptı. Daha sonra Batum üzerinden Moskova'ya giderek Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi’nde siyasal bilimler ve iktisat okudu. 1921'de gittiği Moskova’da devrimin ilk yıllarına tanık oldu ve komünizm ile tanıştı. 1924'te Moskova'da yayınlanan ilk şiir kitabı 28 Kanunisani sahnelendi. O yıl Türkiye'ye dönerek Aydınlık Dergisinde çalışmaya başladı, ancak dergide yayınlanan şiir ve yazılarından dolayı on beş yıl hapsi istenince tekrar Sovyetler Birliği'ne gitti. 1928’de Af Kanunundan yararlandı ve Türkiye'ye döndü. Bu defa Resimli Ay dergisinde çalışmaya başladı. 1938'de yirmi sekiz yıl hapis cezasına çarptırıldı. 12 sene tutuklu kaldı. Barışseverler Cemiyeti'nin kuruluşunda yer aldı. 12 sene süren tutukluluktan sonra askere alınacağı ve öldürüleceği endişesiyle 1950 yılında Stalin yönetimindeki Sovyetler Birliği'ne giden Nazım, 25 Temmuz 1951 tarihinde Bakanlar Kurulunca Türk vatandaşlığından çıkarılmasının ardından, büyük dedesi Mustafa Celaleddin Paşa (Konstantin Borzecki)'nın memleketi olan Polonya'nın vatandaşlığına geçerek Borzecki soyadını aldı. 3 Haziran 1963 tarihinde ise, Nâzım Hikmet geçirdiği bir kalp krizi neticesinde 61 yaşında hayata gözlerini yumdu.

Babası, Matbuat Umum müdürlüğü ve Hamburg Şehbenderliği yapmış olan Hikmet Bey, annesi Ayşe Celile Hanım'dır. Celile Hanım piyano çalan, resim yapan, Fransızca bilen bir kadındır. Celile Hanım, bir dilci ve eğitimci de olan Hasan Enver Paşa'nın kızıdır. Hasan Enver Paşa, Polonya'dan 1848 Ayaklanmaları sırasında Osmanlı İmparatorluğu'na göç eden ve Osmanlı vatandaşı olunca Mustafa Celalettin Paşa adını alan Konstantin Borzecki'nin (Lehçe: Konstanty Borzęcki, d. 1826 - ö. 1876) oğludur. Mustafa Celaleddin Paşa Osmanlı Ordusu'nda subay olarak görev yapmış ve Türk tarihi üzerine önemli bir eser olan "Les Turcs anciens et modernes" (Eski ve yeni Türkler) kitabını yazmıştır. Celile Hanım'ın annesi ise Alman kökenli Osmanlı generali Mehmet Ali Paşa'nın yani Ludwig Karl Friedrich Detroit'in kızı olan Leyla Hanım'dır. Celile Hanım'ın kız kardeşi Münevver Hanım, şair Oktay Rifat'ın annesidir.

Nâzım Hikmet'e göre, babası Türk ve annesi ise Alman, Polonyalı, Gürcü, Çerkez ve Fransız kökenli idi. Babası Hikmet Bey, Çerkes Nâzım Paşa'nın oğludur. Annesi Ayşe Celile Hanım, 3/8 Çerkes, 2/8 Leh, 1/8 Sırp, 1/8 Alman, 1/8 Fransız (Huguenot) kökenliydi.

Babası Hikmet Bey, Selanik'te, Hariciye Nezareti'nde (Dışişleri Bakanlığı) çalışan bir memurdur. Diyarbakır, Halep, Konya ve Sivas valilikleri yapmış olan Nâzım Paşa'nın oğludur. Mevlevi tarikatından olan Nâzım Paşa aynı zamanda bir özgürlükçüdür. Kendisi Selanik'in son valisidir. Hikmet Bey henüz Nâzım'ın çocukluğunda memuriyetten ayrılır ve ailece Halep'e, Nâzım'ın dedesinin yanına giderler. Orada yeni bir iş ve hayat kurmaya çalışırlar. Başarısız olunca İstanbul'a gelirler. Hikmet Bey'in İstanbul'daki iş kurma denemeleri de iflasla neticelenir ve hiç hoşlanmadığı memuriyet hayatına geri döner. Fransızca bildiği için yeniden Hariciye'ye atanır.


2483320_49c73537e8385c1cb38e65fd04e99802.jpg



İlk şiirlerini hece ölçüsü ile yazmaya başladı ancak içerik bakımından diğer hececilerden farklıydı. Şiirsel gelişimi arttıkça hece ölçüsü ile yetinmemeye ve şiiri için yeni formlar aramaya başladı. Sovyetler Birliği'nde yaşadığı ilk yıllar olan 1922 ile 1925 arasında bu arayış doruğa çıktı. Hem içerik hem de biçim bakımından dönemindeki şairlerden farklıydı. Hece ölçüsünden ayrılarak Türkçenin vokal özellikleri ile ahenk oluşturan serbest ölçüyü benimsedi. Mayakovski ve fütürizm taraftarı genç Sovyet şairlerinden esinlendi.



« "Dörtnala gelip Uzak Asya'dan
Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket, bizim.
Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
Ve ipek bir halıya benzeyen toprak bu cehennem, bu cennet bizim. Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
Yok edin insanın insana kulluğunu, bu dâvet bizim....

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine,
bu hasret bizim..." »

(Nazım Hikmet)

Şiirlerinden birçoğu Fikret Kızılok, Cem Karaca, Fuat Saka, Grup Yorum, Ezginin Günlüğü, Zülfü Livaneli gibi sanatçılar ve gruplar tarafından bestelendi. Ünol Büyükgönenç tarafından özgün bir şekilde yorumlanmış olan küçük bir kısmı ise 1979'da "Güzel Günler Göreceğiz" ismiyle kaset olarak çıktı. Birkaç şiiri ise Yunan besteci Manos Loizos tarafından bestelendi. Ayrıca bazı şiirleri Yeni Türkü'nün eski üyesi Selim Atakan tarafından da bestelenmiştir. "Salkım söğüt" adlı şiiri Ethem Onur Bilgiç'in 2014 tarihli animasyon filmine konu olmuştur.

UNESCO'nun ilan ettiği 2002 Nâzım Hikmet yılı için besteci Suat Özönder "Şarkılarda Nâzım Hikmet" adlı bir albüm hazırladı. Türkiye Cumhuriyeti Kültür Bakanlığının katkılarıyla, Yeni Dünya plak şirketi tarafından hayata geçirildi.






1925 yılından başlamak üzere şiirleri ve yazıları yüzünden birçok kere yargılandı. 1938 yılında orduyu ayaklanmaya kışkırtmaya çalıştığı gerekçesiyle 28 yıl dört ay hapis cezasına çarptırıldı. İstanbul, Ankara, Çankırı ve Bursa cezaevlerinde 12 yılı aşkın kaldı. Bursa cezaevinde kaldığı yılları anlatan Mavi Gözlü Dev adlı film 2007 yılında vizyona girmiştir. 1950 yılında bir af yasasıyla salıverildi. Ancak sürekli izlendiği ve çürüğe ayrıldığı halde 48 yaşında yeniden askerlik yapmaya çağrılması ve öldürüleceği yolundaki duyumlar üzerine yurtdışına kaçtı. 17 Haziran 1951 tarihinde Bakanlar Kurulu tarafından Türk vatandaşlığından çıkarılmasına karar verildi. Sovyetler Birliği'nde Moskova yakınlarındaki yazarlar köyünde ve daha sonra da eşi Vera Tulyakova (Hikmet) ile Moskova'da yaşadı. Memleket dışında geçirdiği yıllarda Bulgaristan, Macaristan, Fransa, Küba, Mısır gibi Dünya memleketlerini dolaştı, buralarda konferanslar düzenledi, savaş ve emperyalizm karşıtı eylemlere katıldı, radyo programları yaptı. Budapeşte Radyosu ve Bizim Radyo bunlardan bazılarıdır. Bu konuşmaların bir kısmı bugüne ulaşmıştır.

DAVALARI

1925 Ankara İstiklâl Mahkemesi Davası
1927-1928 İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi Davası
1928 Rize Ağır Ceza Mahkemesi Davası
1928 Ankara Ağır Ceza Mahkemesi Davası
1931 İstanbul İkinci Asliye Ceza Mahkemesi Davası
1933 İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi Davası
1933 İstanbul Üçüncü Asliye Ceza Mahkemesi Davası
1933-1934 Bursa Ağır Ceza Mahkemesi Davası
1936-1937 İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi Davası
1938 Harp Okulu Komutanlığı Askerî Mahkemesi Davası
1938 Donanma Komutanlığı Askerî Mahkemesi Davası

ÖLÜMÜ VE SONRASI

3 Haziran 1963 sabahı saat 06:30'da gazetesini almak üzere ikinci kattaki dairesinden apartman kapısına yürümüş ve tam gazetesine uzanırken geçirdiği kalp krizi sonucunda ölmüştür. Ölümü üzerine Sovyet Yazarlar Birliği salonunda yapılan törene yerli yabancı yüzlerce sanatçı iştirak etmiş ve tören siyah beyaz olarak kaydedilmiştir. Ünlü Novodeviçi Mezarlığı'nda gömülüdür. Mezar taşı siyah bir granitten olup meşhur şiirlerinden biri olan rüzgâra karşı yürüyen adam figürü taş üzerinde ebedileştirilmiştir.






Şair Nâzım Hikmet'in 2008 yılının ilk günlerinde, eşi Piraye'nin torunu Kenan Bengü tarafından Piraye'nin evrakları arasında “Dört Güvercin” adında bir şiiri ve üç adet tamamlanmamış roman taslağı bulundu.

YENİDEN TÜRK VATANDAŞLIĞINA ALINMASI

2006 yılında Bakanlar Kurulunun Türk vatandaşlığından çıkarılmalar ile ilgili yeni bir düzenleme yapması gündeme geldi. Yıllardır tartışılmakta olan Nâzım Hikmet'in Türk vatandaşlığına yeniden kabul edilmesi yolu açılmış gibi gözükmesine rağmen Bakanlar Kurulu bu düzenlemenin sadece yaşamakta olanlar kişiler için düzenlendiğini ve Nâzım Hikmet'i kapsamadığını belirterek bu yöndeki talepleri reddetti. Dönemin İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, İçişleri Komisyonu'nda "Tasarıda, şahsa bağlı hak olduğu için bizzat müracaat etmesi gerekir. Arkadaşlarım da olumlu şeyler belirttiler, komisyonda görüşülür, bir karar verilir" dedi.

2009 yılının 5 Ocak Günü "Nâzım Hikmet Ran'ın Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından çıkartılmasına ilişkin Bakanlar Kurulu kararının yürürlükten kaldırılmasına ilişkin önerge" Bakanlar Kurulu'nda imzaya açıldı. Nâzım Hikmet Ran'a yeniden Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığının iade edilmesine ilişkin bir kararname hazırladıklarını ve bu teklifin imzaya açıldığını ifade eden Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek, 1951 yılında vatandaşlıktan çıkartılan Ran'ın yeniden Türk vatandaşı olmasına ilişkin önerinin Bakanlar Kurulu'nca oylanarak kabul edildiğini söyledi.

Bakanlar Kurulu'nun 05.01.2009 tarihinde aldığı bu karar, 10.01.2009 tarihinde Resmî Gazete'de yayınlandı ve Nâzım Hikmet Ran, 58 yıl sonra yeniden Türk vatandaşı oldu.
 
Geri
Üst