19.12.2019 Tarihte Bugün- 19 Aralık

Akif Er

Aktif Üye
Yönetici
Vip Üye
8 Kas 2019
311
79
28
19.12.2019 Tarihte Bugün- 19 Aralık;

1805Napolyon Bonapart komutasındaki Fransız ordusu Varşova'ya girdi.
1909Almanya'nın Borussia Dortmund futbol klübü kuruldu.
1918Hatay İlinin Dörtyol İlçesinde Fransız göçlerine karşı ilk kurşun Karakese Beldesinde Ömer Hocanın oğlu Mehmet (Kara Mehmet) tarafından sıkıldı.
1918Bahçe, İslahiye, Hassa, Mamure, Osmaniye (Cebelibereket) işgal edildi.
1919Mustafa Kemal ve Heyeti Temsiliye, Sivas'tan Ankara'ya hareket etti.
1920Milli Mücadele'yi destekleyen Antalya'da Anadolu gazetesi yayınlanmaya başladı.
1941II. Dünya Savaşı'nda, İstanbul'da ekmek karneye bağlandı.
1948İzmir Şehir Tiyatrosu ve Sergi Sarayı yandı.
1950Dwight D. Eisenhower, Kuzey Atlantik Antlaşması Teşkilatı (NATO) kuvvetleri komutanlığına atandı.
1965De Gaulle, Fransa cumhurbaşkanlığına yeniden seçildi.
1966Koç Grubu tarafından üretilen ilk Türk otomobili Anadol satışa sunuldu. Peşin fiyatı 26 bin 800 lira idi.
1968Piyanist İdil Biret, Paris'te dünyanın ünlü beş virtüözüyle konser verdi.
1969Amerikan 6. Filosu, İzmir'e geldi. Filonun gelişi protesto edildi ve Amerikalı denizciler tartaklandı.
19752. Türk Basın Kurultayı yapıldı.
1984Çin ve ABD, Hong Kong'un 1997'de Çin'e devredilmesi konusunda anlaştı.
1986Sovyetler Birliği, rejim muhalifi Andrei Sakharov'u ülke içi sürgünden serbest bıraktığını ve karısını da (Yelena Bonner) affettiğini açıkladı.
1987Uluslararası Cumhuriyet Halter Turnuvası'nda Naim Süleymanoğlu ilk kez milli mayoyu giydi. 60 kiloda koparma (150 kg), silkme (188,5 kg) ve toplamda (337,5 kg) kendisine ait dünya rekorlarını yeniledi.
1992Somali'de "Umut Operasyonu" başlatıldı. Türk Birliği bu harekata katıldı.
1993Avrupa'nın en büyük alışveriş merkezi Akmerkez açıldı.
1993Kanal D yayın hayatına başladı.
1995Olay TV yayın hayatına başladı.
2000Ölüm orucu ve açlık grevlerinin devam ettiği 20 cezaevine müdahale edildi. Hayata Dönüş adı verilen operasyonun ilk gününde, Çanakkale ve Ümraniye cezaevleri hariç 18 cezaevinde eylem sona erdirildi.
2001Kabil'e en az 3 bin kişiden oluşacak uluslararası güç konuşlandırılması için BM Güvenlik Konseyi onay verdi.
2003Libya lideri Muammer Kaddafi ülkesinin nükleer ve kimyasal silah üretme hedefinden vazgeçtiğini duyurdu.


Bugün Doğanlar (19 Aralık);
1852Albert Abraham Michelson, ABD'li Nobel Ödülü sahibi fizikçi (ö. 1931)
1861İtalyan yazar Italo Svevo
1906Sovyet devlet adamı Leonid Brejnev
1910Jean Genet
1915Edith Piaf
1926Fikret Otyam, Ressam, gazeteci
1963Jennifer Beals, ABD'li oyuncu
1972Alyssa Milano, ABD'li oyuncu
1973Müge Anlı , Türk televizyon sunucusu ve gazetecisi
1975Cosmin Contra, Rumen futbolcu
1980Jake Gyllenhaal, ABD'li aktör
1982Tero Pitkämäki, Finlandiyalı atlet
1987Jacop Kane, Brotherhood of NOD'un kurucusu


Bugün Ölenler (19 Aralık);
1848Emily Bronte, İngiliz romancı (d. 1818)
1915Alois Alzheimer, Alman sinir hastalıkları uzmanı (d. 1864)
1936Theodor Wiegand, Alman arkeolog (d. 1864)
1946Paul Langevin, Fransız fizikçi (d. 1872)
1953Robert A. Millikan, Nobel Ödülü sahibi ABD'li fizikçi (d. 1868)
1966İhsan İpekçi, Yazar, film yapımcısı
1972Ahmet Emin Yalman, Vatan gazetesinin sahibi gazeteci (d. 1888)
1996Marcello Mastroianni, İtalyan sinema oyuncusu (d. 1924)
2002Memet Fuat, Türk eleştirmen, yazar (d. 1926)
2004Renata Tebaldi, İtalyan soprano (d. 1922)


Yerli Otomobil Tarihindeki Müstesna İsim: Anadol
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.

yerli-otomobil-tarihindeki-mustesna-isim-anadol_4d799.jpgTürk otomotiv tarihinde sarsılması güç bir yere sahip olan ve günümüzde bile hayranları bulunan Anadol, yerli otomobil fikrinin pratikteki yansıması olarak oldukça başarılı sonuçlar elde etmişti. Öyle ki 30 yılı aşkın bir süre önce üretimi sonlandırılmış olmasına rağmen günümüzde hala ender de olsa yollarda Anadol model otomobiller görmek mümkün. Peki, Anadol’un tarihçesi ve hikayesi hakkında ne kadar bilgiye sahipsiniz? Adı nereden geliyor, hangi serileri var ve ne tip badireleri atlatmayı başardı?
1928 yılında Ankara’da Otokoç firmasını kuran ve 1946’da da Ford’un temsilciliğini alan Vehbi Koç, sonraki yıllarda Türkiye’nin yerli otomobiline sahip olması gerektiği fikrine daha fazla inanmaya başlar. Öyle ki bunun için hazırlıklara girişir ve Ford ile ortak bir çalışma bile yapar.

Bu girişimlerini bir adım öteye taşımak için de 1959’a gelindiğinde Ford Otosan kurulur. Ford kamyonların montajının yapıldığı bu fabrika çalışmaya devam ederken fuarda gördükleri, cam elyaf ve polyesterin bir araya gelmesiyle oluşturulan fiberglastan yapılan bir araç, Koç ailesinin dikkatini çeker.
Maliyeti Düşürmek Mümkün mü?

O yılların Türkiye’sinde yaklaşık 100 bin otomobil vardır ve yılda en fazla 3 bin yeni araba satılabiliyordur. Yerli otomobil üretilmesi için yapılan araştırmalarda sac karoser kalıpların üretilmesi için 50 milyon dolara yakın harcama yapmak gerektiği ortaya çıkar. Her bir otomobilin kalıp maliyeti de 4 bin dolar civarındadır. Bu da neredeyse otomobilin satılabileceği fiyatla aynı olduğu için akıllara yatmaz. Ancak sonradan, daha önce dikkatleri çeken düşük maliyetli fiberglas malzeme tekrar akıllara gelir ve karar verilir: Yeni otomobil fiberglas malzemeden üretilecektir.

Tüm bürokratik zorluklara ve hantallıklara rağmen, fiyatı 30 bin lirayı geçmemesi ve 10 adet üretilmesi şartıyla izinler alınır. Ford şase ve motorlar dışındaki tüm malzemeler Türkiye’de üretilir. İsim için de 10 bin lira ödüllü bir yarışma açılır ve yurt içi-yurt dışı olmak üzere 86.318 adet başvuru yapılır. En sonunda da Anadol isminde karar kılınır. Markanın logosu olarak da Anadolu’nun sembol figürlerinden Hitit geyiği kullanılır.

Anadol A1 Yollarda
anadol-a1.jpg
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.


Şubat 1967’de üretilen ilk Anadol, 26.800 liradan satışa çıkarılır. Ayrıca kalorifer ve radyo taktırmak için 1.000’er lira ödemek gerekir. 1.2 litrelik motorla üretilen iki kapılı Anadol, ilk 1750, ikinci yıl ise 8000’e yakın üretim yapılır. A1 olarak da bilinen modelin ardından 1969 ve 1971 yıllarında makyajlı modeller de piyasaya sürülür. 1972 Akdeniz Oyunları için tasarlanan yeni Anadol A1 ise aynı zamanda MkII olarak da biliniyor.

Anadol A1’in en önemli başarılarından biri de Renç Koçibey ve Demir Bükey tarafından kullanılarak 1968 Trakya Rallisi’nde birinciliği elde etmesiydi. Ayrıca bir başka Türk yarış pilotu İskender Aruoba da 30 bin km’lik ve 8 ay süren Avrupa-Afrika-Asya Rallisi’ne Anadol A1’i ile katılmış ve yarışı tamamlamıştı.

1975 yılında bu modelin üretimine son verildiğinde 19.715 adet Anadol A1 satılmıştı bile.

Anadol Pikap ya da P2
anadol-pikap-p2.jpg
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.


1971 model Anadol’un tesadüf sonucu ortaya çıkan pick-up modeli, birden fazla isme sahip: Anadol Kamyonet, Anadol P2 ve Anadol Pikap. Otosan fabrikasındaki malzemelerin taşınması için üretilen model, mühendisler tarafından beğenilince bu şekilde piyasaya sürülmesine karar verilir. Bazı değişikliklerin ardından satılığa çıkarıldığı 1971 ile üretimine son verildiği 1991 yılları arasında ise toplamda 36.892 adet üretilerek markanın en çok üretilen modeli olmayı başarır.

Anadol A2 ile Yaşanan İlkler
anadol-a2.jpg
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.


1970 yılında piyasaya sürülen Anadol A2, dünyanın fiberglas gövdeli ilk 4 kapılı sedan otomobili unvanına sahip. Güvenlik testine tutulan ilk Türk otomobili de olan A2, 35.668 adet satmayı başarır. Bu dönemde Anadol araba modellerine talep o kadar artar ki Anadolu’nun çeşitli şehirlerinde ön kayıt büroları kurulur ve insanlar satın almak için sıraya girer.

Spor Model Anadol STC-16 Piyasada
anadol-stc-16.jpg
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.


A4 olarak da bilinen Anadol STC-16, 1973-1975 yılları arasında üretilir. En sportif Anadol unvanına sahip modelde, 1.6 cc’lik Ford Mexico motoru kullanılır. Tasarımı ise Belçika Kraliyet Sanat Akademisi’nden mezun Eralp Noyan ve ekibi tarafından yapılır. Türkiye ve dünya rallilerine en çok katılan yerli otomobil unvanı da Anadol STC-16’ya ait.

Yolların Yeni Hakimi Anadol A5
anadol-a5.jpg
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.


1973 yılında piyasaya sürülen Anadol A5, diğer adıyla Anadol SV-1600, dünyanın ilk fiberglas 5 kapılı station wagon otomobili olarak biliniyor. Üretiminin sonlandırıldığı 1982 yılına kadar toplam 6.499 adet Anadol SV-1600 üretilir.

Anadol A6 ya da ‘Böcek’
anadol-a6-bocek.jpg
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.


1975 yılında üretilen ve fütüristtik bir tasarıma sahip olan Anadol Böcek, 202 adet, 1977 yılına kadar da toplam 203 adet satar. Anadol A6’nın en büyük özelliği ise ihtiyaçlara göre farklı versiyonlarının tasarlanabilmesidir. TRT dış çekimleri için martı kanat versiyonu, askeri versiyonu, çekici versiyonu ve off-road versiyonu bulunan Anadol Böcek, hala en garip tasarımlı otomobiller arasında yer alıyor.

Anadol’da Sona Doğru: A8
anadol-a8.jpg
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.


1981-1984 yılları arasında üretilen Anadol A8-16, Volvo ve SAAB otomobillerden esinlenerek tasarlanır. 4 kapılı Anadol A8, toplamda 1.013 adet üretilirken ön tamponunun tasarımı nedeniyle Anadol Balta Burun olarak da anılır.

Aslında O Hiç Üretilmedi: Anadol A9
anadol-a9.jpg
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.


Daha sonra Peugeot 405’e esin kaynağı olduğu kabul edilen Anadol A9, prototip olarak üretilmesine rağmen seri üretime hiçbir zaman geçmez. Daha sonra ortadan kaldırılan bu prototiple birlikte Türkiye’nin 1980’lerdeki karmaşık durumu, maliyetlerin artması, siyasi ve ekonomik belirsizlikler nedeniyle Anadol’un üretimi 1984 yılında sonlandırılmış olur.

Türkiye’nin yerli otomobil üretme girişimleri için bir milat olan ve toplamda 87 bin adet satılan Anadol, tüm zor şartlara ve imkanların eksikliklerine rağmen büyük bir başarı olarak kabul edilebilir.

Bonus:
Anadol’un üretime başladığı yıllarda Yeni Zelanda’da da İngilizler tarafından bir otomobil üretilmesi gündeme gelir. 1967 yılında geliştirilen Anziel Nova arabaların esin kaynağı ise Türk Anadol’dur. Her ne kadar Anziel Nova sadece prototip modellerle sınırlı kalsa da bu da Anadol’un başarısını ortaya koyması bakımından önemlidir.

MİLLİ MÜCADELEDE İLK KURŞUN VE KARAKESE

kara_metmet_cavus.jpg1. Dünya Savaşı'nın sona ermesi ve Mondros Ateşkes Antlaşması'nın imzalanmasının ardından, yöreden göç ettirilen Ermenilerin, Fransızların desteğinde geri döneceği ve yöreyi işgal edeceği söylentileri yayılmıştı.
Nihayet 11 Aralık 1918'de Dörtyol'u işgal eden Fransızlar, bu işgalde dört yüz Ermeniden oluşan bir Fransız taburundan faydalanmışlardır. Bu işgal birliklerine bağlı askerler, Türklere ait on iki evi basarak eşya ve paralarını gasbetmiş, bir kadını boğazından yaralamış ve Osmanlı jandarmasını kasabadan çıkarmışlardı.
İşte Ermeni şiddet hareketlerinin daha önceleri Türkler arasında yol açtığı hoşnutsuzluk, Ermenilerin Fransızlar desteğinde bölgeyi işgal edeceği söylentilerinin yayılması ve gerçekten de, Fransızların işgal sırasında Fransız askeri üniforması giydirdikleri Ermenilere, işgal kuvvetleri arasında yer vermeleri ve bunların işgalle birlikte hareket, gasp, yaralama olaylarına girişmeleri, Türklerin, Ermenilerle birlikte Dörtyol,Adana ve havalisini işgal eden Fransızlara da sert tepkiler göstermesine yol açmıştır. Fransızlar, işgalden sonra, daha önce Suriye ve Lübnan'a göç ettirilen Ermenileri, Dörtyol'a ve yörenin diğer şehirlerine naklederek yerleştirdiler. Az zamanda Dörtyol'a yerleştirilen Ermenilerin sayısı on iki bin kişiye ulaştı.
Kısa zaman sonra, Dörtyol ve yakınlarına yerleştirilmiş olan sivil Ermeniler de, Fransız işgal kuvvetlerinden cesaret ve destek alarak, Dörtyol civarındaki köylere baskınlar düzenlemeye başladılar. Bunların yaptığı zulümlerden ve işkencelerden bıkan ve endişe içinde sıranın kendilerine geleceği günü bekleyen Dörtyol'a bağlı Özerli Köyü halkından Hacı Hüseyin Oğulları'ndan Emin Hoca başkanlığında üç kişilik bir heyet de, bölgenin İngiliz Komutanlığına müracaat etti. Heyet, köylerinin ve çevrenin, Fransızlar ve özellikle Ermeni zulmünden korunmasını istedi. Bunun üzerine, İngiliz Komutanlığı, Hintli Müslümanlardan oluşan bir müfrezeyi Dörtyol'a gönderdi. Bu müfreze, asayiş ve sükuneti geçici bir zaman için sağlamayı başardı. Fakat, bir süre sonra, Fransızlar ve Ermeniler, Özerli Köyü'ne saldırdılar ve halka hakaret ettiler. Bu kötü tutum ve hakaretlerine tahammül edemeyerek karşı koyan Özerli Köyü İhtiyar Heyeti'den Muhtar Şeyhmuzzade (Şeyh Musazade), Mehmet Ağa ile üye Abdülkadir Ağazade Yusuf Ağa'yı elleri bağlı olarak, Fransız işgal komutanının kapısı önünde süngü ile şehit ettiler. Ayrıca Ermeniler, Türklere ait hayvanlara el koyarak, zorla götürmek istediler. Buna katlanamayan Ömer Hoca Oğlu Mehmet Çavuş (Mehmet KARA), kavga yapar, Karakese Köyü'ne kaçar. Ermenilerin bu olayı Fransızlara bildirmesi üzerine, sayıca daha fazla bir müfreze ile Karakese Köyü'ne taarruza geçen Fransız ve Ermenilere karşı köylüler taştan kurdukları barikatla yolu kapatarak ve silahla ateş açarak karşı koydular. ''İlk Kurşun'u'' sıkan ve ''Ateş'' emrini veren Ömer Hocaoğlu Mehmet Çavuş'tur. Beklemedikleri bu mukavemet karşısında şaşkına dönen Fransızlar, Dörtyol'daki karargahlarına çekilmek zorunda kaldılar (19 Aralık 1918).Yakın zamana kadar Milli Mücadele'de ''İlk Kurşun'un '' İzmir'in işgali sırasında Hasan Tahsin (Asıl adı Osman Nevres)'in Yunanlılara attığı kurşun,Milli Mücadele'nin İlk Kurşunu olarak biliniyordu. Son yıllarda yapılan araştırmalarda, Milli Mücadele'de düşmana karşı sıkılan ''İlk Kurşun'un, (İzmir'in 15 Mayıs 1919'daki Yunanlılara sıktığı ilk kurşundan 5 ay önce) Dörtyol'da 19 Aralık 1918'de Mehmet Çavuş (Mehmet KARA) tarafından atıldığı ortaya çıkmıştır.Bu çarpışmaların ardından Dörtyol'a dönen Fransız askerleri, Jandarma Komutanı Teğmen Hasan'ı sebepsiz olarak ağır şekilde yaraladılar.Dörtyol civarındaki Çaylı Köyü'nde Mehmet (Osmanoğlu lakaplı) oğlu Mustafa da Kurtkulağı Köyü'nde şehit edildi. Bu ve buna benzer haksız davranışların devamı, Türk halkını direnişe sevketti. Yöre halkı canını ve namusunu kurtarmak için her türlü imkanını kullanarak silah satın almaya başladı.Kara Hasan da Fransızlardan kardeşinin intikamını almak için Kuzuculu Köyü'nde bir teşkilat kurarak direnişe geçti. Mal ve hayvanlarını satarak silahlanan yöre insanları da Kara Hasan'a katıldılar. Böylece, zamanla sayısı 300-400'e varan bir milli teşkilat ortaya çıktı.1919 yılı başlarında harekete geçen Kara Hasan Paşa ve çetesi de, Türkiye'de işgal güçlerine karşı milli direnişi ilk başlatan teşkilat olmuştur.Kara Hasan'a halk ''PAŞA'' unvanını verir. Çetesi de ''Kara Hasan Paşa Çetesi'' olur. Kara Hasan Paşa artık Fransız ve Ermenilerin korkulu rüyası olmuştur.Kara Hasan Paşa, halkın dilinde bir milli kahramandır artık. Çetesi ile Gavur Dağları, Antakya, Adana, Maraş, Antep, Osmaniye, Ceyhan dolaylarında Fransızlara baskınlar yapıyordu. Türklerin can, mal ve namuslarını korumaya çalışıyordu. Kara Hasan Paşa, Türkiye'nin en büyük Kuvay-i Milliye Teşkilatını kurarak Fransız ve Ermenilerle mücadele ederek 9 Ocak 1922'de düşmanların bu vatan topraklarından kovulmasını sağlamıştır.
 
Moderatör tarafında düzenlendi:
Üst