25.12.2019 Tarihte Bugün- 25 Aralık;

Akif Er

Aktif Üye
Yönetici
Vip Üye
8 Kas 2019
311
79
28
25.12.2019 Tarihte Bugün- 25 Aralık;

336İlk Noel kutlaması Roma'da yapıldı.
1522Rodos, Osmanlı egemenliğine girdi.
1638Osmanlı orduları Bağdat'a girdi.
1921Gaziantep düşman işgalinden kurtuldu.
1922TBMM’nin gizli oturumunda Başbakan H. Rauf Orbay’ın Lozan Konferansı hakkındaki açıklamaları ve görüşmeleri yapıldı.
1925Uluslararası takvim ve saat kabul edildi.
1926Japon imparatoru Yoşito'nun ölümü üzerine oğlu Hirohito imparator oldu.
1932Çin'in Ganzu bölgesinde 7,6 şiddetinde deprem: 70.000 kişi öldü.
1936Şark demiryolları hükümet tarafından satın alındı.
1950Türkiye'deki ilk özel galerilerden Maya Sanat Galerisi, İstanbul-Beyoğlu'nda açıldı.
1952Said-i Nursi'nin yargılanmasına başlandı.
1954Millet gazetesinde çıkan bir yazısından dolayı yargılanan Sadık Aldoğan 10 ay, yazı işleri müdürü Hüsnü Söylemezoğlu 1 yıl 10 ay hapis cezasına mahkûm edildi.
1962Cumhuriyet gazetesi yazı işleri müdürü Kayhan Sağlamer tutuklandı. Gerekçe, gazetede yayımlanan "Sosyalizm mi, Liberalizm mi?" başlıklı yazıydı.
1963Kıbrıs'ta Kıbrıs Mücadelesi Ulusal Örgütü EOKA, adanın her yanında Türklere karşı saldırılar düzenledi. Çok sayıda Kıbrıslı Türk öldü. Türk savaş uçakları Kıbrıs üzerinde uçuşlar yaptı.
1963İsmet İnönü bağımsız milletvekilleriyle yeni bir koalisyon hükümeti kurdu.
1968Genelkurmay Başkanı Cemal Tural "İleride biz de Ay'a uçacağız" dedi.
1972Nikaragua'daki depremde 10 bin kişi öldü.
1973Türkiye'nin ikinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, Ankara'da 89 yaşında vefat etti
1976Hac'dan dönerken gemilerinin batması sonucu 100 Müslüman öldü.
1979Tunceli Cumhuriyet Savcısı Mustafa Gül öldürüldü.
1981Ankara Sıkıyönetim Mahkemesi Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği, TÖB-DER'i kapattı. Savcılık, TÖB-DER'in "Marksist-Leninist bir düzeni amaçladığını" iddia etti.
1985Türkiye'nin ilk hayalî ihracat davası sonuçlandı: Yahya Demirel 23 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırıldı.
1989Romanya Devlet Başkanı Nicolae Ceauşescu ve eşi Elena Ceauşescu idam edildi. Ceauşescu çifti olağanüstü bir mahkemede yargılanmışlardı.
1990Tim Berners-Lee; HTML ve World Wide Web'in temellerini attı. İlk defa iki bilgisayar arasında hypertext teknolojisi kullanılarak sunucu bağlantısı gerçekleştirildi..
1991Mihail Gorbaçov, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği başkanlığı görevinden istifa etti. Ülke ertesi gün resmen dağıldı.
1991PKK militanları İstanbul Bakırköy'de Çetinkaya mağazalarına molotof kokteyli attı. Çıkan yangında 11 kişi öldü.

Bugün Doğanlar (24 Aralık);
1İsa peygamber (Bazı kaynaklara göre M.Ö. 6-4 yılları arasında doğmuştur. bkz:İsa)
1642Isaac Newton, İngiliz matematikçi ve modern fiziğin kurucusu
1876Muhammed Ali Cinnah, Nobel Barış Ödülü sahibi, Pakistan'ın kurucusu
1899Humphrey Bogart, Oscar ödüllü ABD'li oyuncu
1906Ernst Ruska, Alman fizikçi (ö. 1988)
1908Yaşar Nabi Nayır, Varlık Yayınları'nın kurucusu, yazar
1918Enver Sedat, Mısır cumhurbaşkanı
1918Ahmed Bin Bella, Cezayir'in ilk başkanı
1927Ram Narayan, Hint müzisyen
1927Nijat Özön, Türk dilci, sinema tarihçisi ve çevirmen (ö. 2010)
1943Hanna Schygulla, Alman oyuncu
1945Alice Cooper, ABD'li şarkıcı
1954Annie Lennox, İskoç şarkıcı
1958Alannah Myles, Kanadalı şarkıcı
1976Armin van Buuren, Hollanda'lı dj
1977Ali Tandoğan, Türk futbolcu
1978Tuomas Holopainen, Finlandiyalı müzisyen
1979Ferman Akgül, Türk rock grubu maNga'nın solisti

Bugün Ölenler (24 Aralık);
1683Merzifonlu Kara Mustafa Paşa (idam edildi) (d. 1634/1635)
1938Karel Čapek, Çekoslovak yazar (d. 1890)
1939Turhan Tan, Gazeteci
1946W. C. Fields, ABD'li komedyen (d. 1880)
1973İsmet İnönü, Türkiye Cumhuriyeti'nin ikinci cumhurbaşkanı (d. 1884)
1977Charlie Chaplin, İngiliz sinemacı (Şarlo) (d. 1889)
1983Joan Miró, Katalan ressam (d. 1893)
1989Nicolae Ceauşescu, Romanya devlet başkanı (idam edildi) (d. 1918)
1989Elena Çavuşesku, Romanya başbakan yardımcısı (idam edildi) (d. 1916)
1995Dean Martin, ABD'li şarkıcı, sinema oyuncusu (d. 1917)
2006James Brown, ABD'li şarkıcı (d. 1933)
2008Eartha Kitt, ABD'li şarkıcı, oyuncu (d.1927)

timbernerslee-800x500.jpg
Tim Berners-Lee; HTML ve World Wide Web'in temellerini attı.

"İnternetten kopmak tutsaklık gibidir. Bir insanı internetten mahrum bırakmak onların haklarını tehlikeli bir biçimde aşmaktadır."

Bu sözler Web'in babası kabul edilen İngiliz bilgisayar profesörü Sir Tim Berners-Lee’ye ait.

Tim Berners-Lee 1989'da Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi CERN laboratuvarlarında HTML işaretleme dilini geliştirerek Dünya Çapında Ağ (www) olarak tanımlanan bilgi paylaşım sistemini kurdu ve aynı zamanda ilk web tarayıcısı yazılımını geliştirdi.

Şu an dünyanın neredeyse yarısı internetten yararlanıyor. İngiltere'de nüfusun %92'si internet kullanıyor. Bu oran ABD'de %88.5 ve Avustralya'da %85. İnternetin henüz gelişmiş bir ağ ile tanışmadığı dönemlerde ise sadece e-posta, haber grupları ya da çevrimiçi kütüphane katalogları üzerinden bilgi alışverişi sağlanıyordu.

İnternet henüz sınırlı sayıda kişi tarafından kullanılırken sorun yoktu; taa ki 80'lerin sonuna doğru kullanıcı sayısı artana kadar... ABD'li bazı girişimciler internette bilgi yönetimini basitleştirmek için büyük çaba harcadı. Ve sorunu Tim Berners Lee çözdü. Üstelik amacı yalnızca CERN’deki araştırmacıların bilgi-alışverişini kolaylaştırmaktı. Tim, bu çalışmanın bütün dünyayı etkileyecek bir devrim olduğunu o gün tahmin etmiyordu.

Bilgisayarlar yasaklanınca, kendi bilgisayarını yaptı

Dünyayı değiştiren bilim insanı, 8 Haziran 1955’te Londra‘da iki matematikçinin çocuğu olarak dünyaya geldi. Anne ve babası ilk bilgisayarlardan biri olan Mark I’in üretiminde yer almıştı. Tim, fizik okumak üzere Oxford Üniversitesi'ne başladı. Bu yıllarda “hackerlık” yaptığı için okuldaki bilgisayarları kullanması yasaklandı. O da eski bir televizyonun parçalarını kullanarak kendisine yeni bir bilgisayar yaptı.

Tim, Oxford Üniversitesi’nden 1976 yılında mezun oldu. Mezuniyetten sonra Cenevre’de bulunan Avrupa Parçacık Fiziği Araştırma Merkezi CERN’de yazılım mühendisi danışmanı sıfatıyla geçici olarak çalışmaya başladı. 1980 yılında yazılım mühendisliği danışmanı oldu. Ama Tim, CERN’deyken birlikte çalıştığı, dünyanın dört bir tarafından gelen çok sayıda araştırmacının birbirleriyle olan bağlantılarını ve proje bilgilerini hatırlamakta zorlanıyordu. Tüm bu bilgileri içeren ‘Enquire’ adında bir program yazdı. Her biri birbirine bağlı kişi ve proje bilgileri artık akıllarda değil, bu programın sağladığı yedek hafızada tutulmaya başlandı.

1992’de sadece 50 web sayfası varken, dört yıl sonra 40 milyonu aştı

Ancak Tim’in asıl başarmak istediği, dünya genelinde herkesin erişebileceği bir bilgi paylaşım alanı oluşturmaktı. Çünkü merkezdeki tüm araştırmacıların her türlü doküman ve bilgiye kolayca net üzerinden ulaşabilmesini istiyordu.

Bu amacına da 5 yıl içinde ulaştı. 1989 yılında CERN laboratuvarlarında HTML programlama dilini geliştirerek (Dünya Çapında Ağ - World Wide Web) www olarak tanımlanan internet üzerinden bilgi paylaşımını kolay hale getiren bilgi paylaşım sistemini kurdu. Yalnızca bununla kalmayıp web sayfalarının internetteki sitelere bağlanmasını sağlayan HTTP sistemini yarattı. Otomatik olarak web sayfalarının bulunup izlenmesini, bunlara ek olarak bilgiyi kolayca arayıp bulmaya yarayan yazılımlar geliştirdi.

Tim Berners-Lee bu fikrin aslında bütün dünyayı etkileyecek devrimsel bir yenilik olduğunu o gün tahmin etmiyordu. Ancak sonuçlar çok çarpıcı oldu. 1992 yılında internette yalnızca 50 web sayfası varken, dört yıl sonra bu sayı 40 milyonu aştı. Bu da internetteki trafiğin 341.634 kez büyümesi anlamına geliyordu.

Herkes için ücretsiz internet

Buluşunu para kazanmak için kullanmak yerine, 1994 yılında www’nun ücretsiz ve herkes tarafından kullanılabilmesini garantilemek amacıyla, internet ağı ile ilgili standartları dünya çapında belirleyecek açık bir kurum olan World Wide Web Consortium’u (W3C) kurdu ve halen başkanlığını yürütüyor. Tim Berners Lee, aynı zamanda MIT’te (Massachusetts Institute of Technology) kıdemli araştırmacı ve Southampton Üniversitesi’nde bilgisayar bilimleri profesörü.

1999 yılında TIME dergisinin yayınladığı 20. yüzyılın en etkili 100 insanı listesine giren Tim, birçok ödül ve unvan sahibi oldu. İnsanlık kültürüne katkılarından dolayı 2004 yılında kendisine İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth tarafından Sir unvanı verildi.



Gaziantep düşman işgalinden kurtuldu.

1577249156601.png

17 Aralık 1918´de İngilizler Antep´e girmiştir. Bir yıl süren bu işgale Fransızlar tepki göstermiş, 1918 Eylül´ünde yapılan İngilizlerin Musul üzerindeki “Nezaret Hakkı” n dan vazgeçmeleri ile önce Suriye daha sonra Antep, Urfa ve Maraş boşaltılmıştır. Bunun ardından Fransızlar 29 Ekim 1919´da Kilis´i, 5 Kasım 1919´da Antep´i işgal ettiler. 1920 yılının başında ise ünlü Antep Savunması başlamış oldu. 1 Nisan 1920´de başlayan Gaziantep savunması 11 ay sürdükten sonra açlık yüzünden sona ermiştir. Savunma süresince Fransızlar şehre 70.000 mermi atmış, 6.317 Antepli şehit olmuştur. Bu olağanüstü savunma sonunda Türkiye Büyük Millet Meclisi 6 Şubat 1921 tarihli toplantısında Antep´e "Gazi" unvanını vermiştir. 15 Mart 1921 tarihinde Londra´da Türk Dışişleri Bakanı ve Fransız delegasyonu Antep, Adana ve çevrelerinin Türklere geri verilmesi hususunda mutabakat sağlamıştır. Nitekim bu antlaşma Ankara Antlaşması ile son şeklini almış ve 25 Aralık 1921´de son Fransız askeri Antep´ten ayrılmıştır. Her yıl 25 Aralık Antep’in kurtuluş günü olarak kutlanmaktadır.



Kurtuluş Savaşı döneminde "Ölürsem şehit, kalırsam gazi olurum" düşüncesiyle düşmana direnen ve 6 bin 317 şehit verme pahasına topraklarını düşmanlardan kurtaran Antepliler, kente TBMM tarafından "Gazi" unvanı verilişinin 98. yılını kutluyor.

Osmanlı Devleti'nin çöküşünün ardından 15 Ocak 1919 tarihinde Mondros Mütarekesi'nin 7. maddesi gerekçe gösterilerek İngilizler tarafından işgal edilen Gaziantep, bu ülkenin Musul bölgesindeki petrol yataklarına hakim olmak için Eylül 1919'da Fransızlara bırakıldı.

29 Ekim 1919'da Ermeni halkın coşkulu gösterileri arasında, içlerinde gönüllü Ermeni birliklerinin de bulunduğu "Fransız işgal kuvvetleri" Antep'e girdi. Kentte büyük bir tepkiyle karşılanan işgal, 29 Ekim günü 13. Kolordu Kumandanı Ahmet Cevdet Bey tarafından işgal kuvvetleri kumandanına bir telgraf yazılarak protesto edildi.

1577249535718.png

Dönüm noktası: Türk bayrağını indirme girişimi

5 Kasım 1919 Cuma günü Ermeni tercümanla şehre inen bir Fransız subayının, Akyol Camisi'nde asılı Türk bayrağını, Türk polisine zorla indirtmesi, Antep'in kurtuluşunu ateşleyen bir unsur olarak tarihe not düştü.

Fransız askerleriyle Türk polisleri arasında çıkan kavga nedeniyle örgütlenen Cemiyet-i İslamiye tarafından 23 Kasım'da büyük bir miting düzenlenerek bir taraftan bu haksız işgal protesto edildi, diğer taraftan da halkın içindeki özgürlük ateşi alevlendirildi.

Bu arada Mustafa Kemal Paşa, 1 Aralık 1919'da Kazım Karabekir'e "son derece gizli tutulması" gereken bir telgraf göndererek, Kilikya, Urfa, Maraş ve Antep işgalinin ve Ermenilerin yaptıkları cinayetlerin şiddetle protesto edilmesini ve mücadelenin ilanını bildirdi.

Ocak 1920'de şehir dışında ilk savaşlar başladı ve Fransızların Kilis ve Maraş'a giden kuvvetleri, henüz yollardayken imha edildi.

Kentin düşman işgalinden kurtuluşu noktasında önemli görevler alan Şahin Bey, Antep-Kilis yolunu kapatarak Fransız garnizonunun Katma'daki tümeniyle irtibatını kesti.

Anteplinin sabrını taşıran olay

Kentte direniş sürecini hızlandıran ve Anteplilerin sabrını taşıran olay ise 21 Ocak 1920'de yaşandı.

Akşama doğru bugünkü İnönü Caddesi'nde, askeri fırın önünden 10 yaşındaki oğlu Mehmet Kamil ile geçen bir kadının, sarhoş 2 Fransız askeri tarafından taciz edilip peçesi açılmak istendi. Bu sırada annesini korumak için Fransızlara taşla saldıran küçük Mehmet Kamil, askerler tarafından süngülenerek şehit edildi.

Bugün "Şehit Kamil" olarak bilinen Mehmet Kamil'in şehit edilmesinin ardından kentteki dükkanlar günlerce kapalı kaldı ve bölgedeki bazı illerde Antep'e destek mitingleri düzenlenmeye başladı.

1577249573158.png

Şiddetli çatışmalar

Şahin Bey, 28 Mart 1920'de Kilis yolunda Fransızlarla milis güçleri arasında Elmalı Köprüsü üzerinde çıkan çatışmada şehit düştü.

Halkın çok sevip saydığı Şahin Bey'in şehit düşmesinin ardından, 1 Nisan 1920'de şehirde şiddetli bir harp başladı.

Şehrin 27 mahallesine bir semt reisi tayin edildi ve Antep halkı 1 Nisan 1920'den, 7 Şubat 1921'e kadar Fransızlara karşı direniş gösterdi.

Bu süre içerisinde yapılan kuşatma, Antep halkını açlık, sefalet ve mühimmat sıkıntısıyla karşı karşıya bıraktı.

Yaklaşık 10 ay süren ve 6 bin 317 vatan evladının şehit verildiği kentte çatışmalar sürerken, yapılan bu fedakarlıklara karşılık TBMM, Antep'e 8 Şubat 1921'de "Gazi" unvanını verdi.

Yüzlerce yıldır "Ayıntap" olarak anılan kentin adı o günden bu yana "Gaziantep".

Fransızlar Ankara Antlaşması'nın ardından 25 Aralık 1921'de şehri boşaltmaya başladı ve iki yıl süren işgalden sonra Gaziantep'te, zafer ve özgürlük nidaları yükseldi.

1921 yılındaki "Gazi" unvanından sonra, halkın Milli Mücadele'de gösterdiği takdire şayan hizmetlerinden dolayı TBMM tarafından mücadeleden 87 yıl sonra, 7 Şubat 2008 tarihinde çıkarılan 5734 sayılı kanunla Gaziantep'e "İstiklal Madalyası" verildi.

Kurtuluş Savaşı yıllarında özgürlük ateşinin fitilinin yakıldığı Gaziantep, bugün de Türkiye'nin gücüne güç katıyor.
İhracattan sanayi ve ticarete, istihdama kadar hemen her alanda ülkenin göğsünü kabartan Gaziantep, 98 yıllık "Gazi" unvanını gururla taşıyor.


Rodos Osmanlı Egemenliğine Girdi...

Kesin Osmanlı İmparatorluğu zaferi. Rodos ve civarındaki adalar Osmanlı egemenliğine geçti. Rodos'un Fethi, Osmanlı Padişahı I. Süleyman'ın, 1522 yılında 400 parçalık büyük bir donanma ve 100.000 kişilik kara ordusu ile Rodos'u topraklarına katması olayıdır.

1577249990657.png

Rodos’un Fethi bilindiği gibi, Kanunî Sultan Süleyman’ın Akdeniz’de Osmanlı hakimiyetini kurmak için giriştiği ilk önemli mücadelelerden biridir.
Kanuni, saltanatının ikinci yılında Rodos’u ve ona bağlı bulunan adaları ele geçirmiş, Doğu Akdeniz’de Osmanlı hâkimiyetinin yerleşmesini sağlamıştır. 1309′dan beri Saint Jean d’Hospitaliers veya Saint Jean de Jerusalem denilen şövalye tarikatının elinde bulunan Rodos adası ile civarındaki adalar, eskiden beri Osmanlıların ele geçirmek istedikleri önemli yerlerdi.
Sultan Süleyman, Belgrad’ı almayı başardıktan sonra Osmanlı siyasetinin bu ikinci meselesini de halletmek istiyordu. Zira fethi zarurî kılan bazı sebepler vardı. Buranın fethi, Osmanlı ülkesine yeni ilhak edilmiş bulunan Mısır, Suriye ve Doğu Akdeniz sahillerinin emniyeti bakımından önemliydi. Bunun için de Rodos ve ona bağlı olan diğer adaların Osmanlıların elinde bulunması gerekiyordu.
Nitekim bu zorunlucu takdir eden Yavuz Sultan Selim, saltanatının son yıllarında, Şövalyeler üzerine yürümek için büyük çapta bir donanma hazırlamaya koyulmuş, ancak bu tasavvurunu gerçekleştiremeden hayata gözlerini kapamıştır. Hıristiyanlığın, Osmanlı hac, ticaret ve ulaşım yolu üzerinde, bu emniyeti tehlikeye sokabilecek tehlikeli kalesi durumundaki Rodos’ta bulunan şövalyeler, Osmanlı ticaret ve hac gemilerine saldırmakla kalmamışlar, ayni zamanda Canberdi Gazali’ne de yardımda bulunmuşlardı. Bundan başka onlar, Rodos’ta bulunan Cem Sultan’ın oğlu Murad’ı da taht vârisi olarak ortaya sürmüşlerdi.

Ayrıca kalelerinin sağlamlığına güvenmekte olan Rodos şövalyeleri, korsanlıklarına devam ediyorlar, bir taraftan Müslümanların yollarını kesip gemilerini alıyor, öbür taraftan da Osmanlı sahillerine ardı arası kesilmeksizin saldırılarda bulunuyorlardı. Bundan başka beş altı bin civarında Müslüman’ı esir alıp adalarında onlara türlü işkenceler yaptıkları da biliniyordu.

İste Kanunî, bu siyasî ve stratejik sebeplerden dolayı Rodos problemini halletmek istiyordu. Böylece, bir bakıma babasından miras olarak devraldığı bir siyaseti devam ettirmek ve babasının yarıda bırakmak zorunda kaldığı önemli bir meseleyi halletmek niyetinde idi. Ayni zamanda o, Rodos’u feth etmek suretiyle dedesi Fâtih Sultan Mehmed’in gerçekleştiremediği bir şeyi de yapmış olacaktı.

Rodos’un fethi hususunda Divan-i Hümayûn’da yapılan müzakerelerde ekseriyet, Rodos seferine taraftar görünmüyordu. Zira bunlar, Şövalyelerin şöhreti, adanın müstahkem olup uzun süre muhasaraya dayanabilmesi ve bir sefer vukuunda Avrupa’nın derhal buraya yardımda bulunabileceğini düşünüyorlardı. Bunlara göre sonu tehlikeli bir macera ile bitecek sefere girişmek doğru değildi. Bu düşünceye karşılık Vezir-i Azam Pirî Mehmed Pasa ile ikinci vezir Çoban Mustafa Pasa ve denizci Kurdoğlu Müslihiddin Reis, Rodos seferine taraftar olup Avrupa tarafindan endişe edilmemesi gerektiğini ileri sürüyorlardı.

Bu arada casusları vâsıtasıyla Rodos hakkında bilgi toplayan Kanunî, sefere karar verir. Bununla beraber sefere çıkmadan önce, Hammer’in ifadesiyle ” Kur’an-i Kerim’in emrini yerine getirmek için Üstada-i A’zam’a bir mektup gönderir. Bu mektupta Üstada-i Azam teslim olması isteniyor ve arzusu ile itaati kabul ettiği takdirde şövalyelerin hürriyetleri ile mallarına dokunulmayacağına dair, yerlerin ve göklerin yaratıcısı olan Allah, O’nun elçisi olan Hz. Muhammed ve diğer Peygamberler adına yemin ediyordu.” Fakat bu teklif, Üstada-i Azam tarafindan red edilir. (Üstadı Azam Rodos’u yöneten Şovalyenin ünvanı)

Bu sırada Avrupa devletleri de birbirleri ile mücadele halinde bulunduklarından, Rodos ile ilgilenebilecek durumda değillerdi. Rodos ile ilgilenebilecek tek devlet olan Venedikliler de yapılan ticaret antlaşması ile pasif hale getirilmişlerdi. Divan’da alınan sefer kararından sonra hazırlıklarına başlayan Osmanlı ordusunun basına Serdar olarak ikinci vezir Çoban Mustafa Pasa getirildi.

Öte yandan bu seferi haber alan Rodos Üstada-i Azamı Philippe Villiers de l’Isle Adam, bazı tedbirler alarak kaleyi tahkim ettirmiş, yiyecek depolatmış, şehrin önündeki limana zincir çektirmiş, ayrıca Papa ve Fransa’dan da yardim istemişti. Osmanlı donanması, 5 Haziran l522′de 300 savaş gemisi ve 400 nakliye gemisi ile Çoban Mustafa Pasa komutasında harekete geçer.

Donanmada pek çok mühimmattan başka onbin deniz ve itfaiye neferi bulunuyordu. Sultan Süleyman da 2l Receb 928 (l6 Haziran l522) tarihinde İstanbul’dan hareketle Üsküdar’a geçmiş, buradan Kapıkulu askerleri ve sefere memur olan diğer eyâletlerin tımarlı sipahileriyle birlikte karadan yola çıkmıştır.

Bu sefere nadir bir istisna olmak üzere, Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa’nın amcası olan Şeyhülislâm Zembilli Ali Cemalî Efendi (l503 – l525) de katılmıştır. Osmanlı donanması, Rodos yakınlarındaki Gnido adasına varmıştı. 24 Haziran’da Rodos önlerine gelen Osmanlı donanması, Rodos kalesinin dört mil kadar doğusundaki bir limana demir atar. Kaleyi abluka altına alan ordu, Pâdişahin karadan gelmesini bekler.

Nihayet Kütahya – Aydın yolu ile Marmaris’e, oradan da 28 Temmuz’da Rodos adasına geçen yüz bin kişilik ordu, surlar boyunca mevzilenir. Bu esnada İngiliz, Fransız, İtalyan, İspanyol, Alman ve Portekiz milletlerine mensuba şövalyelerden müteşekkil Rodos müdafileri ise kalenin beş ana burcunu müdafaaya başlamışlardı.

Çarpışmalar, l Ağustos’ta Alman burcuna top atısı ile baslar. Kanunî, Kızıltepe denen yerde otağını kurdurarak kuşatmayı buradan idare eder. Şiddetle ve birbiri ardınca süre gelen Osmanlı hücumları, beş ay kadar devam eder. Bu arada zaman zaman kısmî basarılar da kazanılmıştı. Sonunda dayanamayacaklarını anlayan şövalyeler, kaleyi teslim edeceklerini Kanunî’ye bildirmek zorunda kalırlar.

Yapılan müzakereler neticesi 21 Aralık 1522′de bir teslim antlaşması imzalanır. Buna göre 2l3 yıllık sonuncu Haçlı Devleti de tarihe karışır. Buna göre Katolik Hıristiyanların Yakin Doğu’dan tamamen uzaklaştırılmaları da sağlanmış olur. Antlaşma gereği şövalyelerin adadan çekilmelerine müsaade edildiği gibi, şehirdeki Hıristiyanların dinî âyin ve inançlarında serbest olmaları, ada sakinlerine beş yıl kadar vergi vermemeleri ve kendilerinden devşirme alınmaması gibi imtiyazlar da bahsedilmiştir.Bu arada Hıristiyanlığı kabul eden Sultan Cem’in oğlu Murad da yakalanarak iki oğlu ile birlikte ortadan kaldırılır. Şövalyelerin Rodos’u terkinden sonra Pâdişah, 20 Ocak 1523′te Câmiye çevrilen Saint Jean Kilisesinde Cuma namazı kılmıştır. Bu namazda imamlığı, sefere iştirak etmiş olan Şeyhülislâm Zembilli Ali Cemalî Efendi yapmıştı.

Rodos, Midilli sancağına bağlanarak Dindarzade Mehmed Bey’in idaresine verilmiştir. Osmanlılar, ayrıca bu sefer sonrası Anadolu sahillerinde Bodrum, Aydos, Tahtalı kalelerini, Leros, Sömbeki, Kalimnos, Limonsa adalarını ele geçirmişlerdir. Böylece Rodos kalesi ve birlikte Oniki adanın tamamı ve Bodrum da teslim olmuştu.

Bodrum’un fethi, Anadolu tarihi bakımından da önemlidir. Zira burası, Anadolu’da Hıristiyanların elinde bulunan tek toprak parçası idi. 29 Aralıkta Kanunî, Rodos şehrine girip kaleyi gezer. Bu günlerde Hıristiyanlık âleminde Noel kutlanıyordu Papa İkinci Hadrianus, Roma’da Saint Pierre’de Noel âyinini icra ederken, kilisenin saçağından bir tas düşüp Papanın ayağına doğru yuvarlanır. Kardinaller bu hâdiseyi muhasarası aylardan beri devam eden Rodos’un düşmesine işaret saydılar.

Rodos’un fethi, Türk topçuluğunun Avrupa topçuluğu karsısındaki üstünlüğünü gösterdiği gibi, o çağda alınması adeta mümkün görülmeyen ve Hıristiyanlığın İslâm âlemine doğru bir kalesi sayılan adanın zaptı, Avrupa’da büyük bir hayret ve üzüntü uyandırmıştır. Bu arada Rodos’un fethinin ardından Rodos hapishanelerinde bulunan altı bin kadar Müslüman esir de kurtarılmıştır.

Rodos’a derhal Türk göçmenleri yerleşmeye başladılar. Birçok câmi, imâret, mektep, medrese, çeşme ve yol yapılıp ada imar edilir. Rodos, bir sancak merkezi olur. Buraya devamlı olarak Bahriye Sancakbeyleri (Tümamiral) vali tayin edildi. 2 Ocak günü aksam üzeri Kanunî Yeşil Melek kadırgasına binip Rodos’tan ayrılır. Anadolu’da Marmaris’e geçer.

Aydın, Midilli, Karasi, Menteşe ve Saruhan Sancakbeylerine, Anadolu Beylerbeyi Kasım Paşa’nın nezaretinde Rodos’taki inşaat, imar ve iskân isleri bitinceye kadar adada kalmalarını emrettikten sonra İstanbul’a doğru yola çıkan Kanunî 26 günde İstanbul’a varır. 29 Ocak l523′te yedi ay on iki gün süren bu ikinci sefer-i hümayûnunu bitirerek İstanbul’a gelmiş olur. Bu arada Osmanlı donanması da İstanbul’a döner. Rodos’un fethi edilmesi ile ilgili olarak gönderilen zafer namelere Venedik mukabelede bulunduğu gibi Sah İsmail de cülûstan beri ilk defa olarak taziyet ve tebrik vecibesini yerine getirmiş, Rodos fethinden dolayı da memnunluğunu bildiren bir mektup ile bir elçi göndermişti.

Rodos’un fethi ile Avrupa’da Kanunî’nin şöhreti biraz daha artmış oluyordu. Belgrad ve Rodos’un, Hıristiyan dünyasının bu iki kilit noktası sayılan müstahkem kalelerinin Kanunî tarafindan düşürülmesi, Osmanlıların ileride başaracakları daha büyük fetihleri için bir işaret sayıldı.
 

Ekli dosyalar

  • 1577249897644.png
    1577249897644.png
    424.5 KB · Görüntüleme: 4
Moderatör tarafında düzenlendi:
Üst