26.01.2020 Tarihte Bugün- 26 Ocak;

Akif Er

Aktif Üye
Yönetici
Vip Üye
8 Kas 2019
311
79
28
26.01.2020 Tarihte Bugün- 26 Ocak;

66Halley kuyruklu yıldızı Dünya'nın yakınından 5. kayıtlı geçişi.
1340III. Edward İngiltere kralı kendini Fransa kralı ilan etti.
1531Lizbon'da (Portekiz) şiddetli deprem; binlerce kişi öldü.
1699Osmanlı Devleti Karlofça Antlaşması'nı imzaladı.
1700Kuzey Amerika'nın batı sahillerinde 9 şiddetinde deprem (Kaskadya depremi) meydana geldi.
1785Benjamin Franklin, kızına yazdığı mektupta Amerika Birleşik Devletleri'nin sembolü olarak kartalın seçilmesinden dolayı duyduğu hayal kırıklığını dile getirdi. Kendisi hindiyi düşünüyormuş.
1788İngiliz donanması Sidney sahillerinde. Avrupalıların kalıcı yerleşimi başlamış oldu.
1837Michigan 26. eyalet olarak Amerika Birleşik Devletleri'ne katıldı.
1861Louisiana eyaleti Amerika Birleşik Devletleri'nden ayrıldı.
1870Virjinya tekrar Amerika Birleşik Devletleri'ne katıldı.
1905Pretoria'da (Güney Afrika) 3,106 karat değerindeki dünyanın en büyük elması bulundu. Elmasa "Cullinan" adı verildi. 9 parçaya bölünen elmastan elde edilen "Afrika'nın Büyük Yıldızı" adındaki 530.2 karatlık 74 yüzlü dünyanın en büyük pırlantası Britanya tacına yerleştirildi.
1911Richard Strauss'un Der Rosenkavalier operası ilk kez sahnelendi.
1911Pilot Glenn H. Curtiss ilk deniz uçağını uçurdu.
1921İstanbul Tramvay işçileri greve çıktı.
1924Vladimir İlyiç Lenin'in onuruna Petrograd'ın adı Leningrad olarak değiştirildi.
1926Televizyonun icadı
1931Hindistan'da Mahatma Gandhi serbest bırakıldı.
1931Kızıl İstanbul gazetesi hakkında soruşturma açıldı.
1934Apollo Tiyatrosu Harlem'de (New York) açıldı.
1934Almanya ile Polonya arasında saldırmazlık antlaşması imzalandı.
1939İspanya İç Savaşı: General Francisco Franco'ya bağlı milliyetçi güçler İtalyanların da yardımıyla Barcelona şehrini ele geçirdiler.
1942II. Dünya Savaşı: İlk Amerikan birlikleri Avrupa topraklarında (Kuzey İrlanda).
1946Félix Gouin Fransa başbakanı seçildi.
1948Milli Korunma Mahkemeleri kaldırıldı.
1950Hindistan anayasası kabul edildi.Cumhuriyet ilan edildi. Dünyanın en kalabalık demokrasisi kuruldu.
1956Kış olimpiyatları Cortina d'Ampezzo'da (İtalya) başladı.
1958Klasik müzik bestecisi Bülent Arel'in Beş Sonnet adlı yapıtı ilk kez seslendirildi.
1959Ankara Telgraf gazetesi'nin sahibi ve yazı işleri müdürü Fethi Giray Ankara Cezaevi'ne girdi. Fethi Giray 17 gün hapis cezasına çarptırılmıştı.
1959Bağdat Paktı Konseyi Karaçi'de toplandı. Toplantıya, Türkiye adına Başbakan Adnan Menderes ve Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu katıldı.
1962Ay'a bilimsel cihazlar götürmek üzere üzere fırlatılan Ranger 3 uydusu Ay'ın ancak 35.000 km kadar uzağından geçebildi.
1963Hürriyet gazetesi muhabiri Yüksel Kasapbaşı, foto muhabiri Abidin Behpur ve şoför Yüksel Öztürk göreve giderken donarak öldüler.
1965Hintçe Hindistan'ın resmi dili oldu.
1966İstanbul'un çeşitli semtlerinde "köylü pazarları" kurulması çalışmalarına başladı. Amaç, halkın daha ucuz sebze ve meyve yiyebilmesi idi.
1969Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi Genel Başkanı Alparslan Türkeş İstanbul İl Gençlik Kongresi'nde "Hareket başladı" dedi.
1970Necmettin Erbakan ve 17 arkadaşı Milli Nizam Partisi'ni kurdu.
1972Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın idam dosyası Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne gönderildi.
1973Fikir suçundan cezaevinde bulunan Çetin Altan, Doğan Koloğlu, Alpay Kabacalı, İrfan Derman ve Yaşar Kemal yargılandı.
1974Bülent Ecevit başkanlığında Cumhuriyet Halk Partisi - Milli Selamet Partisi koalisyon hükümeti göreve başladı.
1974Türk Hava Yolları'nın Van adlı yolcu uçağı, İzmir Cumaovası Havaalanı'nda pistin 100 metre uzağında yere çakıldı; 63 kişi öldü.
1978Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Başkanı Feyyaz Berker ve Yönetim Kurulu üyesi Rahmi Koç Türk Ceza Kanunu'nun (TCK)141.,142. ve163. maddelerinin kaldırılmasını istediler.
1979Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı Pol-Der, Pol-Bir, Pol-Ens ve Tem-Der'in çalışmalarını durdurdu.
1980İsrail ve Mısır arasında diplomatik ilişkiler başladı.
1984Türkiye İşçi Partisi davası sonuçlandı;102 kişi çeşitli hapis cezalarına çarptırıldı.
1986Halley kuyruklu yıldızı gece görünür konumda. Güneş etrafında 76 yıl süren bir turunu tamamlıyor.
1988The Phantom of the Opera müzikali ilk kez sahnelendi.
199212 Eylül'den sonra ilk kez memur eylemi düzenlendi. İstanbul'daki eyleme 5 bin memur katıldı.
1992Boris Yeltsin, Rusya'nın nükleer füzelerinin Amerikan şehirlerini hedef almaktan vazgeçeceğini duyurdu.
1993Václav Havel, Çek Cumhuriyetinin başkanı seçildi.
1996ABD'li katil John Albert Taylor Utah'ta kurşuna dizilerek idam edildi.
1998Lewinsky skandalı: Amerika Birleşik Devletleri başkanı Bill Clinton, eski beyaz saray stajyeri Monica Lewinsky ile ilişkisi olduğunu reddetti.
1998Compaq, Digital Equipment Corporation şirketini satın aldı.
2001Gujarat'da (Hindistan) deprem: 20.000 den fazla kişi öldü.
2004Hamid Karzai, Afganistan'ın yeni anayasasını imzaladı.
2005Condoleezza Rice, Amerika Birleşik Devletleri'nin ilk zenci kadın dışişleri bakanı oldu.
2006Filistin'de yapılan seçimlerde Hamas'ın parlamentodaki 132 sandalyenin 76'sını elde ettiği anlaşılınca Başbakan Ahmed Qurei istifa etti.
2006Dünya Ekonomi Forumu, Davos'ta (İsviçre) toplandı.
2008Ümraniye'de ele geçirilen patlayıcılarla ilgili soruşturma kapsamında mahkemeye sevk edilen emekli Tuğgeneral Veli Küçük, emekli Kurmay Albay Mehmet Fikri Karadağ, Susurluk Davası hükümlüsü Sami Hoştan, avukat Kemal Kerinçsiz, Türk Ortodoks Patrikhanesi Basın ve Halkla İlişkiler Sözcüsü Sevgi Erenerol, Hüseyin Görüm, Hüseyin Gazi Oğuz ve Oğuz Alparslan Abdülkadir tutuklandı.

Tarihte Bugün Doğanlar (26 Ocak);
1804Eugène Sue, sanayi devriminin toplumsal sorunlarını gazete yazı dizilerinde ilk ortaya koyan Fransız yazar, romancı.
1904Seán MacBride, 1974 Nobel Barış Ödülü sahibi İrlanda'lı devlet adamı
1908Jill Esmond, İngiliz sinema ve tiyatro oyuncusu (ö. 28 Temmuz 1990)
1911Polykarp Kusch, Nobel Ödülü sahibi ABD'li fizikçi (ö. 1993)
1918Nicolae Ceauşescu, Romanya devlet başkanı (ö. 1989)
1925Paul Newman, ABD'li sinema oyuncusu, yönetmen
1927Eartha Kitt, Amerikalı siyah sahne ve sinema oyuncusu.
1928Roger Vadim, Fransız film yönetmeni (ö. 2000)
1944Angela Davis, 1970-1972 arasında gizli örgüt üyesi olmakla suçlandığı davalardaki savunmasıyla ünlenen Amerikalı siyah kadın devrimci.
1956Carrie Fisher, Amerikalı aktris, senarist ve yazar. Sinema oyuncusu Debbie Reynolds'un kızıdır.
1958Ellen DeGeneres, ABD' li aktris ve komedyen
1958Gleb Nosovski, Rus matematikçi ve Yeni Kronoloji'nin yazarlarından biri
1971Jared Leto, ABD'li oyuncu ve müzisyen
1974Andy Khachaturian, Ermeni asıllı ABD'li besteci ve şarkıcı.
1978Sinan Çalışkanoğlu, sinema, tiyatro, reklam ve dizi oyuncusu.
1982Priya Rai, Hint Kökenli Pornografik film oyuncusu

Tarihte Bugün Ölenler (26 Ocak);
1823Edward Jenner, Çiçek aşısını bulan İngiliz doktor (d. 1749)
1855Gerard de Nerval, Romantizm'in öncüsü şair ve yazar (intihar) (d. 1808)
1879Julia Margaret Cameron, İngiliz fotoğrafçı (d. 1815)
1922Luigi Denza, İtalyan besteci (d. 1846)
1948Musa Kâzım Karabekir. Asker, Millî Mücadele Kahramanı ve siyaset adamı(d. 1882)
1962Lucky Luciano, Amerikalı gangster (d. 1897)
1973Edward G. Robinson, ABD'li sinema oyuncusu (d. 1893)
1992José Ferrer, Porto Rikolu oyuncu ve yönetmen (d. 1912)
2000Fuat Türkay, İstanbul Devlet Konservatuvarı'nın kurucusu
2008Christian Brando, ABD'li aktör, Marlon Brando'nun oğlu (d. 1958)

1580100725374.png
Osmanlı Devleti Karlofça Antlaşması'nı imzaladı. XVII. yüzyıl Osmanlı klâsik düzeninden kopmaların yaşandığı, içte ve dışta bir takım problemlerin ortaya çıktığı dönemdir. Nitekim padişahlar ve devlet adamları bu bozulmanın farkına vararak, kötü gidişatı durdurmaya yönelik faaliyetler ile “Kanun-ı kadim” i geri getirmeye çalışmışlardır. Bu noktada yüzyılın ikinci yarısında (1656) göreve getirilen Köprülüler hanedanı ile devlette önemli bir toparlanma sürecinin yaşandığı söylenebilir. Bu durum devletin kendine olan güvenini arttırdı ve 150 yıl önce alınamayan Viyana’nın alınabileceği hissini oluşturdu. Ancak bu kuşatma Osmanlı Devleti için adeta sonun başlangıcı oldu. Nitekim bu olayla birlikte başlayan süreç Osmanlı tarihinde telafisi olamayan kayıpların yaşanmasına neden oldu. Bu sebeple II. Viyana Kuşatması Osmanlı siyasi ve askeri tarihinde olduğu kadar Avrupa tarihi için de önemli bir dönüm noktası olarak kabul edilmektedir. II. Viyana Kuşatmasında yaşanan başarısızlık Osmanlı Devleti’nin gerilemeye başladığı tarih olarak gösterilmektedir. Nitekim 1526 yılında Mohaç Meydan Muharebesi ile başlayan Osmanlı-Avusturya ilişkilerinde bu tarihe kadar askerî üstünlük Osmanlı Devleti’ne aittir. Ancak Viyana önlerinde yapılan meydan savaşı sonrasında Osmanlı Devleti ile Avusturya arasındaki mevcut kuvvet dengeleri bozularak, dengeler Habsburg Hanedanı lehine geçti. Fakat Osmanlı için işler bu kadar kolay bitecek gibi değildir. Nitekim kuşatmadan sonra Osmanlı Devleti’nin Balkanlar’daki eyaletleri ilk anda bir kargaşalık, iktisadî çöküntü ve asayişsizlik içinde kaldı. Orduda yaşanan bozgun ile birlikte gelen problem merkezi idarenin kontrolünü ortadan kaldırdı. Osmanlı Devleti’nde yaşanan bu iç sorunların yanı sıra, kuşatma sonrasında Osmanlıları Avrupa’dan atma zamanının geldiğini düşünen Papa’nın teşviki ile 1684 yılında Linz’de bir kutsal ittifak oluşturuldu. İttifaka Lehistan, Avusturya, Venedik ve Rusya katıldı. Bu şekilde II. Viyana Kuşatmasının siyasi sonucu olarak ortaya çıkan ve yaklaşık 16 yıl kadar sürecek olan “Kutsal İttifak Savaşları” başladı. Bu süre içerisinde alınan bir takım başarılara rağmen 1697 yılında Zenta’da alınan bozgun sonun başlangıcı oldu. Bu yenilgi Osmanlı kuvvetlerinin Ankara Savaşı’ndan sonra aldığı en büyük bozgun olup, padişahın ve tüm ordunun moralini bozdu. Yine Osmanlı kuvvetlerinin Venedik, Lehistan ve Rus cephelerinde de kısmi başarılar dışında, başarı gösterememesi ve alınan yenilgiler devlet erkânı arasında bir barış yapılarak devleti ve orduyu toparlama düşüncesini oluşturdu.

Karlofça Antlaşması’nın İmzalanması ve Osmanlı Tarihi’ndeki Önemi
1683 yılında başlayan ve 16 yıl süren savaşlar Osmanlı Devleti’nde çok önemli iktisadi problemlerin yaşanmasına neden oldu. Bütün bunların yanı sıra Zenta’da alınan tarihi yenilgi ve ordunun toparlanmasında yaşanan sıkıntılar, devlet erkânı arasında artık Tuna’nın öte yakasındaki toprakların geri alınamayacağı düşüncesini oluşturdu. Savaşın en önemli aktörlerinden birisi olan Avusturya ise İspanya veraseti sebebiyle Fransa ile çıkması muhtemel yeni bir savaş öncesinde barıştan yana bir politika takip ediyordu. Aynı düşünce savaşlardan pek fazla umduğunu bulamayan Venedik için de geçerli olup, Avusturya’ya uyarak barış yapmak istiyordu. Rusya ve Lehistan ise istedikleri yerleri alamadıkları için savaşın devam etmesini istiyorlardı. Ancak bu iki devlet de barışa pek gönüllü olmasalar da yalnız kalacakları düşüncesi ile belli şartlar ileri sürerek barış yapmayı kabul etti. Bu şekilde uzun süren görüşmeler sonucunda Osmanlı tarihinin önemli dönüm noktalarından biri olan antlaşma için tarafsız bir bölge olarak Sirem bölgesindeki Karlofça kasabası seçildi. Antlaşma için devletlerin arasını bulanlar İngiltere ve Hollanda iken, Fransa antlaşmanın imzalanmaması için uğraştı ise de başarılı olamadı. Karlofça’da Osmanlı Devleti’ ni sadrazam Amcazâde Hüseyin Paşa’nın sadaretinde Reisülküttap Rami Mehmet Paşa temsil ederken, tercüman İskerletzâde Aleksandre Mavrokardato idi. Antlaşmada Avusturya heyetini Kont Wolfgang von Öttingen, Kont Leopaold von Schlick, Luigi Marsigli ve kâtip Till temsil ederken; Lehistan Kont Stanislas Malachowsky; Venedik Carlo Ruzzini, Lorenzo Fondra ve kâtip Giovanni Battista Nicolosi; Rusya ise Procopios Begdanowitch Vozhnitsin tarafından temsil ediliyordu. Taraflar arasındaki görüşmelerde katılan devletler “uti passidetisti” yani her katılımcı savaş sonunda elde ettiklerini tutmak istediklerini belirttiler. Ancak buna karşı Osmanlı yetkililerinin “ala halihi” ilkesi, yani herkese eski topraklarının verilmesi ilkesini savunarak, görüşmeler sonucunda bunda önemli ölçüde başarılı oldular. 13 Kasım 1698’de başlayan görüşmelerde 36 celse halinde 72 gün süren müzakerelerin ardından 3 devletle barış antlaşması imzalandı. Rusya ise antlaşmayı kabul etmeyerek, 2 yıllık bir ateşkes yaptı ve bir yıl sonra İstanbul antlaşması ile amaçlarına ulaştı. Bu şekilde antlaşma ile Avusturya ile 20 maddelik, Venedik ile 16 maddelik, Lehistan ile de 11 maddelik bir barış imzalandı. Buna göre antlaşma ile Erdel ve Banat dışındaki tüm Macaristan Avusturya’ya; Ukrayna, Kamaniçe ve Podolya’yı Lehistan’a; Mora ve Dalmaçya’yı Venedik’e; Azak Kalesi’ni Rusya’ya bırakmak zorunda kaldı. Yaşanan bu toprak kayıpları Osmanlı tarihinde o tarihe kadar yaşanan en büyük çaplı kayıplar olmakla birlikte, Karlofça’da bundan çok daha önemli prestij kayıpları vardı. Osmanlı Devleti için önemi bir dönüm noktası olan Karlofça Antlaşmasının sonuçları ve Osmanlı tarihindeki önemini şu şekilde sıralayabiliriz:

1.Karlofça Antlaşması pek çok açıdan Osmanlı Devleti için önemli yenilikler ve ilkler taşımaktadır. Buna göre Karlofça ile Osmanlılar ilk kez müzakere ederek bir antlaşma imzaladılar. Daha önceki antlaşmalarda şartları Osmanlılar koyuyor ve karşı taraf kabul ediyordu. Yani daha önce kendi istediklerini dikte ettiren Osmanlı Devleti ilk kez masa başı diplomasi ile tanışmış oldu. Karlofça antlaşmasında Osmanlı Devleti tarihinde ilk kez bir antlaşma için tavassut (arabulucu) kullanmak zorunda kaldı. Bu anlamda Karlofça Antlaşması Osmanlı İmparatorluğu’nun yenilgisinin ilk resmi belgesi ve Hristiyan Avrupa devletleri ile Osmanlı Devleti arasında yapılan en önemli ve dikkat çekici antlaşmalardan biridir. Ayrıca antlaşma ile Osmanlı Devleti ilk kez daha önce protokolde “Moskof Prensi” dedikleri Rus Çarı’nın imparatorluk unvanını kabul etmek zorunda kaldı. Yine Batı literatüründe Karlofça Antlaşması güneydoğu Avrupa tarihinde yeni bir periyodun başlangıcı olarak kabul edilir..


2. Antlaşma yine Zitvatoruk ve Vasvar’da olduğu gibi tarafsız bir bölgede Karlofça’da imzalandı.

3. Karlofça Antlaşması ile Osmanlı Devleti’nin saldırgan politikaları sona ererken, yerine savunma ve diplomasi ağırlıklı bir politika aldı.

4. Antlaşma ile Osmanlı reayası olan Katoliklere mezhep özgürlüğü tanınması Avusturya’nın Osmanlı iç işlerine müdahale hakkı elde etmesini sağladı.

5. Venedik’e verilen önemli topraklar Osmanlı Devleti’nin Ege denizindeki hâkimiyetini azaltırken, yine Lehistan’a verilen topraklar ve haklar nedeniyle Kazaklar üzerindeki egemenlik haklarını kaybetti.

6. Protestan Macar halkı Katolik Avusturya’nın hâkimiyetine girdi.

7. Karlofça Antlaşması Osmanlı içyapısında da önemli değişimlere neden oldu. Antlaşamadan sonra ehl-i kalem unsurlar ehl-i silah unsurlara göre ön plana çıkmaya başladı. Nitekim antlaşmadan hemen sonra Rami Mehmed Paşa reisülküttaplıktan sadrazamlığa getirildi.

8. Osmanlı Devleti’nde Fransa’nın yerini İngiltere ve Hollanda devletleri almaya başladı.

9. Antlaşmanın önemli yanlarından birisi de 25 yıl gibi bir süreliğine imzalanmış olmasıdır. Nitekim Osmanlı Devleti’nin Zitvatorok’tan önceki yaptığı antlaşmalarda süre tespiti olmayıp, süreyi belirleyen Osmanlı Devleti idi.

10. Son olarak Savaş, Karlofça Antlaşması ile Savaş, Osmanlı Avusturya ilişkilerinin üçüncü dönemini başlatmakta ve Osmanlı Devleti’nin çözülme dönemine rastlayan bu dönemde Osmanlı Devleti’nin siyasi pozisyonun Habsburglara göre daha zayıf olduğunu belirtmektedir. Bu sebeple Osmanlı Devleti için artık saldırgan politikaların yerini savunma döneminin aldığını ifade etmektedir. Nitekim antlaşma Osmanlı tarihinde gerileme döneminin başlangıcı olarak kabul edilmektedir.

Ancak tüm bu olumsuz yönlerinin yanı sıra kabul edilmesi gereken bir durum vardır ki; Osmanlı Devleti her ne kadar çok zor şartlarda bir antlaşma imzaladı ise de antlaşmanın diplomatik açıdan Osmanlılar adına tam bir yenilgi olduğunu söyleyemeyiz. Nitekim görüşmeler sırasındaki iyi temsil ve diplomasi uygulamaları sayesinde Osmanlı Devleti, kendi şartlarını dikte ettirebilmiş ve en az kayıpla ayrılmıştır.

Sonuç olarak Osmanlı Tarihi için çok önemli bir dönüm noktası olan Karlofça Antlaşması ile Osmanlı Devleti tarihinde ilk kez büyük çaplı toprak kayıplarına uğramıştır. Bu sebeple klâsik tarih anlatımında olay Osmanlı gerilemesinin başlangıcı olarak kabul edilmektedir. Ancak görüldüğü üzere Karlofça’da yaşanan kayıplar sadece toprak kayıplarından ibret olmayıp, daha önemli manevi kayıplar yaşanmıştır. Ve yine aslında Zenta’da yaşanan büyük felakete rağmen, antlaşma sırasındaki iyi temsil kabiliyeti Osmanlı Devleti’nin daha fazla toprak kaybetmesini engellemiştir. Yani olaya sadece toprak kazanma veya kaybetme şeklinde bakılmamalıdır. Önemli bir husus da şudur ki Karlofça ile gerilemeye başladığı belirtilen devletin XVIII. yüzyılda çok önemli başarılarının olduğu göz ardı edilmemelidir. Nitekim antlaşmadan sonra Osmanlı dış politikasındaki temel prensip kaybedilen yerleri geri alma şeklinde gelişmiş olup, bu politikanın kısmen de olsa başarı olduğu bilinmektedir. Yani Karlofça’dan sonra Osmanlı Devleti’nde tamamen kendi içine kapanma ve bir gerileme döneminden bahsetmek mümkün değildir.

Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.

Televizyonun icadı.Hayatımıza girmiş birçok yararlı cihaz bulunur fakat bunlardan hiçbirisi televizyon kadar popüler olamamıştır. Bazılarımız için olmazsa olmaz aygıtlardan birisidir televizyon. Olup bitenlerden en kısa sürede haberdar olabildiğimiz, önemli bir bilgi ve tabiki eğlence kaynağımızdır. Amerika’da insanlar gününün ortalama 6 saatini sadece televizyon karşısında geçiriyor. Günümüzde bu kullanım yavaş yavaş internete doğru kaymakta ve insanların televizyona olan bağlılığı her geçen gün azalmaktadır. Televizyon üzerindeki ilk çalışmalar John Logie Baird tarafından başlamış ve 1924 yılında görüntüyü oluşturabilen ilk çalışan örneği somut olarak ortaya koyulmuştur. Fakat bu televizyon tamamen mekanik bir sistemle işlemekteydi. TV’lerin günümüzde kullandığımız tüplü(CRT) televizyon haline gelmesi Philo Taylor Farnsworth’un temelini attığı çalışmalarla sağlanmıştır. Bu nedenle televizyonu icad eden kişi olarak her iki isim de anılmaktadır.

John Logie Baird
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
Televizyon tarihi bundan yaklaşık 80 sene öncesine dayanır. 13 Ağustos 1888’de İskoçya’nın Helensburgh kentinde doğan ve burada büyüyen John Logie Baird, elektrik konusuna çok meraklı bir çocuktu. Evinin arka bahçesinde bulunan petrolle çalışan jeneratörden elde edilen elektrikle bütün evi aydınlatıyordu. Bu ev aynı zamanda şehirde akşamları aydınlatılan tek ev olma özelliğine sahiptir. Elektrik konusundaki merakı gün geçtikçe artan Baird, evinde bir telefon santrali kurarak dışarıdaki arkadaşlarıyla konuşma yapabiliyordu. Oldukça sınırlı kapasiteye sahip olsa da, 12 yaşında böyle bir elektrik hattını kurup, çalışmasını sağlamak herkesin başarabileceği birşey değildi.
Eğitimini Glasgow ve Batı İskoçya Teknik Koleji’nde sürdüren Baird, buradan elektrik mühendisi olarak mezun oldu. Daha sonra Glasgow Üniversitesi’nde master yaparak eğitimini devam ettiren Baird, Birinci Dünya Savaşı esnasında eğitimine ara vermek zorunda kalarak orduda çalışmak için başvurdu. Fakat sağlık sorunları nedeniyle başvurusu kabul edilmedi. Daha sonra Clyde Vadisi’ndeki Elektrik Şirketi’nde iş buldu. Burada bir süre çalışan Baird, yine sağlık problemleri nedeniyle işi bırakmak zorunda kaldı. Daha sonra birkaç ufak işte çalıştıktan sonra 1922’de memleketi Sussex’e geri dönerek tamirciliğe başladı. Burada karmaşadan uzak bir ortamda kendisiyle başbaşa kalarak, hayalini kurduğu görüntü ve sesi elektronik olarak taşıma fikri üzerinde çalışmaya başladı. İlk başlarda basit bir dikiş iğnesi, bisiklet lambası ve bir teneke parçası ile birşeyler yapmaya çalışan Baird, insanlara çok uçuk gelen bu fikir üzerinde gittikçe artan heyecanla çalışmaya devam eder. Elindeki imkansızlıklarla pek birşey başaramayacağını anladığında ise, teknolojik imkanlara daha rahat ulaşabileceği Soho’ya taşınır ve burada bir laboratuvar kurar.

Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
Burada ilk olarak bir çay kutusu üzerine yerleştirdiği ve “Televisor” diye adlandırdığı, dikiş iğnesi, kesilmiş karton ve bisküvi kutusundan oluşan düzeneği çalıştırmayı başarır ve yandaki surat görüntüsünü meydana getirir. 25 Haziran 1925’te tarihin ilk televizyon patentini alan Baird’in başarısı kısa sürede büyük ilgiyle karşılanır ve televisor adını verdiği icadını ilk kez 26 Ocak 1928’de Kraliyet Enstitüsü’ne tanıtır. Görüntüyü elektronik olarak aktarma denemeleri de sonuç verir ve bundan bir yıl sonra ilk görüntü aktarımını gerçekleştirmeyi başarır. Bu sayede 1929’da ilk televizyon istasyonunu hayata geçirir ve o dönem radyo yayını yapan BBC ile anlaşarak televizyon yayınları yapmaya başlar. İlk etapta bölgesel olarak sınırlı bir alanda yayın yapan BBC, 1930 yılında Amerika ve İngiltere’de resmen yayına başlar. Londra’da 20 bin kişiye ulaşan büyüklükte yayın yapan John Logie Baird, kariyerinin zirvesine ulaşmış oldu.
14 Haziran 1946’da hayatını kaybeden John Logie Baird, bilinen ilk televizyonun temellerini atmıştır. Daha sonraları televizyonun elektromanyetik sistemi Philo Taylor Farnsworth tarafından değiştirilerek günümüzde kullanılan tüplü TV’ler haline gelmesinde büyük rol oynamıştır. Ama televizyonun mucitlerinden birisi olarak John Logie Baird daima anılmaya devam edilecektir.
Philo Taylor Farnsworth
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
Philo Taylor Farnsworth 19 Ağustos 1906’da ABD’nin batı eyaletlerinden Utah’da doğdu. Babası Lewis Edwin Farnsworth, eşi Serena Bastian Farnsworth ve oğlunu alarak ABD’nin Idaho eyaletine taşındı. Lewis Edwin Farnsworth burada marabacılık(ortakçılığa dayanan bir tarım işçiliği) yaparak ailesini geçindirmeye başladı. Yeni evlerine taşındıktan sonra evdeki kablolu elektrik sistemi Philo’nun dikkatini çekti ve çamaşır makinasının elle dönen kısmına bir elektrik motoru yerleştirerek çalışmasını sağladı. Zamanla genç Philo’nun elektriğe olan merakı zamanla iyice arttı ve eviyle eyalet dışı arasında ilk telefon görüşmesini gerçekleştirdi. Bilim otoriteleri tarafından da dikkate alınan Farnsworth, ailesine yardım etmek amacıyla Idaho’ya geri döndü. Burada Elma Gardner Farnsworth ile tanışıp, 1926 yılında evlendiler. Daha sonra Philo Farnsworth, televizyon üzerine yapmaya başladığı deneylerini sürdürmek için California’ya taşındı.
Farnsworth burada “Image Dissector” isimli pratik bir kamera gözü üzerinde çalışıyordu. Bu dönemde Baird’in icad ettiği mekanik televizyon, birçok hareketli parça barındırıyordu. Farnsworth tamamen elektronik bir televizyon hayalini gerçekleştirmek üzere sıkı bir çalışma yürüttü ve Farnsworth’un Image Dissector kamera tüpü 1927 yılında ilk görüntüsünü aktarmayı başardı. Fakat televizyon hala aydınlatma için karbon yay lambası kullanılıyor ve mekanik parça barındırıyordu. Farnsworth 1929 yılında buna da bir çözüm buldu ve hiçbir mekanik parça barındırmayan televizyonu icad etti. Philo Taylor Farnsworth bu büyük icadının patentini 1930 yılında aldı.

Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
1936 yılının Kasım ayında Farnsworth İngiltere’ye hareket etti ve John Logie Baird’in şirketiyle bir anlaşma yaptı. Bu sayede BBC televizyon sistemi yenilenerek image dissector kameraya sahip oldular. Bu kamera oldukça gelişmiş bir yapıya kavuşturuldu ve televizyonlara elektron çoğaltıcı eklenerek yüksek kontrasta sahip görüntüler elde edildi. Farnsworth 14 yaşında çalışma prensibini çözdüğü image dissector televizyon kamerasını 21 yaşında çalışır hale getirmiş oldu. Farnsworth’un icad ettiği kamera teknolojisi tüplü CRT(cathode ray tube) ekranlar için esin kaynağı olmuştur. Televizyondaki gerçek hareketli görüntünün sağlanması Farnsworth sayesinde olmuş ve tüplü ekranların yapılabilmesine büyük katkı sağlamıştır. Bu nedenle günümüzde kullanılan televizyonun mucidi Philo Taylor Farnsworth olarak da bilinmektedir.

Philo Taylor Farnsworth’un 26 Ağustos 1930 tarihli televizyon patentini görmek için: sayfa
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
,
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
,
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
tıklayın.

Nasıl Çalışır
Günümüzde bulunan tüplü televizyonların tamamı CRT(Cathode Ray Tube: Katot Işınlı Tüp) olarak adlandırılan bir teknolojiye sahiptir. Bu ekranlarda görüntü oluşturma sistemi yüzbinlerce ampulün bir araya getirilmesi şeklinde tarif edilebilir. Çünkü CRT ekranların yüzeyi yüzbinlerce küçük noktadan oluşmuştur. Bunlara piksel adı verilir. Piksellerin her biri ayrı şekilde aydınlatıldığından ve her biri farklı renk oluşturabildiğinden, piksellerin belirli bir düzende yanması görüntü oluşumunun kaynağıdır.

31.jpg


CRT ekranlar koni şeklindedir. Koninin dar ve sivri ucunda elektron tabancası bulunur. Koninin genişleyen ağzı dikdörtgen şeklini alır ve bu kısım fosfor tabakasıyla kaplıdır. Anot ve katot olarak adlandırılan terimler elektronikte artı(+) ve eksi(-) kutupları ifade eder. Bir pili örnek alacak olursak, artı uç anot, eksi uç katot olur. CRT ekranlarda katot, elektron tabancası içerisinde ısınmış bir filaman(ince tel) şeklinde yer alır.

Tüpün içi vakum bir ortamıdır yani hava bulunmaz. Katot filamanın ısınmasıyla elektronlar vakum içerisinde serbest olarak hareket edebilecek durumdadırlar ve anot ekran yüzeyiyle olan gerilim farkından dolayı elektronlar ekrana doğru bir ışın demeti halinde odaklatılarak fırlatılırlar. Ekran yüzeyindeki fosfor tabakasına çarpan elektronlar parlayarak pikselleri aydınlatır. Oluşturulan bu ışın demeti etrafında bulunan yatay ve dikey saptırma bobinleri vasıtasıyla ekranın her noktası için renk oluşturulur.

Işın demetleri elektron tabancasından üç ana renkte yayılır. Bunlar “RGB Colors” olarak bilinen Kırmızı, Yeşil ve Mavi renkleridir. Bu renklerin karışımı ile doğadaki tüm ara renkler üretilebilir. Bu renklerin %100 oranında karışımı beyaz rengi, hiç ışık yollanmaması yani karanlık da siyah rengi oluşturur. Diğer tüm ara renkler ise, bu ana renklerin değişik oranlarda karışımıyla elde edilir. Işın demeti ekrandaki fosfor tabakasına yollanırken delikli bir gölge maskesinden geçerler. Bu maske, ışının sadece kendi rengine ait olması istenilen yerlere çarpmasını sağlar. Ekrandaki her piksel üç alt piksele ayrılmıştır ve gölge maskesinden süzülerek çok hassas bir ayarlamayla geçen elektron demeti alt pikselleri ayrı ayrı aydınlatır. Sonucunda ana piksel, alt piksellerin birleşimiyle oluşan rengi yansıtır ve televizyon ekranında o renk gözükür. Bu olay çok yüksek hızda olup saniyede binlerce kez yapıldığından, alınan TV sinyali ekranda gerçek zamanlı olarak görüntü oluşumunu mümkün kılar.
 
Geri
Üst