29.04.2020 Tarihte Bugün- 29 Nisan;

29 Eki 2019
83
40
18
29.04.2020 Tarihte Bugün- 29 Nisan;
1903Alberta, Kanada'da meydana gelen toprak kaymasında 70 kişi öldü.
1916Kut'ül Ammare Kuşatmasında Halil Kut Paşa komutasındaki 6. Ordu Irak cephesinde Kut'ül Ammare kasabasında İngiliz Mezopotamya ordusunu teslim aldı.
1939Türk güreşçileri Yaşar Doğu ve Mustafa Çakmak 66 ve 87 kilolarda Avrupa ikincisi oldu.
1945İtalya'daki Alman birlikleri teslim oldu.
1945Sovyet tankları Berlin'e girdi. Sovyet askerleri şansölyelik binasının kapılarını zorlarken, Nazi lideri Adolf Hitler, tabancayla intihar etti.
1945Adolf Hitler, Eva Braun ile Berlin'de evlendi ve Amiral Karl Dönitz'i veliahtı tayin etti.
1945Dachau Toplama Kampında tutulanlar, ABD Kara Kuvvetleri'ne bağlı 42. Piyade Tümeni ve diğer 7. Ordu birlikleri tarafından kurtarıldı.
1949Sabahattin Ali'yi öldüren Ali Ertegin'in yargılanmasına başlandı.
1951Doğu Türkistan Direnişinin Sembol ismi Çinliler Tarafından kolları ve kulakları kesildikten sonra kurşuna dizilerek şehit edildi. (Allah Rahmet Eylesin Mekanı cennet olsun.)
1951Helsinki'de düzenlenen Dünya Serbest Güreş Şampiyonası'nı Türk Milli Takımı kazandı.
1955Güney Vietnam'da iç savaş başladı.
1959CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, Ege illerini kapsayan yurt gezisine çıktı. Ankara garında ve Eskişehir tren istasyonunda halkın muhalefet lideriyle görüşmesi ve gösteri yapması polis tarafından engellendi.
1960Ankara ve İstanbul'da üniversiteler 1 ay süreyle kapatıldı. İstanbul Üniversitesi’nde gösterilere polisin silahlı müdahalesinde önceki gün bir öğrenci ölmüş, ayrıca sıkıyönetim ilan edilmişti.
1968Hair Müzikali Broadway'de perdelerini açtı.
1971Çetin Altan ve İlhan Selçuk 9 Mart 1971 darbe teşebbüsü ile ilgili olarak sorgulanmak üzere gözaltına alındılar.
1972Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay hükümeti kurma görevini eski başbakanlardan Suat Hayri Ürgüplü'ye verdi.
1979Süleyman Demirel, Türkiye Muhtarlar Federasyonu'nun 5. Genel Kurulu'nda "Türkiye Muhtarbaşı" seçildi.
19801 Mayıs'ın yasaklandığı il sayısı 30'a yükseldi.
1981Ankara Sıkıyönetim Askeri Savcılığı, MHP Genel Başkanı Alparslan Türkeş ve 219 sanık hakkında idam istemiyle dava açtı.
1983Resmi Gazete'de yayımlanan İçişleri Bakanlığı tebligatına göre, 12 Eylül askeri darbesinden sonra 242'si 10 yıl, 481'i 5 yıl olmak üzere toplam 723 kişi siyaset yasağı kapsamına alındı.
1991Bengaldeş'te meydana gelen kasırga en az 138.000 kişinin ölümüne ve 10 milyon kişinin evsiz kalmasına neden oldu.
1992Los Angeles'da çıkan halk ayaklanmasında üç gün içinde 54 kişi öldü ve yüzlerce bina tahrip edildi.
2004Oldsmobile son otomobilini üretti. Şirket tam 107 yıldır otomobil üretimi yapıyordu.
2005Suriye, 29 yıl süren işgalin ardından Lübnan'dan tamamen çekildi.
2007İstanbul'da, Çağlayan Mitingi düzenlendi.
2011Büyük Britanya'da Galler Prensi William, Kate Middleton ile evlendi.

Tarihte Bugün Doğanlar (29 Nisan);
1943İlker Başbuğ, Türkiye Eski Genel Kurmay Başkanı
1854Henri Poincaré, Fransız matematikçi (ö. 1912)
1899Duke Ellington, Caz müzisyeni (ö. 1974)
1901Hirohito, Japon imparator (ö. 1989)
1954Jerry Seinfeld, ABD'li komedyen
1958Michelle Pfeiffer, ABD'li sinema oyuncusu
1969İzel Çeliköz, Türk Pop Müziği yorumcusu
1970Uma Thurman, ABD'li sinema oyuncusu
1976Taner Gülleri, Türk futbolcu
1983Semih Şentürk, Türk futbolcu

Tarihte Bugün Ölenler (29 Nisan);
1771Francesco Bartolomeo Rastrelli, İtalyan kökenli Rus mimar (d. 1700)
1924Ernest Fox Nichols, ABD'li eğitimci ve fizikçi (d. 1869)
1945Matthias Kleinheisterkamp, Alman SS subayı (d. 1893)
1947Irving Fisher, ABD'li ekonomist (d. 1867)
1951Ludwig Wittgenstein, Avusturya kökenli İngiliz filozof (d. 1889)
1951Osman Batur, Doğu Türkistan Kahramanı (Lideri)
1956Wilhelm Ritter von Leeb, Alman mareşal.(d. 1876)
1979Muhsin Ertuğrul yönetmen, oyuncu, yapımcı (d. 1892)
1980Alfred Hitchcock, İngiliz sinema yönetmeni (d. 1899)
2006John Kenneth Galbraith, Kanada kökenli ABD'li ekonomist (d. 1908)
2008Albert Hofmann, LSD'yi sentezleyen ilk kişi olarak tanınan İsviçreli bilim adamı (d. 1906)
2009Sedat Balkanlı, futbolcu (d. 1965)

EWtqn-oX0AcZD1y.jpgOsmanlı Devleti'nin İngilizlere karşı en büyük zaferlerinden Kut'ül Amare... Zor şartlarda ordunun neler başarabileceğinin tarihteki önemli örnekleri arasında yer alıyor.
Türk tarihinin en büyük zaferlerinden biri 29 Nisan 1916'da elde edildi. Türk ordusu, 1. Dünya Savaşı içerisindeki ikinci zaferini İngilizlere karşı kazandı.
İngiliz ordusu, neredeyse 300 yıl aradan sonra en ağır mağlubiyetini aldı. On binin üzerindeki İngiliz askeri esir alındı, yaklaşık 30 biniyse hayatını kaybetti.
Amaçları "kara altın"a sahip olmaktı
Yıl 1916, aylardan Nisan. Yer, kızgın çöllerin göbeğinde; Fırat ve Dicle nehirleri arasındaki Irak’ın Kut şehri…
1. Dünya Savaşı, tüm acımasızlığıyla devam ediyor; Çanakkale cephesinde dişe diş göze göz bir mücadele yaşanıyordu.
İngilizler diğer yandan Basra Körfezi üzerinden Bağdat'ı ele geçirmek için harekete geçti. Amaç "kara altın"a sahip olmaktı. İngilizlerin stratejik ve ekonomik önemdeki petrole sahip olması için önce Bağdat'ı ele geçirmesi gerekiyordu. Bağdat ise, Osmanlı'nın kontrolündeydi. Bağdat'a giden yoldaki en önemli noktaysa Kut şehriydi.
Hesaba göre Kut ele geçirilecek ve Bağdat'a ulaşılacaktı. Ancak öyle olmadı, yanlış hesap bu kez Bağdat'tan değil Kut'tan döndü.
Irak’ın kontrolü az sayıda askere bırakılmıştı
İngilizler, 3 Kasım 1914’te Basra Körfezi’ne çıkarma yaptı ve Abadan’a konuşlandı. İki gün sonra da Basra’nın güneyinde yer alan, stratejik öneme sahip Fav Yarımadası’nı ele geçirdi.
Osmanlı İmparatorluğu, bölgedeki askeri birliklerini Çanakkale, Sarıkamış ve Filistin cephelerine kaydırmıştı.
Irak’ın tamamının kontrolü 38'inci Tümen’e bağlı az sayıda askere bırakılmıştı; bu yüzden İngilizlerin Basra’ya ulaşması zor olmadı.
kutu%CC%88l-amare.jpg

1915 yılının Eylül ayı sonları…
İngiliz General Townshend Dicle Nehri boyunca yeniden harekete geçti. Osmanlı kuvvetleri Nureddin Bey’in kumandasındaydı.
Hedefleri Bağdat’ı almak olan İngilizler yol üzerindeki Kut'ül Amare’yi işgal ettiklerinde takvimler 1915'in sonbaharını işaret ediyordu.
Çok sayıda kayıp veren İngilizler Kut'ül Amare’ye çekildi
22 Kasım 1915’te Townshend, Bağdat’a 30 kilometre uzaklıktaki Selmanıpak bölgesinde taarruza başladı. Türk ordusunun başına da Alman Mareşali Goltz Paşa getirildi. Selmanıpak’ta çok sayıda kayıp veren İngilizler Kut'ül Amare’ye çekildi. Osmanlı kuvvetleri kaleyi kuşatma altına aldı. Bu sırada Türk ordusu Halil Paşa’ya emanet edildi.
Türk ordusu muhasara altına aldığı kalenin etrafına sağlam mevziler kazdı. Nehirden gelmesi muhtemel düşman birlikleri için engeller konuldu. General Townshend’in umudu tükenmek üzereydi.
160b635f-d001-4f21-98b3-0e3d7e2b150d.jpg

Açlık ve hastalık kol geziyordu… İngiliz general teslimiyeti kabul edecekti; ama şartları vardı…
Esir düşmek istemediği için teslim olması karşılığında serbest bırakılmayı talep ediyor; bunun karşılığında ise Halil Paşa’nın şahsına bir milyon sterlinlik çek sunuyordu. Ayrıca askerlerin bütün silahlarını da Osmanlı ordusuna verecekti.
Halil Paşa’nın rüşvet teklifine tepkisi sert oldu. Daha sonra hatıralarında bu teklifi "olsa olsa bir şaka" diye niteleyecekti.
Mektubu Arabistanlı Lawrence ulaştırdı
İngilizler ilk teklifleri reddedilince ikinci bir teklif daha sundu. Teklifin yazılı olduğu mektubu Halil Paşa’ya ulaştıran isimlerden biri tanıdıktı.
Arapları Osmanlı’ya karşı ayaklanmaya kışkırtan ünlü İngiliz casusu Thomas Lawrance ya da bilinen adıyla Arabistanlı Lawrence... General bu kez 2 milyon sterlin teklif ediyordu. Bu teklif Halil Paşa’nın gözünde yok hükmündeydi.
289dec27-ec03-4ba5-be4e-4a56f9a06a65.jpg

Townshend 26 Nisan’da teslim oldu
Açlık ve hastalığın yanı sıra İngiliz ordusunun cephanesi de git gide tükeniyordu. Hint tümeni, dini gerekçelerle at eti yemeyi reddedince açlık dayanılmaz hale geldi. Sonunda Townshend, elinde kalan silah ve mühimmatı imha ederek 29 Nisan 1916 günü teslim oldu.
Britanya tarihine kazınmış en ağır yenilgilerden biri olarak geçen Kut'ül Amare mağlubiyeti İngilizler için büyük bir hayal kırıklığı oldu. Öyle ki ciddi bir prestij kaybı olan bu yenilgiyi unutmak ve unutturmak istediler.
Bu zafer, sadece İngiliz değil, Türk tarihinde de silinmeye çalışıldı. Ancak üzerinden yüz yılı aşkın süre geçen Kut'ül Amare Zaferi artık yeniden hatırlanıyor.
Kaynak: TRT Haber

122557.jpgDoğu Türkistan Direnişinin Sembolü Şehid Osman Batur
29 Nisan 1951'de Çin zulmüne karşı başkaldırının sembolü Osman Batur Urumçi'de halkın önünde kulakları ve kolları kesildikten sonra kurşuna şehit edilmişti.
Asıl adı Osman İslamoğlu idi. Batur, O'na mücadelesine nispetle verilmiş bir unvan, bir sıfattır. "Kahraman ve cesur" anlamındadır. O, bu ünvan ve sıfatla özdeşleşmiş, böylece anılmaya hak kazanmıştır.
Osman Batur, Doğu Türkistan'ın yetiştirdiği en büyük mücahittir. 20. Yüzyılda, Çin'e karşı en büyük mücadeleyi vermiş bir efsane... Adı bugün bile Pekin yönetimini titretmeye yeten tarihi bir şahsiyettir Osman Batur.
Osman Batur'un güçlü ve heybetli bir yapısı vardı. 1.85 boyunda, kısa-kalın boynu ve yarı kapalı-kısık gözleri vardı. Kırışık kaş arası, yüzüne şahsiyetini yansıtıyordu. Çok az konuşurdu ve her konuda kendine güveni tamdı. 40 yaşına kadar hayvancılık ile uğraşmıştır.
Bu büyük mücahid, ilk dini bilgilerini, âlim olan dedesinden alır ve hayatını takva ile geçirir. Cengâverliği, kendisinden önce Çinliler ile savaşmış büyük mücahid Böke Batur'un yanında öğrendiği rivayet edilir. Böke Batur'un şu sözü, Osman Batur'a ve mücahitlere ümit aşılamıştır: "Bir gün, biz kâfirleri yine çöllerin öbür tarafına atacağız. Sayıları Taklamakan Çölü'ndeki kum taneleri kadar olsa bile!"
Osman Batur dillere destan bir yiğitlikle anıla gelmiştir. Hatta bir rivayete göre, Allah'ın yardımıyla, basit bir kementle uçak düşürmüş gözü kara bir kahramandır.
ZALİM ÇİN'E BAŞKALDIRIŞI
1940 yılında, Çin zulmü dayanılmaz boyutlara ulaşmıştı. O vakitlerde, şimdilerde olduğu gibi Türkistan genelinde halk, zulme ve kırıma uğruyordu. Halkın önderleri, âlimleri katlediliyor; mülkleri gasp ediliyor; camileri yakılıp yıkılıyordu.
Köktogay bölgesinde, işgalci Çinli kaymakamın camiye çizmeleri ile girmesi üzerine halk, kaymakamı ve onlarca Çinli askeri öldürdü. Camilere tecavüz eden, Kur'an-ı Kerim'i yakan Çinlileri protesto eden ve zalimlere karşı boyun eğmeyen Doğu Türkistanlılar, "isyancı" oldukları bahanesiyle tutuklandılar.
İş o raddeye geldi ki, resmî makamlar, Türklerin ellerindeki silâhları toplamaya başladılar. Osman Batur'un babası ve ailesinden bazı kişiler, silâhlarını Çin askerlerine teslim ettiler. Osman Batur, silahını teslim etmeyi reddederek: "Bu gün silâhımızı alanlar, yarın canımızı da alırlar. Ben silâhımı Çinlilere vermem. İstiyorlarsa ve güçleri yetiyorsa, gelip alsınlar!" dedi ve tek başına dağa çıktı.
Osman Batur, zalimlere karşı mücadelen başka kurtuluş yolu olmadığına inanıyordu. Başlattığı mücadele, aynı gün destek gördü. Arkasından ilk gidenler, arkadaşı Süleyman ve büyük oğlu Şerdiman oldu.
Silâhını Çinlilere teslim eden babası İslâm Bey, oğlu için hayır dualarını ve başarı dileklerini dile getirip oğlunu koruması için Allah-u Zülcelal'e dua ederken; Anası Ayça Hatun, "Ben oğlumu bugünler için doğurdum. Bizim canımız, bizden önce hayatını, bu dava uğruna feda edenlerin canından daha kıymetli değildir. Bizden sonrakilerin yaşaması için bizler de canımızı vermeye hazırız" diyerek, yaptığı konuşmalar ile hem oğluna destek oluyor hem de Müslümanları cihada davet ediyordu.
osman-batur-idama-giderken.jpg
Kısa zaman içerisinde, etrafında gözü pek insanlardan bir mücahit ordusu oluştu. Zelebay Telci, Nurgocay Batur, Kâseyin Batır, Canım Han Hacı, Süleyman Batır, Musa Mergen Aktepe, Sulibay, Ökürbay, Nogaybay, Ahid Hacı, Halil Teyci, Karakul Zalin... Bunlar mücahitlerden birkaçıdır. O artık, kendisine tabii olanların imamı, Osman Batur'u idi.
1911 yılında, Çinlilere ve Ruslara karşı mücadeleye başlayan Osman Batur, bütün Altay topraklarının ve Doğu Türkistan'ın Çinlilerden ve Ruslardan kurtarılmasını amaç edinmişti. II. Dünya Savaşı yıllarında, Doğu Türkistan topraklarındaki Türkler'e yönelik baskıların kuvvetlenmesi ile birlikte, tepki hareketleri de kuvvet kazanmış ve Osman Batur'un yükselmesine zemin hazırlamıştı.
MÜCADELESİNDE BAŞARISI
Altayları Çinlilerden temizlemeye başlayan Osman Batur, 1943 yılında hedefine ulaşmış gözüküyordu. 22 Temmuz 1943'te Bulgun'da yapılan törenle Osman Batur Altay Kazakları'nın Han'ı ilân edildi. 1945'e gelindiğinde, Doğu Türkistan'da birkaç şehir haricinde, kontrol Doğu Türkistan Müslümanlarının eline geçmişti.
Çinliler, yönetimleri altında bulunan meskûn bölgelerin birer birer elden çıkmakta olduğunu anlayınca, büyük bir ordu oluşturdular. Osman Batur ve beraberindeki mücahitler, sayıca kendilerinden 10 kat fazla ve modern silâhlarla donanmış düzenli orduya karşı savaşa devam ettiler.
1949 yılında, Osman Batur daracık bir dağ bölgesine sıkışmıştı. Başlangıçta 30 bin savaşçı olan kuvveti 1950'de kadın ve çocuklar dâhil 3-4 bine inmişti. Son sığındığı yer, Gez Kurt bölgesiydi. Karakışta hayvanlar dağlarda barınamıyor, eteklere inmeye mecbur oluyorlardı.
1951 Şubat'ında, komünistler yine bir baskın hücumu yaptılar. Kazakların büyük bir kısmı yine baskından kurtuldu. Osman Batur'un kızı Azpay'la birlikte, birçok kadın-kız komünistlerin eline geçti. Osman Batur onları kurtarmak için bir geçitte 200 kişilik bir düşman birliğine tek başına hücuma geçti. Çok sayıda düşmanı öldürdü. Ancak cephanesi bittikten sonra, Kamambal Dağı'nda yakalandı.
Tung-Huang şehrine götürüldü. Ellerinden ve ayaklarından zincirlerle bağlanarak zindana atıldı. Her gün kesintisiz işkence görüyor, kendisine yardımcı olan Türkleri ele vermesi için sıkıştırılıyordu. Çeşitli işkencelerden sonra, bir atın üzerine bindirilip "Türkistan'ı, Çinlilerden kurtaracağım diyen adamın hâline bakın" diyerek, sokak sokak dolaştırdılar. Bu hâlde bile, son sözleri, bağımsızlık için mücadele edenlerin yolunu aydınlatacak bir meşale idi...
Osman Batur, her sokakta "Ben ölebilirim ama dünya durdukça benim milletim mücadeleye devam edecek" diye haykırıyordu.
SUÇU: DEVRİM DÜŞMANLIĞI...
Çinliler, işe yarayacak bilgi alamayacaklarını anlayınca Osman Batur'u göstermelik bir mahkemeye sevk ettiler. Mahkeme, önceden verilmiş kararı, 19 Nisan 1951 tarihinde açıkladı: "Devrim düşmanlığı suçundan idam..."
29 Nisan 1951 tarihinde, önce kulaklarını, sonra kollarını keserek, Urumçi'de kurşunlanmak suretiyle şehit edildi.
Doğu Türkistanlı yazar Abdurrahman Hacımelek, Osman Batur'un hayatını anlattığı bir makalesinde, yakalandıktan sonra şehid edilişini şu şekilde anlatıyor:
"29 Nisan'da şahadete gidecekti büyük kahraman. O sabah, tabiat olayları normal seyrinin dışında idi, Urumçi'de hava kapkara idi. Çünkü baturlarının idamını protesto eden halk, ormanları yakmıştı. Çinli muhafızların gözlerinde, kendilerine doğru tüm heybeti ile yürüyen Osman Batur'a karşı korku beliriyordu, zorla meydana getirilen halk arasından tekbir sesleri geliyordu.
Çinliler nişan almış bekliyorlardı. Osman Batur, "Allahu Ekber" dedi ve ardından kurşun sesleri geldi. Sanki namaz kılıyordu; önce dizüstü düştü, sonra alnı secdeye vardı. Bir rütbe daha kazanmıştı: "Şehidlik..."
Oğulları Şerdiman ve Nebi ise cihada devam ediyordu. Büyük kahramanın oğulları da kendisi gibi destan yazmaktaydı. Çivili sopalar ve tüfekler ile uçaklara, tanklara meydan okuyorlardı. 1953 yılına kadar direnen oğulları, işgalci Çinliler ile yaptıkları anlaşma sonucu direnmeye son verdiler. Çin Komünist Partisi, tarihte bir ilki yapıyordu, yenildiğini kabul ediyor, anlaşmaya oturuyordu. Anlaşma şartlarından biri de Şehid Osman Batur'un naaşının teslimi idi. Nihayet naaş alınır, Köktogay bölgesindeki Kürti Ağulu'na defnedilir. Buraya yapılan türbe, sonraları, Çin uçakları tarafından çok kez bombalanacaktı.
osman-batur3.jpg

Büyük kahraman tekbirler ile şahadet şerbetini içmişti. Lakin kendisinden sekiz sene sonra, yine büyük çapta bir isyan başlatıp sonraları yakalanacak olan Fetheddin Mahsum, işkence sırasında sürekli "Allahu Ekber", "Yaşasın Şarki Türkistan" dediğinden, idam edilmeden önce dili iğneyle dikilerek sehpaya getirilecekti. "Ne ağır bir imtihandır, başındaki, Türkistan!"
Burada her şey destanlıktır. Mücahitleri, gölleri, dağları... Bu cennetin çocukları ağlıyor şimdi. Kadınları, yaşlıları ile 35 milyon, şehid intikamının alınması için bekliyor, yeni Osman Baturları, Emir Yakubları, Fetheddinleri...
Osman Batur'un şahadetinden sonra da zalim Çinlilerin işkence ve zulümleri devam etmiştir.
Osman Batur'un tek erkek kardeşi Delihan İslâmoğlu, istiklâl için giriştiği savaşta esir alınarak şehid edildi.
Osman Batur'un ikinci hanımı, üç oğlu ve beş kızı da esir alındı. 18 yaşındaki kızı Kabiyra ile 14 yaşındaki oğlu Baybolla, anneleri Mamey'in gözleri önünde doğranarak şehid edildi. 11 yaşındaki oğlu Kariy ve 9 yaşındaki kızı Sapiyan, 20 metre derinliğindeki kuyuya diri diri atıldı. Evlâtlarına yapılan bu zulme, işkenceye ve katliama dayanamayan Mamey Hatun, aklını kaybetti ve olay yerinin yakınındaki nehrin azgın sularına kendini attı. Osman Batur'un; Şerdiman, Nimetullah ve Nebî isimli oğulları, babalarının şehit edilmesinden sonra da bağımsızlık savaşını devam ettirdiler.
Şimdi ise Doğu Türkistan Halkı, hala Çin zulmü altında akıl almaz işkencelere maruz kalmaktadır. Fakat ikiyüzlü dünya, işkence gören, katliama uğrayan, zulüm altında inleyen Müslüman olunca görmezden gelmekte, ağlaşan mazlumları duymamak için sağır, görmemek için de kör taklidi yapmayı uygun görmektedir.
 
Moderatör tarafında düzenlendi:
Üst