30.09.2020 Tarihte Bugün- 30 Eylül;

Akif Er

Aktif Üye
Yönetici
Vip Üye
8 Kas 2019
311
79
28
30.09.2020 Tarihte Bugün- 30 Eylül;
1517Oruç Reis, Cezayir zaferini elde etti.
1520Kanuni Sultan Süleyman tahta çıktı.
1888Karındeşen Jack üçüncü kurbanı olan Elizabeth Stride'ı ve dördüncü kurbanı olan Catherine Eddowes'u öldürerek aynı gün iki kişiyi öldürmüş oldu.
1930Sivil tayyareci Vecihi Bey kendi yaptığı tayyare ile Göztepe'den Yeşilköy'e uçtu.
1949Mao Zedung, Çin Halk Cumhuriyeti başkanı seçildi.
1960Devlet Planlama Teşkilatı kuruldu.
1961Suriye, Birleşik Arap Cumhuriyeti'nden ayrılarak bağımsızlığını ilan etti.
1978Başbakan Bülent Ecevit ilk Köy-Kent uygulamasını Bolu'nun Mudurnu ilçesine bağlı Taşkesti köyü'nde başlattı.
1991İstanbul Metrosu'nun ön tünel inşaatı başladı. Açılışı Sosyal Demokrat Halkçı Parti Genel Başkanı Erdal İnönü yaptı.
2005Karikatür Krizi başladı.

Tarihte Bugün Doğanlar (30 Eylül);
1207Mevlânâ Celaleddin-i Rumi, Fars şair (ö. 1273)
1924Truman Capote, ABD'li yazar (ö. 1984)
1936Sevgi Soysal, Türk yazar (ö. 1976)
1936Engin Ünal, Türk milli yüzücü
1962Frank Rijkaard, Hollandalı teknik direktör ve eski futbolcu.
1964Monica Belluci, İtalyan oyuncu ve eski model
1974Daniel Wu, Çin asıllı Amerikalı yönetmen,yapımcı ve aktör
1975Marion Cotillard, Fransız Aktris
1978Malgorzata Glinka, Polonyalı voleybolcu
1979Primož Kozmus, Slovenyalı atlet
1980Martina Hingis, İsviçreli bayan tenis oyuncusu
1985Olcan Adın, Türk futbolcu
1985T-Pain, ABD'li hip hop, R&B şarkıcısı, prodüktör

Tarihte Bugün Ölenler (30 Eylül);
1579Sokollu Mehmet Paşa, Osmanlı devlet adamı (d. 1505)
1676Sabetay Sevi, Musevi din adamı (d. 1626)
1913Rudolf Diesel, Alman mucit (d. 1858)
1942Hans-Joachim Marseille, II. Dünya Savaşı'nda Alman avcı pilotu (d. 1919)
1943Franz Oppenheimer, Alman sosyolog ve politik ekonomist (d. 1864)
1955James Dean, ABD'li oyuncu (d. 1931)
1985Charles Francis Richter, ABD'li deprembilimci (d. 1900)
1985Simone Signoret, Fransız oyuncu
1990Patrick White, Nobel ödülü sahibi Avustralyalı yazar (d. 1912)
1999Avni Akyol, Türk siyasetçi (d. 1931)
1601463570099.png
Muhammed Celâleddîn-i Rumi (
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
: جلال‌الدین محمد بلخى), veya kısaca bilinen adıyla Mevlânâ (
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
: مولانا, "efendimiz", 30 Eylül 1207 - 17 Aralık 1273), 13. yüzyılda yaşamış Fars
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
Sünni
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
Müslüman şair, fâkih, âlim, ilahiyatçı ve Sufi mutasavvıf.
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
Kendisinin etkisi yalnızca bir ulusla veya etnik kimlikle sınırlı kalmayarak pek çok farklı millete ulaştı; manevi mirası
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
,
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
,
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
,
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
,
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
,
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
Müslümanlar ve
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
Müslümanlar tarafından benimsenerek yedi yüzyılı aşkın bir süredir takdirle karşılandı.
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
Şiirleri dünya çapında onlarca dile birçok kez çevrildi ve zaman zaman çeşitli farklı biçimlere dönüştürüldü. Kıtaları aşan etkisi sayesinde günümüzde ABD'de "en çok tanınan ve en çok satan şair" hâline geldi.
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.


Mevlânâ eserlerini çoğunlukla Farsça kaleme aldı ancak bunun yanı sıra nadiren Türkçe, Arapça ve Rumca kullanmayı da tercih etti.
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
Konya'da yazdığı
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
, Fars diliyle yazılmış en büyük şiirlerden biri olarak kabul gördü.
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
Eserleri yazıldığı orijinal hâliyle günümüzde hâlen
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
'da ve Farsça konuşulan yerlerde okunmaktadır.
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
Eserlerinin çevirileri ise özellikle Türkiye, Azerbaycan, ABD ve Güney Asya'da yaygın bir şekilde okunmaktadır.
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.


Kimliği
Mevlânâ 30 Eylül 1207 tarihinde
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
'ın
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
bölgesinde,
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
sınırları içinde kalan
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
kasabasında doğmuştur. Annesi, Belh Emiri Rükneddin'in kızı Mümine Hatun; babaannesi,
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
hanedanından
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
, Melîke-i Cihan Emetullah Sultan'dır.
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.


Babası, "alimlerin sultânı" unvanı ile tanınmış, Muhammed Bahâeddin Veled; büyükbabası, Ahmed Hatîbî oğlu Hüseyin Hatîbî'dir. Babasına Sultânü'l-Ulemâ unvanının verilmesini kaynaklar Türk gelenekleri ile açıklamaktadır.
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
Etnik kökeni tartışmalı olup;
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
,
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
veya
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
olduğu yönünde görüşler mevcuttur.

Mevlânâ, dönemin
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
kültür merkezlerinden Belh kentinde hocalık yapan ve Sultan-ül Ulema (
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
Sultânı) lakabıyla anılan
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
'in oğludur. Mevlânâ, babası Bahaeddin Veled'in ölümünden bir yıl sonra, 1232 yılında
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
'ya gelen
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
'in mânevi terbiyesi altına girmiş ve dokuz yıl ona hizmet etmiştir. 1273 yılında vefat etmiştir.

Mevlânâ, yazdığı
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
adlı eserinde kendi adını Muhammed bin Muhammed bin Hüseyin el-Belhî şeklinde vermiştir.
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
Burada yer alan Muhammed isimleri baba ve dedesinin ismi, Belhî ise doğduğu şehir olan Belh'e nispettir.
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
Lakabı Celâleddin’dir. “Efendimiz” anlamındaki “
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
” unvanı onu yüceltmek maksadıyla söylenmiştir.
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
Bir diğer lakabı olan Hudâvendigâr ise Mevlânâ'ya babası tarafından takılmıştır ve "sultan" manasına gelmektedir.
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
Mevlânâ, doğduğu kente nispetle Belhî şeklinde anıldığı gibi hayatını sürdürdüğü Anadolu'ya nispetle kendisine Rûmî de denmektedir.
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
Ayrıca
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
nedeniyle Molla Hünkâr ve Mollâ-yı Rûm olarak da anılmaktaydı.
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.


İnanç ve öğretileri​

Ana maddeler:
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
ve
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.

Diğer bütün sufiler gibi Celâleddîn-i Rûmî'nin temel öğretisi
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
düşüncesi etrafında örgülenir. Celalettin Rumi'nin, rabbine olan bağı ele alınarak Rab'bine duyduğu aşk ile ön plana çıkmıştır.[
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
]

Yaşamı​

Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.

Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
,
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.

Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
hükümdarları Bahaeddin Veled'in halk üzerindeki etkisinden her zaman tedirgindi. Çünkü o, insanlara son derece iyi davranır, ayrıca onlara her zaman anlayabilecekleri yorumlar getirir, derslerinde kesinlikle
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
tartışmalarına girmezdi. Söylenceye göre, Bahaeddin Veled ile Harezmşahlar hükümdarı
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
(ya da Tekiş) arasında geçen bir olaydan sonra Bahaeddin Veled ülkesini terk eder; Bahaeddin Veled bir gün dersinde, felsefeye ve felsefecilere şiddetle çatmış, onları İslâm dininde var olmayan
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
uğraşmakla suçlamıştı. Ünlü felsefeci
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
buna çok kızdı ve onu Muhammed Tökiş'e şikayet etti. Hükümdar, Razî'yi çok sayar ona özel olarak itibar ederdi. Razi'nin uyarıları ve halkın Bahaeddin Veled'e gösterdiği ilgi ve saygı bir araya gelince, kendi yerinden kuşkuya düşen Tökiş, Sultanü'l Ulemaya şehrin anahtarlarını göndererek şöyle dedirtti: Şeyhimiz eğer Belh ülkesini kabul ederse bugünden itibaren padişahlık, topraklar ve askerler onun olsun bana da başka bir ülkeye gitmem için müsaade etsin. Ben de oraya gidip yerleşeyim, çünkü bir ülkede iki padişahın bulunması doğru değildir. Allah'a hamdolsun ki ona iki türlü saltanat verilmiştir. Birincisi dünya ikincisi ahiret saltanatıdır. Eğer bu dünya saltanatını bize verip ondan vazgeçselerdi, bu çok geniş bir yardım ve büyük lütuf olacaktı.Bahaeddin Veled de "İslam sultanına selam söyle bu dünyanın fani ülkeleri, askerleri, hazineleri, taht ve talihleri padişahlara yaraşır biz dervişiz bize ülke ve saltanat uygun düşmez" dedi ve ayrılmaya karar verdi. Sultan çok pişman olsa da Bahaeddin Veled'i kimse ikna edemedi (1212 ya da 1213).
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.


  • Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
    kentinde ünlü şeyh
    Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
    onları karşıladı. Aralarında küçük Celâleddîn'in de dinlediği konuşmalar geçti.
    Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
    ,
    Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
    (Sırlar Kitabı) adlı ünlü kitabını Celâleddîn'e hediye etti ve yanlarından ayrılırken küçük Celaleddin'i kastederek, yanındakilere "bir deniz bir ırmağın ardına düşmüş gidiyor" dedi. Bahaeddin Veled'e de, "umarım yakın bir gelecekte oğlunuz alem halkının gönlüne ateş verecek ve onları yakacaktır" diye bir açıklama yaptı (Mevlânâ Esrarname 'yi her zaman yanında taşımış,
    Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
    '
    sinde
    Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
    'dan ve onun kıssalarından sık sık söz etmiştir).
Kafile,
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
'ta üç gün kaldı; sonra
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
için
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
'a yöneldi. Hac dönüşü,
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
'dan Anadolu'ya geçti ve
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
,
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
,
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
'de (günümüzde
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
) konakladı. Bu konaklama, yedi yıl sürdü. On sekiz yaşına gelmiş olan Celalettin, Semerkandlı Lala Şerafettin'in kızı Gevher Hatun ile evlendi. Oğulları Mehmet Bahaeddin (
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
) ile Alaeddin Mehmet, Larende'de doğdular.
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
sultanı
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
, sonunda Bahaeddin Veled'i ve Celâleddîn'i
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
'ya yerleşmeye razı etti. Onları yollarda karşıladı.
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
'nde konuk etti. Başta hükümdar olmak üzere saray adamları, ordu ileri gelenleri, medreseliler ve halk, Bahaeddin Veled'e büyük bir saygıyla bağlandı ve müridi oldu. Bahaeddin Veled 1231'de Konya'da öldü ve Selçuklu Sarayı'nda gül bahçesi denilen yere defnedildi. Hükümdar yas tutarak bir hafta tahtına oturmadı. Kırk gün, imarethanelerde onun için yemek dağıtıldı.

Babasının ölümünden sonraki dönemi​

Babasının vasiyeti, Selçuklu sultanının buyruğu ve Bahaeddin Veled'in müritlerinin ısrarlarıyla Celâleddîn babasının yerine geçti. Bir yıl süreyle ders, vaaz ve
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
verdi. Sonra, babasının öğrencilerinden
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
Burhaneddin Muhakkik
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
ile buluştu. Celaleddin'in oğlu
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
'in
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
(Başlangıç Kitabı) adlı kitabında anlattığına göre Burhaneddin, Konya'daki bu buluşmada genç Celâleddîn'i o çağda geçerli İslam ilim dallarında sınava soktu; gösterdiği başarıdan sonra "bilgide eşin yok; gerçekten seçkin bir ersin. Ne var ki, baban hal ehli idi; sen kal (söz) ehlisin. Kal'i bırak, onun gibi hal sahibi ol. Buna çalış, ancak o zaman onun gerçek varisi olursun, ancak o zaman Güneş gibi alemi aydınlatabilirsin" dedi. Bu uyarıdan sonra, Celâleddîn 9 yıl boyunca Burhaneddin'e müritlik etti,
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
denen
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
eğitiminden geçti.
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
ve Şam medreselerinde öğrenimini tamamladı, dönüşte Konya'da hocası Tebrizi'nin gözetiminde art arda üç kez çile çıkarttı, riyazete (her tür perhiz) başladı.

Hocası Celalettin'in arzusunun hilafına Konyayı terkederek Kayseri'ye gitti ve 1241'de orada öldü. Celâleddîn, hocasını unutamadı. O'nun kitaplarını ve ders notlarını topladı. Ne varsa içindedir anlamına gelen Fihi-Ma Fihadlı yapıtında sık sık hocasından alıntılar yaptı. Beş yıl boyunca medresede
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
ve din bilimi okuttu, vaaz ve irşatlarını sürdürdü.

Şems-i Tebrizi'ye bağlanma​

Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.

Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
.
1244'te Konya'nın ünlü
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
'na (Şeker Furuşan) baştan ayağa karalar giymiş bir gezgin indi. Adı
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
(Tebrizli Şems) idi. Yaygın inanca göre
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
adlı
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
bir
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
müridi idi. Gezici bir tüccar olduğunu söylüyordu. Sonradan
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
’nin "
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
" (Sözler) adlı kitabında da anlattığına göre, bir aradığı vardı. Aradığını Konya'da bulacaktı, gönlü böyle diyordu. Yolculuk ve arayış bitmişti. Ders saatinin bitiminde
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
'ne doğru yola çıktı ve Mevlânâ'yı atının üstünde
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
birlikte gelirken buldu. Atın dizginlerini tutarak sordu ona:

- Ey bilginler bilgini, söyle bana,
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
mi büyüktür, yoksa
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
mi?"

Mevlânâ, yolunu kesen bu garip yolcudan çok etkilenmiş, sorduğu sorudan ötürü şaşırmıştı:

- Bu nasıl sorudur?" diye kükredi. "O ki peygamberlerin sonuncusudur; O'nun yanında
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
'in sözü mü olur?"

Bunun üstüne Tebrizli Şems şöyle dedi:

- Neden Muhammed "Kalbim paslanır da bu yüzden Rabb'ime günde yetmiş kez istiğfar ederim" diyor da,
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
, "kendimi noksan sıfatlardan uzak tutarım, cüppemin içinde
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
'tan başka varlık yok' diyor; buna ne dersin?"

Bu soruyu Mevlânâ şöyle karşıladı:

- Muhammed her gün yetmiş mâkam aşıyordu. Her mâkamın yüceliğine vardığında önceki mâkam ve mertebedeki bilgisinin yetmezliğinden istiğfar ediyordu. Oysa
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
ulaştığı mâkamın yüceliğinde doyuma ulaştı ve kendinden geçti, gücü sınırlıydı.; onun için böyle konuştu"
.
Tebrizli Şems bu yorum karşısında "Allah, Allah" diye haykırarak onu kucakladı. Evet, aradığı O'ydu. Kaynaklar, bu buluşmanın olduğu yeri Merec-el Bahreyn (iki denizin buluştuğu nokta) diye adlandırdı.

Oradan birlikte Mevlânâ'nın seçkin müritlerinden
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
'un hücresine (medresedeki odası) gittiler ve halvet (iki kişilik kesin bir yalnızlık) oldular. Bu halvet süresi hayli uzun oldu ki kaynaklar 40 gün ile 6 aydan söz eder. Süre ne olursa olsun, Mevlânâ'nın yaşamında bu sırada büyük bir değişme oldu ve yepyeni bir kişilik, yepyeni bir görünüm ortaya çıktı. Mevlânâ artık vaazlarını, derslerini, görevlerini, zorunluluklarını, kısaca her davranışı, her eylemi terk etmişti. Her gün okuduğu kitapları bir yana bırakmış, dostlarını, müritlerini aramaz olmuştu. Konya'nın hemen her kesiminde, bu yeni duruma karşı bir itiraz, bir isyan havası esiyordu. Kimdi bu gelen derviş? Ne istiyordu? Mevlânâ ile hayranları arasına nasıl girmiş, ona bütün görevlerini nasıl unutturmuştu. Şikayetler, ayıplamalar o dereceye vardı ki, bazıları Tebrizli Şems'i ölümle bile tehdit ettiler. Olaylar böyle üzücü bir görünüm kazanınca, bir gün canı çok sıkılan Tebrizli Şems, Mevlânâ'ya
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
'dan bir ayet okudu. Ayet,

İşte bu, sen ile ben'in arasındaki ayrılıktır. (
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
, 78. ayet)

anlamına geliyordu. Bu ayrılık gerçekleşti ve Tebrizli Şems bir gece habersizce Konya'yı terk etti (1245). Tebrizli Şems'in gidişinden son derece etkilenen Mevlânâ kimseyi görmek istememiş, kimseyi kabul etmemiş, yemeden içmeden kesilmiş, sema meclislerinden, dost toplantılarından büsbütün ayağını çekmişti. Özlem ve aşk dolu gazeller söylüyor, gidebileceği her yere gönderdiği ulaklar aracılığıyla Tebrizli Şems'i aratıyordu. Müritlerin bazıları pişmanlık duyup Mevlânâ'dan özür dilerken, bazıları da Tebrizli Şems'e büsbütün kızıp kinlenmekteydiler. Sonunda onun Şam'da olduğu öğrenildi. Sultan Veled ve yirmi kadar arkadaşı Tebrizli Şems'i alıp getirmek üzere acele Şam'a gittiler. Mevlânâ'nın geri dönmesi için yanıp yakardığı
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
ona sundular. Tebrizli Şems, Sultan Veled'in ricalarını kırmadı. Konya'ya dönünce kısa süreli bir barış yaşandı; aleyhinde olanlar gelip özür dilediler. Ama Mevlânâ ile Tebrizli Şems gene eski düzenlerini sürdürdüler. Ancak bu durum pek fazla uzun sürmedi. Dervişler, Mevlânâ 'yı Tebrizli Şems'ten uzak tutmaya çalışıyorlardı. Halk da Mevlânâ'ya Tebrizli Şems geldikten sonra ders ve vaaz vermeyi bıraktığı,
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
ve
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
[
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
]başladığı, fıkıh bilginlerine özgü kıyafetini değiştirip
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
alacası renginde bir
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
ve bal rengi bir
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
giydiği için kızıyordu. Tebrizli Şems'e karşı birleşenler arasında bu kez Mevlânâ'nın ikinci oğlu Alaeddin Çelebi'de vardı.

Sonunda sabrı tükenen Tebrizli Şems "bu sefer öyle bir gideceğim ki, nerde olduğumu kimse bilmeyecek" deyip, 1247 yılında bir gün ortadan kayboldu (ama Eflaki onun kaybolmadığını, aralarında Mevlânâ'nın oğlu Alaeddin'in de bulunduğu bir grup tarafından öldürüldüğünü ileri sürer). Sultan Veled'in deyişine göre Mevlânâ adeta deliye dönmüştü; ama sonunda onun gene geleceğinden umudunu keserek yeniden derslerine, dostlarına, işlerine döndü. Tebrizli Şems'in türbesi
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
'nda diğer
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
'nin yanındadır.

Selahattin Zerküb ve Mesnevi'nin yazılışı​

Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.

Mevlânâ Celâleddîn Rûmî'nin
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
'nde bulunan türbesi,
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
.
Bu dönemde Mevlânâ, Şems-i Tebrizi ile kendi benliğini özdeşleştirme deneyimini yaşıyordu (bu, bazı gazellerin taç beyitinde kendi adını kullanması gerekirken, Şems'in adını kullanmasından da anlaşılmaktadır). Aynı zamanda Mevlânâ kendine en yakın hemhal olarak (aynı hali paylaşan dost) Selahattin Zerküb'u seçmişti. Şems'in yokluk acısını onunla özdeşleştirdiği Selahattin Zerküb ile gideriyordu. Selahattin, erdemli ama okuması yazması olmayan bir kuyumcuydu. Aradan geçen kısa bir zaman içerisinde müritler de Şems yerine Selahattin'i hedef edindiler. Ne var ki Mevlâna ve Selahattin kendilerine karşı duyulan tepkiye aldırmadılar. Selahattin'in kızı "Fatma Hatun" ile Sultan Veled evlendirildi.

Mevlânâ ile Selahattin on yıl süreyle bir arada bulundular. Selahattin'i öldürme girişimleri oldu ve bir gün Selahattin'in Mevlânâ'dan "bu vücut zindanından kurtulmak için izin istediği" rivâyeti yayıldı; üç gün sonra da Selahattin öldü (Aralık 1258). Selahattin cenazesinin ağlayarak değil, neyler ve kudümler çalınarak, sevinç ve şevk içinde kaldırılmasını vasiyet etmişti.[
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
]

Selahattin'in ölümünden sonra, yerini
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
aldı. Hüsamettin, Vefaiyye tarikatının kurucusu ve Tacu'l Arifin diye bilinen
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
'nin soyundan olup dedeleri Urmiye'den göçüp Konya'ya yerleşmişlerdi.
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
Hüsamettin'in babası, Konya yöresi ahilerinin reisiydi. Onun için, Hüsamettin Ahi Türk oğlu diye anılırdı. Varlıklı bir kişiydi ve Mevlânâ'ya mürit olduktan sonra bütün servetini onun müritleri için harcadı. Beraberlikleri Mevlânâ'nın ölümüne kadar on yıl sürdü. O aynı zamanda Vezir Ziyaettin tekkesinin de şeyhiydi ve böylece iki ayrı mâkam sahibiydi.

İslâm tasavvufunun en önemli ve en büyük yapıtı kabul edilen Mesnevî-i Manevî (
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
) Hüsamettin Çelebi aracılığıyla yazılmıştır. Bir gün birlikte sohbet ederlerken Çelebi bir konudan yakındı ve "müritler", dedi, "tasavvuf yolunda bir şeyler öğrenmek için ya Hâkim Senaî'nin Hadika adlı kitabını okuyorlar ya
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
'ın "İlâhînâme" 'sini, ve "Mantık-ut-Tayr" 'ını (Kuş Dili) okuyorlar. Oysa bizim de eğitici bir kitabımız olsaydı herkes bunu okuyacak ve ilâhi gerçekleri ilk elden öğrenecekti." Hüsamettin Çelebi sözünü bitirirken, Mevlânâ sarığının katları arasından bükülmüş bir kâğıt uzattı genç dostuna;
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
'nin ünlü ilk 18 beyti yazılmıştı ve hoca, müridine şöyle diyordu: "Ben başladım, gerisini sen yazarsan ben söylerim."

Bu çalışma yıllar boyu sürdü. Yapıt, 25.700 beyitten oluşan 6 ciltlik bir bütündü. Tasavvuf öğretisini çeşitli öyküler aracılığıyla anlatıyor, olayları yorumlarken tasavvuf ilkelerini açıklıyordu. Mesnevî bittiği zaman artık epeyce yaşlanmış olan Mevlânâ yorgun düşmüş, ayrıca sağlığı da bozulmuştu. 17 Aralık 1273'te de öldü. Mevlânâ'nın vefat ettiği gün olan 17 Aralık, düğün gecesi anlamına gelen ve sevgilisi olan Rabb'ine kavuşma günü olduğu için
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
olarak anılır.

İlk eşi Gevher Hatun ölünce, Mevlânâ Konya'da ikinci kez Gera Hatun ile evlenmiş ve ondan Muzafferettin Alim Çelebi adında bir oğlu ve Fatma Melike Hatun adında bir kızı olmuştu. Mevlânâ'nın soyundan gelen Çelebiler, genellikle Sultan Veled'in oğlu
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
'nin torunlarıdır; Fatma Melike Hatun'un torunlarıysa
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.
arasında İnas Çelebi olarak anılırlar.
 
Üst